Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
220
 

Üç harfle yetinebilmiş mevsimdir Kış

Üç harfle yetinebilmiş mevsimdir Kış
 

Yorgun ve telaşlı bir günü daha geride bırakırken, okul çıkışı eve dönüş yolunda, yüzümü tırmalayan haşin rüzgarın hücumuna uğramaktan kurtaramadım kendimi. Şimdi bir tatlı güneş olsa, ısıtsa içimi, sıcak bir çorba lezzetinde iyi gelse şu bitap düşmüş bedenime, uyutsa beni kollarında bir anne gibi..

Benim gibi soğuk diyarlardan gelmiş, çocukluğu kışın en şiddetli zamanlarına rastlamış birisine, bu kıvamını şaşırmış havanın ‘vız gelir tırıs gider’ ayarında olması lazımdır. Gel görki evdeki hesap; ne çarşıya, ne de Özlem’in yaz-kış dinlemeden kendi hayatını yaşarcasına üşüyen elleri ayaklarına uyar.Evet, ellerim buzhaneden çıkmış buz kristalidir her mevsim, olanca hoyratlığıyla.

Şimdi eve geçip sıcak bir yemek pişireyim, annemi düşüneyim, memleketi düşüneyim, içleneyim ‘Havalar iyice bozmuştur oralarda.’ diyerekten, telefona sarılayım günden arta kalan telaşımla.

Ama her şeye rağmen, böyle günlerde bilirim ki, benden binlerce kilometre uzaktaki annem üşüyordur. Evimizle anayol arasındaki mesafeye tüm gücüyle yığılmış kar kütlelerini, bir Anadolu kadınının özverisiyle açmaya çalışıyordur. Öyle ya, kardeşim bu yoldan geçecek, benim bir zamanlar büyük heyecanlarla gününü saatini beklediğim okuluma gidecek. Yolun açılması lazım, zira kardeşim okuluna geç kalacak. İşte böyle zamanlarda, konuşurken annemle, hemen farkederim sesindeki alışılagelmiş tınının değiştiğini. Sesinin, milyon tane soğuk hava dalgasına karşı koyamamış güçsüz halini. Annemin, her yıl, kışın üç ayının her gününü hasta geçirmesi, hiçbirimiz için sürpriz değildir.

Hülya’dan alıyorum haberleri, küçük kardeşim de, okuldan her dönüşünde, buz tutmuş eldivene yapışmış miniminnacık ellerini, anne-babamın imece çabalarıyla ancak kurtarabiliyormuş. Tıpkı benim de bir zamanlar yaşadığım gibi. Ama işte o bir erkek, o ağlamıyormuş bu rutine bağlamış durumlardan. Oysaki ben, gözyaşımın yanağımdan sızarken ardında bıraktığı keskin sızıyı, bugün hala duyarım..

Tüm bu soğuk anılarıma rağmen, yine de, bizim oralarda en sevilen mevsimdi kış. Bazı bazı evleri ısıtan tek araç, sobaydı ve bu yüzden tek odaya mahkum olmuş çocuklar koşuştururken içerde, onları ikaz eden büyükler, koyu bir sohbete gark olurdu. Sabahın o mis kokulu çayı, ısınmış hazır bir şekilde, uyandığında seni beklerdi. Tavşankanı bardaktan kareli masaya yapılan o güzelim yolculuğa, taze taze tandır ekmeğinin buram buram buğusu da eşlik ederdi. Akşamdan kurumaya bırakılmış okul önlüklerinin bir tutam yanmış olması bile, bu mutlu kahvaltı sofrasında  biz küçüklerin keyfini bozmaya yetmezdi. Benim ilkokuldaki beş yılım böyle geçti işte..

Senelerdir hayalimde yaşattığım bu tabloyu tekrar canlandırabilmek için, evime hasretim. Çok küçük yaşta, çok büyük idealler uğruna evden ayrıldığım o nemli eylül sabahından beri, zamanın alıp götürmek istediği değerlerimi yastığımın altında tutmaya çalışıyorum. Kimbilir, belki birgün yine aynı hislerle, aynı sofraya, aynı masumiyetle oturup, o taze tandır ekmeğinin kokusunu ailecek içimize çekeriz. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 471
Kayıt tarihi
: 24.02.14
 
 

1993 Muş doğumlu, kitapsever, sinemasever, seyahatsever, yazmayı sever. ''Sekiz yaşımda, doğa bil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster