Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
242
 

Üç büyükler, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” dedi, karneyi sıfırladı!

Üç büyükler, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” dedi, karneyi sıfırladı!
 

KADININ ADI HÂLÂ YOK!

“CHP, Bekaroğlu için 2 kadını feda etti… AKP, CHP ve MHP’nin karneleri berbat!Bakan Ayşenur İslam randevu taleplerine kapalı… Kadınlar siyasi partilerde kadın kollarına hapsedilmiş vaziyette… 4+4+4 kadın erkek eşitliğini çok kötü etkiledi…”

Bu sözler ve daha fazlası, Kadın Adayları Destekleme Derneği (KADER) Genel Başkanı Gönül Karahanoğlu’na ait. Kendisiyle kadın-erkek eşitliği sorunu bağlamında bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Gönül Karahanoğlu, son dönemde kadın cinayetlerinin artmasında siyasetin üst makamlarından basına yansıyan söylemlerin dolaylı etkisi bulunduğunu belirterek, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi yönündeki çabaların kadın sorunları açısından farkındalık yarattığına da işaret ediyor. Siyasi parti liderlerini - ayırım gözetmeksizin- kadınların siyasi temsili uygulamasında başarısız bulduğunu ifade eden Karahanoğlu, kota uygulamasının da bir samimiyetsizlik göstergesi olduğuna işaret ediyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın bir kadın derneği olmalarına rağmen randevu taleplerine kapalı olduğu eleştirisini ifade eden Gönül Karahanoğlu, siyasi partilerde kadınların yine işin mutfak kısmına yani kadın kollarına hapsedildiğine vurgu yapıyor.

Kendisiyle KADER’in Esentepe’de bulunan ofisinde bir araya geldiğimiz Genel Başkan Gönül Karahanoğlu, bakın neler söyledi.

BÜTÜN SİYASİ PARTİLERE EŞİT MESAFEDEYİZ

Gönül Hanım, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Ben, Kimya Yüksek Mühendisiyim. KADER’in şu anki Genel Başkanı’yım. 1994 yılından bu yana sivil toplum kuruluşlarında çalışıyorum. KADER siyasi sayılabilecek bir örgüt ama hiçbir zaman için direkt olarak siyasete girmeyi düşünmedim. Ben sivil toplumcuyum ve sivil toplumda devam etmeyi hep hedefledim.

KADER’i tanıyalım biraz da!

KADER 1997 yılında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. Kadınların karar alma mekanizmalarında azlığı dikkati çekmiş ve bunun böyle olmaması gerektiği, eşit temsilin olması gerektiği fikrinden yola çıkarak, Prof. Dr. Şirin Tekeli öncülüğünde oluşmuş bir kadın grubu tarafından kurulmuş. Şu anda Türkiye genelinde yaklaşık 900 üyemiz var. 6 şube, 7 temsilcilik halinde faaliyet gösteriyoruz. Şubelerimiz ve temsilciliklerimiz aracılığı ile misyonlarımızı yerine getirmeye çalışıyoruz. Bizim misyonumuz ve hedefimiz, seçim ve atama ile gelinen karar mekanizmalarında kadınların eşit temsili. Bizim son hedefimiz bu. Tabii bunun için kat etmemiz gereken çok yol olduğunu biliyoruz. KADER olarak, seçen ve tayin eden kimselere kadınları seçmeleri ve tayin etmeleri için lobicilik ve baskı çalışmaları yapıyoruz. Aday olacak konumdaki kadınlara da destek oluyoruz. Derneğimizin orijinal adı “ Kadın Adaylarını Destekleme ve Eğitme Derneği”dir. 4 yıl önceki Genel Kurul’da “eğitme”yi kaldırdık. “Eğitme” daha iddialı bir söz; aslında “destek” kelimesinin altında eğitim de var zaten.

KADER olarak bizim alanımız “ siyasal temsil.” Ama tabii kadının bir sürü sorunu var; şiddet, işgücüne katılım, sağlığa ve eğitime erişim, çocuk gelinler meseleleri var. Biz KADER olarak, ortak platformlarda farklı sorunlara yönelen diğer STK’lar ile bir araya geliyor ve onların haklı taleplerine imza vererek, basın bildirisinin altına imza koyarak, beraber sesimizi yükselterek destek veriyoruz. Onların hepsi bizim kardeş kuruluşlarımız. Kadına dair sorunların çözümü nihayetinde siyasetten geçmiyor mu? İddialı olmasın ama şemsiye örgüt biziz çünkü bu işler siyasette çözülecek. KADER olarak Avrupa Kadın Lobisi’nin de üyesiyiz.

KADER tüm siyasi görüşlere eşit uzaklıkta mı?

Bizim çok önemli bir özelliğimiz bu; biz bütün partilere eşit mesafedeyiz. Bu, tutturulması çok zor bir özellik çünkü en kötü ihtimal ile hepimiz bir partinin seçmeniyiz. Ancak buradaki işlerimizde bu meseleyi dışarıda bırakıp tüm legal partilere, özellikle de Meclis’te grubu olan partilere eşit mesafede olmamız gerekiyor ve bütün faaliyetlerimizde de bu eşit mesafeyi tutturmak için gayret sarf ediyoruz. Mesela bizim 2000’li yılların başından beri düzenlediğimiz siyaset okullarımız var. Her sene 6 il seçiyoruz ve oralarda, çevre illeri de davet ederek, 4 günlük bir siyaset okulu düzenliyoruz. Buralarda tüm siyasi partilerden aday olabilecek kadınları bir araya getiriyoruz. Bu okulların demografisinin mutlaka 4 partiden birden oluşmasına itina gösteriyoruz.

3 BÜYÜK PARTİNİN KARNESİ BERBAT!

Türkiye’de kadının durumu nedir? Kadının adı, Duygu Asena’nın o ünlü tabiri ile hâlâ “yok” mu?

Karar alma mekanizmalarında kadınların bulunmaması çok dramatik bir konu Türkiye’de. Mesela akademide kadın oranı hiç azımsanacak gibi değil; kritik eşik olan yüzde 33’ün üstünde ama sıra mesela rektör veya dekan seçimine gelince, 4 tane kadın rektör var Türkiye genelinde. Mesela 81 ilde, 81 tane baro var, bunların ise ancak 5 tanesinin kadın başkanı var. Halbuki, barolara kayıtlı kadın avukat sayısı gene %33’ün üstünde ama karar alma mekanizmasına gelince kadın yok. Yerel yönetimlerde de kadının sayısı ihmal edilmeyecek düzeyde (az). Son seçimler zaten tamamen bir hayal kırıklığı oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsili oranı şu anda %14. 2, yani çok düşük. Gerçi KADER kurulduğunda bu tek basamaklı bir rakam imiş; bunun 2 basamaklı bir rakama çıkmasında mutlaka KADER’in çok önemli rolü olduğuna inanıyoruz. Bunu bize objektif düşünen insanlar da söylüyorlar. Bu tip temsillerde kritik eşik %33’tür, yani daha oraya gelene kadar yolumuz var. Bakanlar Kurulu’nda bakıyorsunuz 1 tane kadın var, o da Kadın ve Aile’den sorumlu Bakan. Bir tek kadının işgücüne katılım oranı %23 resmi verilere göre. Bu birazcık, kabul edilebilir gibi demeyelim ama telaffuz ederken çok utanmayacağınız bir rakam. Onun dışında yerel yönetimlerde durumlar korkunç!

Görüyorsunuz ki, karar alma mekanizmalarına gelince, kadın daima yok. Mesela HSYK seçimleri yapıldı; orada seçilen bölümünde hiç kadın yok. Bir tane yedekte vardı, biz bunun üzerine hemen bir basın bildirisi ile ortaya çıktık. Bunun bizim dememiz ile olduğunu iddia etmek doğru değil tabii ama onun da bir payı olmuştur. Biz dedik ki, mevcut 22 kişilik yapı içerisinde seçim ile gelen kısımda hiç kadın yok. Cumhurbaşkanı’nın seçtiği 4 kişinden en az 2’si kadın olsun dedik; Cumhurbaşkanı da öyle atadı. Dolayısıyla HSYK’daki 22 kişinin 2’si kadın, bir tane de yedekte bir kadın üye var. Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Bu hep böyle. İşte bizim misyonumuz, bu sayıyı kadınlar lehine arttırmak.

Bu konuda hep dillendirilen “ kota” uygulamaları nerede?

Aslında kendi içimizde yaptığımız bir tartışma bu bizim; kota mı, parite mi?

Aradaki farkı açar mısınız?

Aradaki fark şu: Dünyadaki uygulamalarda eşit temsile giden yolda kota uygulaması vazgeçilmez bir yöntem olmuştur. Yani, kota aşamasından geçip bir takım pozitif ayırımcılıklar yapılmadan kadınların eşit temsile doğru yol almaları mümkün olmamıştır. Onun için biz de mecburen kotayı savunuyoruz şu anda. Ama yüzde 50 kota diyoruz açıkçası, yüzde 33 falan değil. Bu aslında bir parite meselesi, Fransa’da gündeme geldiği gibi. Yani, kadın ve erkeğin eşit insan olmasından kaynaklanan bir eşit temsil hakkı. Dolayısıyla, kota diye bir şey söz konusu olamaz. Türkiye’nin yaklaşık yarı nüfusu kadın, seçmenin yarısı kadın, o zaman seçilenin yarısı da kadın olacak. Bu bir insan hakkı.

O yüzde 50 dediğiniz parite oluyor o zaman?

Evet, bu insan hakkı çünkü; bundan başka bir şey değil.

Yani, eski tabir ile, ehven-i şer yani kötünün iyisi olarak şu anda kotaya razıyız mı diyorsunuz?

Geçici önlem olarak, kaldıraç olarak görev yapsın kota. Mesela bizim bu zorlamalarımız ile CHP kendi iç tüzüğüne %33 kotayı koydu.

O zaman yeri gelmişken hemen sorayım! Koydu, peki uyguladı mı?

Hayır! İşte tabii şöyle bir şey var. Bizim söylediğimiz şu: Kadın temsili sadece genel ya da yerel seçimlerde değil, partilerin kendi içindeki organlarında da eşit olması lâzım. MYK seçimlerinde, Parti Meclisi seçimlerinde. Son parti meclisinde biliyorsunuz olmadık bir iş yaptı CHP ve %33 kotayı uygulayacağım diye, erkeklerin lehine çevirdi ve Bekaroğlu’nun Parti Meclisi’ne girebilmesi için 2 tane kadını feda etti. CHP Kadın Kolları Başkanı Hilal Dokuzcan, KADER’den çıkmadır, üyemizdir. O da meseleyi çok yakından bildiği için, kadın kotasını tüzüklerine koydular ama uygulamıyorlar; ne kendi içlerinde ne de yerel ve genel seçimlerde. Genel ve yerel seçimlerde uygulamalar da şöyle: Bizim istediğimiz nihai olarak yüzde 33’ün temin edilmesi. Aday listelerinde %33 koymak değil; ikisi arasında fark var.

Kesinlikle! Sadece CHP üzerinden bir değerlendirme olmasın; 3 büyük partimizin yani AKP, CHP ve MHP’nin karneleri nasıl?

Berbat!

Üçü de mi?

Biz KADER olarak her sene 8 Mart’ta bir karne yayınlıyoruz. Onu da son 2 senedir bildiğiniz karne formatında yayınlıyoruz ve partilerimiz her sene sınıfta kalıyorlar! Çeşitli parametrelerimiz var, onlara göre bir değerlendirme yapıyoruz bu karnelerde ve siyasi partilerimiz hepsinde sınıfta kalıyorlar!

Yani, partilerin kota uygulamalarını pek samimi bulmadığınızı söyleyebilir miyiz?

Evet, maalesef samimi değil. Siyaset eril bir alan ve eril olmaya da devam ediyor maalesef. Yüzde 33 kota olacak diye, seçilemeyecek yerlere yazıyorlar kadınları, sonra da “koydun mu?” “koydum” diyor! O nedenle nihai listede biz “fermuar sistemi” öneriyoruz. Yani listeleri bir kadın, bir erkek, bir kadın, bir erkek olacak şekilde yukarıdan aşağıya yerleştirmek. Kaç tanesi seçilirse, o kadarı girer.

SEÇİLEN KADINLAR DA ERİL SİYASETE UYUYOR!

Seçilmiş olan kadınların diğer kadınlara tutumu ne durumda?

Bu, bir başka sıkıntılı taraf! Siyasette kendine yer bulan kadınlar da eril siyasetin kurallarına göre oynamaya başlıyorlar. Halbuki biz kadın bakış açısına sahip ve toplumsal cinsiyet normlarını içselleştirmiş, “ gender- mainstreaming” dediğimiz yani kadının ve erkeğin her alanda eşit olmasını içselleştirmiş olan kadınların çoğalmasını ve bu şekilde bir siyaset yapmalarını istiyoruz.

Kendini kurtaran kadın,  geride kalan hemcinsleri için “ bana ne” diyor yani?

“Bana ne” diyor ve “ burası eril alan” diyor. “ Kural öyle, ben de o kurala göre oynuyorum o zaman. Kadın meseleleri beni çok da bağlamasın” diyor. Biz bunu istemiyoruz. Böyle siyaset yapan kadın siyasetçilerimiz de var.

Anayasa’nın değiştirilmesi uzun zamandır gündemde. Yeni Anayasa tasarısı kadın sorunsalına nasıl bakıyor?

Bu konuda bizim sürekli olarak görüşlerini bildiren bir ekibimiz vardı. Anayasa Platformu’nun bir üyesiyiz biz de. Fakat Anayasa çalışmaları rafa kalktığı için şu anda aktif değil. Biz, KADER olarak kadına dair çıkan yasalara müdahil olmaya çalışıyoruz. KADER’i bilen ve bizim siyaset okullarımızdan seçilmiş milletvekilleri ile devamlı iyi ilişkilerimiz var Ankara’da. Onlar bu süreçleri bize haber veriyorlar. Biz fikirlerimizi söylemek, bunları yazılı ve sözlü olarak bunları beyan etmek, itirazlarımızı dile getirmek şeklinde bu süreçlere müdahil olmaya çalışıyoruz. Mesela, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK)’in oluşturulmasında KADER’in çok önemli etkisi olmuştur. Sığınak Yasası’na, Kadına Karşı Şiddet Yasası’na da müdahiliz. Ombudsmanlık yasasının çıkması KADER’in bir teklifinden sonradır. 2002’deki Medeni Kanun’un değişmesi sırasında buradaki hukukçu arkadaşlarımızın çok önemli katkıları oldu.

Ama ombudsman kadın mı?

Değil, olmadı kadın!

Bu, İsveç’te yaygın bir uygulama yanılmıyorsam?

Evet, ancak zaten bu “ ombudsman” terimi bile yanlış; aynen akil adam meselesinde de olduğu gibi, nasıl ki doğrusu “akil insan” olmalı. Yani biz terminoloji ile de çok uğraşıyoruz.

SIĞINMA EVLERİ KONUSUNDA DORUN KAYNAK DEĞİL, ZİHNİYET

Evet, oldukça önemli bence de. Özellikle de toplumda bir algı yaratması açısından.

Aynen. Biz bu terminoloji konusunda çok uğraşıyoruz. Hatta özel hayatta dahi “ bayan, hanım” sözlerini her duyduğumuzda, devamlı uyararak, düzelttiriyoruz.

Sonuçta kadın ve erkek var! Bir de “ kız” diyorlar mesela.

Böyle bir şey yok. 2 cinsiyet var. Terminolojinin doğru kullanılması önemli. Bir şey lütfediyormuş gibi “ başımızın tacısınız bayanlar, hanımlar” deniyor.             “ Hanım kardeşlerimiz” diyor Tayyip Erdoğan mesela. Oysa hiç böyle bir şey yok. Biz eşit insanız. Biz hak bazında eşitlik istiyoruz. Erkekler, siz de bizim “başımızın tacı”sınız o zaman! Hak bazında eşit olalım, birbirimizin başının tacı olalım. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok ki, ötekini tac etsin!

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından her sene yayınlanmakta olan İlerleme raporları var biliyorsunuz ve bu raporlarda birçok konunun yanı sıra, Türkiye’de kadın haklarına yönelik ilerlemeler ve eleştiriler de dile getiriliyor. Eleştirilerin ve uyarıların yapıldığı alanlardan biri, “sığınma evleri” konusu. 1998’ten beri yayınlanmakta olan raporların hemen hepsinde bu konuda eleştiri var. Bu konuda siz neler söyleyeceksiniz? Durum nedir?

Belediyelerde kadın sığınma evler açılması konusunda sıkıntı kaynakta değil, zihniyette. Kadın Sığınma Evleri ile ilgili kanun çıkarken de biz ismini bile istediğimiz gibi koyamadık. Bunları “ Kadın Konuk Evi”ne dönüştürdüler. Bunlar, bütün dünyada “ shelter” denilen “sığınma evi”dir. Burası insanın misafirliğe isteyerek gittiği bir yer değil. Kadının sığınma evine girene kadar süren bir süreç var. Bizde bu süreç yetersiz. Çünkü tepedeki zihniyet diyor ki, “ aile kutsaldır”, “aile birliği esastır” ve de “ aile birliğinin devamı esastır.” Yani, o aile o kadın için bir cehennem de olsa, aile devam etsin. Kadını ayrı bir birey olarak tarif etmeyelim; kadın bir evin annesidir, birisinin eşidir. Tarif ve referans bu. Baştaki zihniyet bu olunca, ondan sonra siz yasaları kağıt üstünde güzel güzel çıkartın; işleyiş öyle olmuyor. Ne oluyor? İşte, şikâyetçi olana, “ biz karı – koca arasına girmeyelim” veya “ hanım; eşindir, sen idare et” deniyor. Aradaki o kişiler meselenin ciddiyetine vakıf olarak yürütmüyorlar prosedürü.

BASINA YANSIYAN AÇIKLAMALAR

Düşünün ki, bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’mız var; geçen günkü beyanatını dinlemişsinizdir, diyor ki, “ bizim misafirperverliğimize uymaz aç kaldı diye Suriye’den gelen kadınlar ile 2, veya 3. kadın olarak evlenilmesi.” Böyle bir şey olabilir mi? 2. veya 3. kadın diye bir şey olabilir mi? Bizim Medeni Kanun’umuzda sadece 1 eş söz konusu. Yani sadece misafirperverliğe mi sığmıyor bu iş? Tepedeki zihniyet bu olunca, siz isterseniz 10 bin kişiye bir düşecek şekilde sığınma evleri açın.

Bu şekilde Cumhurbaşkanı’mızın da ( Başbakan olduğu dönem de dahil olmak üzere) ve diğer bazı siyasilerimizin de çeşitli beyanatları oluyor. Bunlar toplumsal algıyı olumsuz etkiliyor diyebilir miyiz?

Gayet tabii! Şimdi deniyor ki, “ kreş eken huzur evi biçer.” Bunu sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan olduğu dönemde söyledi. Bu ne demek? Demek ki, çocuğunu kendin büyüteceksin. Huzur evi biçmek de kötü bir şey. O zaman kadın ne yapacak? 3 çocuk doğuracak, 3’üne kendisi bakacak, yaşlılara da o bakacak. O zaman kadının hayatı nerede olacak? Sığınma evlerinin mekanizması da doğru çalışmıyor. Birçok yerde sığınma evleri deşifre ediliyor mesela ve erkekler kadınların izini buluyor.

Kadın hakları ve sorunları konusunda yazılmış olan makalelere baktığımda, ortak nokta şu ki, “ yasalar tamam ancak uygulanmıyor.”

Aynı fikirdeyim. Bizde hiç yasa eksiği yok, yasa fazlası var. Ama uygulama problemimiz var. Mesela Şiddeti Önleme İzleme Merkezleri (ŞÖİM) var, ancak onların da işlevleri etkisiz kaldı. Bunlar Fatma Şahin zamanında kurulmuştu. Mesela KEFEK yani Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da faal çalışmıyor.

KADIN SIĞINAKLARI DEŞİFRE EDİLİYOR

Kadın cinayetleri haberleri ile son zamanlarda daha sık karşılaşıyoruz. Son zamanlardaki bu artışın sebebi nedir?

Sebeplerden biri, yaşananların deşifre edilmesi. Şimdi biraz basın da üzerine gidiyor, insanlar da (olayların) deşifre edilebileceğini öğrendiler ve deşifre ediyorlar. Eskiden de birileri öldürülüp Dicle’ye atılıyordu ama kimse izini sürmüyordu. Şimdi o aile içinde kapatılsa bile, komşu aile deşifre edebiliyor. Bu deşifreden dolayı, mevcut olan rakamların daha fazla ortaya çıkması söz konusu. Diğer bir sebep siyasilerin çok yadırgadığım ve yapmamaları gereken söylemlerinin yansımaları. Şimdi mesela Bülent Arınç çıkıyor diyor ki, kadınlar yüksek ses ile gülmesinler, kızlı erkekli evlerde oturmasınlar, çarşıda meyveyi elleriyle seçmesinler… Şimdi, böyle söyleyince birtakım siyasiler veya bu sefer başka eril zihniyetteki erkekler de bundan bir çıkarsama yapıyor. “ Bu kadın yüksek ses ile gülüyor, eteği de kısa; o zaman benim ona müdahale etmeye hakkım var” diye düşünüyor. Yani bu söylemlerden bir nevi cesaret ve bir vekâlet alıyor. Bunun da bir etkisi var bu artışlarda diye düşünüyorum dolaylı olarak.

Sizce Avrupa Birliği’nin Türkiye’de kadın haklarının geliştirilmesi noktasındaki yasallaşma sürecine etkisi nedir? Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş yönündeki uyum çabaları olmasaydı eğer, bugün daha geri bir noktada olur muyduk, yoksa fark etmez miydi?

Daha geri bir noktada olurduk, kesinlikle. Sosyal işlerde yapılan yatırımların geri dönüşümünü rakamlar ile tespit etmek mümkün değil. Siz bir yatırım yapıyorsunuz, bir çabada bulunuyorsunuz ancak onun geri dönüşü hemen, teke tek olmaz. Her atılan temel, daha ileriye dönük bir geri dönüşümün zeminini teşkil eder. Türkiye’de bu konuda çok fazla miktarda AB projesi yapıldı, üstelik sadece büyükşehirlerde değil, Anadolu’da da. Bunların hepsi belli bir farkındalık yarattı insanlarda. Siz bir şeye alıştığınız zaman, orada bir yanlışlık olup olmadığının farkına varmazsınız. Erkek egemen zihniyet yayılmış bu ülkede, böyle yapılıyor işler (şeklinde düşünürsünüz). Ancak size doğruları verdikleri zaman sorgulamaya başlarsınız. Farkındalık çok önemli. AB, hiçbir şey yapmadıysa, bu bağlamda farkındalıklar yarattı. Toparlar isem, AB’nin mutlaka faydası oldu. AB’ye direkt girmiş olmasak bile, yapılan projeler, önümüze konan hedefler, her fasılın açılışında yapmamız gereken şeyler vesaire. En azından kâğıt üzerinde yaptık bazı şeyleri ve bunlar insanlarda yavaş yavaş bir farkındalık yaratıyor. Bu anlamda faydası var.

Kadın sorunları kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan destek gördünüz mü? Mesela, camilerde kadın hakları konusunda, aile içi şiddet konusunda vaazlar verilmesi gibi…

Doğrusu Diyanet İşleri Başkanlığı ile hiç ilişkimiz yok. Aslında bu yapılabilir. Mesela şiddet ile uğraşan bir STK olarak Mor Çatı böyle bir talepte bulunabilir, belki de bulundu; bilmiyorum. Biz de KADER olarak, Diyanet İşleri’nden kadınların da siyasi hayatta seçilmeleri yönündeki vaazler ile ilgili olarak taleplerde bulunabiliriz. Bu dediğiniz bana çok akla yakın bir husus gibi görünüyor. Talep etmesi bizden!

TAYYİP ERDOĞAN ÇAĞRIYA CEVAP VERMEDİ

Kadın sorunlarını giderme noktasında STK’lar ile devletin ilişkisi nasıl? Okuduğum bir yazıda, hükümetin muhafazakâr STK’lara daha fazla ilgi gösterdiği şeklinde bir eleştiri var. Bu eleştirinin benzerini AB Komisyonu’nun 2014 tarihli İlerleme Raporu’nda da görüyoruz.

Bu, genelde doğrudur ama bu kişiler ile de ilgili bir durum. Mesela Fatma Şahin döneminde bizim inanılmaz sıkı bir ilişkimiz vardı. Bakan Ayşenur İslam ile henüz daha hiç karşı karşıya gelemedik. Kendisi randevu taleplerine kapalı. KADER olarak bizimle hiçbir irtibat kurmadı. Bakan Ayşenur İslam ile hiçbir ilişkimiz olmadı.

Yani, böyle bir talepte bulundunuz ve olmadı mı?

Biz bu sene Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün kadın örgütlerine ev sahipliği yaparak, Cumhurbaşkanı adaylarını kadın konusunu görüşmek üzere toplantıya çağırdık. 17 Temmuz’da Ekmeleddin İhsanoğlu geldi. Biz seçilecek cumhurbaşkanından neler beklediğimize ilişkin talep mektubunu kendisine ilettik. 25 Temmuz’da da Selahattin Demirtaş geldi. Çağrıyı tabii Tayyip Erdoğan’a da yaptık ancak hiç cevap dahi vermedi. Seçimden önceki son Cuma gecesi bir TV kanalında güya kadın örgütleri temsilcileri ile buluştu ama son derece çanak soruların hazırlandığı, “ kadınlar ile buluştu mu, buluştu” denecek bir televizyon söyleşisi yaptı. Tamamen hazırlanmış bir mizansendi bu.

Kadın ve Aile Bakanlığı’nın adının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmesi kadın örgütleri tarafından eleştirilen bir husus. Kadının bu şekilde aile içine sınırlandırıldığı ifade ediliyor. Sizin yorumunuz nedir?

Aynen öyle. Bu eleştiriyi biz de yapıyoruz; kadını aile içinde tarif ediyor, tek başına bir birey olarak tarif etmiyor bu isim. Bu, bir zihniyetin ifadesi olması açısından çok önemli yoksa ismi ne olursa olsun. Ama niye böyle bir isim? Bu, çok yanlış bir şey.

KADINLAR AÇISINDAN SON DERECE KÖTÜ BİR YEREL SEÇİM

Son yerel seçimleri değerlendirirsek Gönül Hanım, KADER olarak neler söyleyeceksiniz bize?

Kadınlar açısından son derece kötü bir yerel seçim soldu. Büyükşehir ve İl Belediye Başkanı olarak %4.9 oranı söz konusu. Büyükşehir Başkanı 3 tane kadın var.  Muhtarlıklarda biraz hareket oldu; bu da ortalama bazda yine kötü ama en azından kıpırdanmalar var. Oysa ki, yerel siyasette kadının sayısı erkekten çok olması gerekiyor. Yerelin problemini kadın erkekten daha çok biliyor. Meclis’te 4 partinin temsilcisi kadınlar ile dertleştiğinizde görüyorsunuz ki, kadın erkek eşitliği açısından hepsinin sorunları ve eleştirileri aynı.

Bu konuda kimsenin kimseden yok bir farkı yani!

Kesinlikle, zihniyet böyle. Yine, HADEP’teki eş başkanlık uygulamasının da güllük gülistanlık yürümediği yönünde bölgeden gelen kadın siyasetçilerin eleştirileri var. Konuştuğumuz kadınlar, her şeyin sanıldığı gibi güllük gülistanlık yürümediğini ve erkeklerin kadın eş başkanlar için, “ benim eş başkanım” ifadesini kullandıklarını söylüyorlar.

Yine bakıyorsunuz, siyasi parti il başkanı kadın da yok! Eğer biz buradan BDP’yi, HDP’yi çıkaracak olursak, hiç yok! AKP’de sıfır, CHP’de sıfır, MHP’de 1 tane! Kadınlar siyasi partilerde kadın kollarına hapsedilmiş vaziyette. Her yerde olduğu gibi orada da işin mutfağında. Saha çalışması yap, broşür dağıt onu yap bunu yap; sıra adaylığa geldiği zaman ise “ sen kenarda dur, biz bu (makamları) paylaşalım.” Kadınlar normal hayatlarında olduğu gibi buralarda da “ vesaire” işleri yapıyorlar ama hayat hep bu vesaire işlerin üzerine dönüyor; ancak sözü başkası söylüyor. Bu her zaman böyle.

Sizce 4+4+4 nasıl etkiledi kadın erkek eşitliği konusunu?

Çok kötü etkiledi. Okul öncesi eğitim ile beraber kızların okullaşma oranı ciddi boyutlarda yükselmişti. Ona da ket vuracak şekilde bu 4+4+4 uygulaması, işi kızlar açısından berbat etti çünkü ikinci 4’ten sonra bir de evde eğitim görebilme şeklinde kolaylıklar getirdiler; dolayısıyla aileler, ikinci 4’ten sonra “eve alalım kızı” diyecekler. Kızların fırsat eşitliğine ciddi sekte vuracak bir şey oldu bu. Eğitim 12 yıl kesintisiz olsun, niye kesintili olsun ki? Bunun bölünmesinin altında tamamen böyle bir neden olduğunu düşünüyorum.

Baz akademisyenlerin evde engelli ya da yaşlı bakımı için verilen devlet yardımlarının kadınları olumsuz etkilediği yönünde eleştiriler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Doğrudur, ben buna katılıyorum. “  Parayı alın, sorununuzu evde halledin, kadın evde kalsın, çocuğa da, yaşlıya da baksın.” Bu, kadınların dışarıya çıkmasına dolaylı olarak engel olan bir şey.

Gönül Hanım, çok yararlı bir sohbet oldu. Yoğun işleriniz arasında röportajımıza vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim!

Ben teşekkür ederim!

ÖZEL RÖPORTAJ: ARZU BAŞLANTI

arzubaslanti@yahoo.com

not: izinsiz kullanılamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 229
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1280
Kayıt tarihi
: 26.08.12
 
 

Doğum yeri: Berlin Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu (Bölüm ve fak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster