Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
509
 

Üç tarafı suyla çevrili yerde susuzluktan kırılmak!

Küresel ısınma nedeniyle aylardır İstanbul, Ankara gibi metropoller başta olmak üzere Türkiye'nin birçok yeri kuraklıktan kavruluyor. Çiftçiler ürünleri kaybediyor. Barajlardaki su miktarı giderek azalıyor. Hatta Ankara'da 2 günde bir su verilmeye başlandı. İstanbul'un susuzluğuna çare olarak başka bölgelerdeki çaylardan, nehirlerden su getirme projelerine hız verildi. Yüzlerce kilometrelik su boruları döşeniyor. Elbette bu çalışmaların bir maliyeti de var.

Peki göz göre göre neden lades olduk? 2 yıldır küresel ısınmanın boyutları halka anlatılıyor. Bunun bedelini ödeyeceğimizi ve susuz kalacağımızı yaklaşık 2 yıldır biliyorduk. Sadece görmezden geldik.

Buna karşın 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir imkana dünyanın hangi ülkesi sahip? Neden bunu değerlendiremiyoruz? Aslında yapılacak şey çok basit. Denizden arıtma tesisi kurmak ve tuzlu suyu arıtarak şehir şebekesine vermek. Üstelik dünyadaki ilk arıtma tesisini de atalarımız kurmuş. Şaşırdınız değil mi? Evet, Osmanlılar Cidde'de yaptığı ilk denizden tatlı su arıtma tesisi ile onlarca yıl Cidde'ye mütevazi miktarlarda içme suyu sağlamış. Üstelik bu tesis 1940'lı yıllara kadar da faaliyette kalmış.

Osmanlıların bile yaptığı bir hizmeti bugün yapamıyor olmamız ülke adına çok büyük bir ayıptır. Melen çayından ya da Kızılırmak'dan su getirmek yerine denizden su arıtma tesisi yapmak çok daha akıllıca değil mi? Üstelik çaylar, ırmaklar kururken denizler kutuplardaki buzulların erimesi nedeniyle hızla yükseliyor.

Günümüz teknolojisi ile rüzgardan faydalanarak deniz suyundan içme suyu elde etmenin maliyeti yaklaşık olarak 2 milyon Euro civarında. Bugün ortalama olarak 1 m³ içme suyu için 0, 5 €/m³ masraf söz konusu. İstanbul gibi bir metropolün tüm içme suyu sorununu halletmek amacıyla harcanacak toplam para benim tahminime göre 100 milyon Euro civarında olacaktır. Zaten bu parayı birçok yerden getireceğiniz sulara eninde sonunda harcayacaksınız. Üstelik bu çayların kuruma ihtimali de var, oysa deniz suyunda böyle bir sorun yok. Çok büyük bir kaynak deniz suyu. Sizce de mantıklı bir çözüm değil mi?

Aaa, bir de devletimiz tüm nehirleri ve çayları özelleştirme projesine giriyor. 3, 5 milyar Euro taze kaynak yaratmak ve ekonomiye sıcak para girişini sağlamak amacıyla düşünülen bu proje uzun dönemde halkımıza ciddi anlamda maddi külfet sağlayacak. Devletimiz bu çalışmayla hiçbir yatırım yapmadan halkımızın su ihtiyacını karşılayacak belki ama yap-işlet-devret ile gerçekleştirilecek bu projelerde yatırımcı firma, bir an önce kar elde edebilmek için yüksek bedellerle halkımıza su satacak. Yani devlete girecek para halkın cebinden fazlasıyla çıkacak. Sonuçta belki bugün 1 litre su için harcadığımız paranın belki 2 belki de 3 katı cebimizden çıkacak. Üstelik burada gizli anlaşmalar da yapılacak şüphesiz. İsrail gibi suya çok ihtiyaç duyan ülke yatırımcıları İç, Doğu ve Güney Doğu Anadolu ile Akdeniz bölgelerindeki çaylara işletmeler kurarak kendi ülkelerine yönlendirecekler. Yani Türkiye'nin içme suyunu Türk halkı değil İsrail halkı kullanacak. Kimse bundan söz etmiyor şimdilik. Söz edilmeye başlandığında ise iş işten geçmiş olacak.

Benden söylemesi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 2746
Kayıt tarihi
: 09.04.07
 
 

On yıldan fazla süredir reklam ve halkla ilişkiler sektörü ile internet ortamında medya sektöründe h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster