Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
659
 

Üç yeni gelişme, tek bir sonuç!

Üç yeni gelişme, tek bir sonuç!
 

Yoksa her şey boşlukta birer nokta mı? Görsel: İnternet, "kalemkurusu"


Gündemde olan birinci gelişme Borçlar Kanunu tasarısında yer alan yeni bir düzenlemeyle ilgili. Söz konusu tasarı yaklaşık iki aydır süren bir çalışmanın ardından TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçti. 649 maddelik tasarı, kiracı-evsahibi ilişkisinden borçlu-alacaklı ilişkisine kadar birçok konuyu düzenliyor.Zarar gören veya ölenin ailesi’ ile sınırlı olan haksız fiilden doğan manevi tazminatın kapsamını genişleten tasarıya göre, ‘ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesi’ne karar verilebilecek.

Yargıtay içtihatlarının bulunduğu bu konunun Kanun’a girmesiyle, beraber olup aralarında resmi nikâh olmayanların, nişanlı ve sevgililerin tazminat istemleri, yasal dayanağa kavuşmuş olacak. Ayrıca yasayla birlikte hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda olan, uğradığı zararın giderilmesi için acil parasal desteğe ihtiyaç duyanlara, ‘geçici ödeme’ yapılabilmesinin önü açıldı.

İkinci gelişmeye gelince; Hükümetin, TBMM Plan-Bütçe Komisyonu’nda şimdiden 150 maddeye yaklaşan torba düzenlemeleri sürpriz bir teklifle genişletmesi hakkında...Yeni teklife göre, hâkim ve savcıların bir soruşturma veya davayla ilgili işlemleri ve verdikleri her türlü karar nedeniyle ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek. Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk nedenlerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacak.

Hâkimin sorumlu gösterilebilmesi için kayırma, taraf tutma, kin veya düşmanlık, sağlanan bir menfaat, tutanakların veya kararların tahrif edilmesi, söylenmeyen bir sözün karara etki etmesi gibi somut bulgular istenecek. Ayrıca süre şartları aranacak.Yasa yürürlüğe girdiğinde görülmekte olan davalar, kesinleşmemiş hükümler, temyiz ve karar düzeltme süresi geçmeyenlere de uygulanacak.Yargıtay’daki bu tür davaların tamamı yetkili asliye hukuk mahkemelerine devredilecek.

Üçüncü gelişme ise; KCK davasında Kürtçe savunma talebi, “bilinmeyen bir dil” olarak nitelenip kabul edilmezken Ankara’da devlet tiyatrosu sahnesinin Kürtçe bir oyunu ağırlaması... Bilindiği üzere, Ankara Tiyatro Festivali kapsamında Haldun Dormen’in sahneye uyarladığı Çirokek Zıvıstane (Bir Kış Masalı) isimli Kürtçe oyun Diyarbakır’ın ardından Ankara’da sahnelendi. Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi Salonunda sahnelenen oyuna BDP üst düzey yetkilileri, Diyarbakır B.Şehir Belediye Bşk. ve bazı eski HADEP Milletvekilleri yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Çağdaş bir ülkede, gerçek anlamda, bireye ve onun hak ve özgürlüklerine değer veren uygulamalara yönelik yasa çalışmaları, çağdaş ve geleceğe barış içinde, umutla bakmak isteyen vatandaşlara sadece mutluluk verir. Oysa Kuzey Avrupa ülkelerindeki çağdaş hak ve özgürlüklere nazire yaparcasına gündeme gelmiş gibi görünen -Borçlar Kanunu tasarısında- resmi nikâhlı olmayanların tazminat istemlerini yasal dayanağa kavuşturma girişiminin arkasında ne yazık ki imam nikâhlı eşlere tazminat hakkı gibi bir gerçek de saklıdır.

Bu anlamda Yargıtay İçtihatlarına yansımış bazı örnekler olsa da bu yasanın kanunlaşması halinde, arkaik bir toplum yapısının maalesef günümüzde de süre giden bir uygulamasını destekleme gibi çağdaş bir topluma yakışmayan bir boyut yok mudur?

Hâkimlerin ve Cumhuriyet Savcılarının bir soruşturma veya davayla ilgili işlemleri ve verdikleri her türlü karar nedeniyle ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek olması ilk bakışta -Anayasa ile de güvence altına alınmış olan- “hâkim teminatı” açısından çağdaş ve ileri bir hak gibi görünse de gerçek durum maalesef farklıdır.Bu gelişmenin arkasında da maalesef dünyaca da ünlü bir Prof. Dr.’umuzun ucu açık bir şekilde devam eden ünlü bir dava nedeniyle uğradığı haksızlıklardan ötürü, Yargıtay kararıyla dokuz hâkimi tazminata mahkûm ettirmesiyle gündeme gelen durum belirleyici görünmektedir. İlgili yasa önerisinin bu münferit olaya karşı geliştirilen hukuki refleks yanının ağır bastığı görüşü geniş bir kitle tarafından düşünülmekte ve dile getirilmektedir.

Ankara’da Devlet Tiyatrosu sahnesinde Kürtçe bir oyun sergilenmesi kimliklerin rengi, çeşitliliği ve biri birlerini tamamlayıcılığı adına ileri –ve kanımca da artık yeterli- bir adımdır. Bu jeste muhatap olanlar tarafından gelişmeden mutluluk duyup teşekkür edilerek topluma bütünleştirici bir barış mesajı ile yetinilecek yerde "Bu aynı zamanda bir çelişkinin de ifadesidir. Devletin tiyatrosunda serbesttir, ama devletin mahkemesinde halen yasaktır. Devletin televizyonun da serbesttir, ama devletin okulunda halen yasaktır…” şeklinde oldukça kışkırtıcı – aslında gerçek niyetleri de açığa vuran- bir açıklama yapılmıştır. Kanımca sağlıklı ve kalıcı ulusal barış adına bu türden açıklamalar kaygı vericidir!

Tüm bunlar demokrasi, insan hakları ve özgürlük alanında her geçen gün ilerledik diyerek üniversite öğrencileri her görüldükleri yer de orantısız güç kullanılarak dövülüp hırpalanırlarken olmakta...

Siyaset biliminin kurucularından ünlü Maurıce DUEVERGER; "Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar." demiş! Blaise PASCAL ise; "Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir" diyerek bu türden olası gelişmelere çok öncesinden ışık tutacak özlü gerçekleri o bilge bakış açılarıyla dillendirmişler.

Kıssadan hisse; çağdaşlık, özgürlük, insan hakları, barış, demokrasi adına olumlu gelişmeler olarak sunulan birçok girişime, basit bir kronolojik ve zihinsel yoklama sonucu yeniden baktığımızda yakın gelecek adına içli ve derin bir kaygıya kapılmamak gerçekten elde değil!

Görünen o ki; cicili bicili gerekçelerle sarılıp sarmalanmış bu türden yeni yasa, yönetmelik ve tebliğlere yakın gelecek için de hazırlıklı olmakta fayda var.

Bizden söylemesi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

teorik iktisaı iyi bilir ama bizzat kendisinden espriyle dinlediğim gibi uygulamadki tüm tahminleri yanlış çıkıyor. Ülkemizdeki son yıllardaki istatistiki sonuçlar bastırılmış kurun yavrusudur. tekrar selamlar...

Kadri KANPAK 
 14.12.2010 21:52
Cevap :
Değerli blogdaşım, A.Savaş Akat hakkındaki görüşünüze katılıyorum. Zaten o örneği de zat-ı savunmak adına değil, yeri geldi diye vermiştim. "Ülkemizdeki son yıllardaki istatistiki sonuçlar bastırılmış kurun yavrusudur" şeklindeki veciz değerlendirmeniz de şık olmuş doğrusu. Ekonomiyi izleyenlerin kulaklarına küpe olsun. Tekrar teşekkürler. Sevgi ve selamlarımla...  15.12.2010 9:57
 

Ben özetle; 'yaşama hakkının tanımı diyiyorum'. Bireyin yaşama hakkının tanımı; yaşadığı devletin 'psiko-sosyo-ekonomik' düzeyini aslında refah kavramıyla özetlenmiş düzeyini gösterir ki; yaşadığımız ülkenin refah düzeyinin bilimsel anlamda düşük olduğunu çok çaba gerektirdiğini düşünüyorum. Özet ama yoğunlaştıran düşündüren yazınız yeni şeyler düşündürdü. Selamlar sevgiler...

Kadri KANPAK 
 14.12.2010 10:51
Cevap :
Haklısınız; "yaşadığımız ülkenin refah düzeyi bilimsel anlamda düşük...". G-8, AB, G-20 ve OECD ortalamaları ile kıyaslandığında öyle... Fakat GSYİH, MG, Kişi başına MG, dış ticaret hacmi vb. açılarından son 10 yılda -istatistiki anlamda- ciddi ilerlemeler de var. Bir de son kriz ortamında 'istikrar yarımadası' olarak da algılanır olduk! Ama bu rakamsal gelişmelerin hem bölüşüm ve dağılım hem de 'refah', hak ve özgürlüklere yansıması çok farklı. Örneğin 'Kadın hak ve özgürlükleri' alanında dünyada 168 ülke arasında 164. sıradayız. Çok acı! Diğer yandan bu yorumunuz bana 1980'lerin ilk yarısında Prof. Asaf Savaş Akat'ın ("iktisadi Analiz" başlıklı kitabının önsözünde) başlattığı "Ülkemizde ekonomi mi siyaseti belirler, yoksa siyaset mi ekonomi yi?" tartışmasını anımsattı. Kendisi geçmişte siyaset başı çekerken - taa o dönemlerde- artık ekonominin siyaseti belirlemeye başlayacağını iddia ederek yankı uyandırmışdı. Özgün ve değerli katkınıza içten teşekkürler ve selamlarımla...  14.12.2010 11:19
 

Değerli kardeşim, bu güzel ülkede bir tatlı huzur içinde yaşamak varken neden hep yorgun düşeriz bilmem. Çevir bir sayfa diyen sevgili babaannem; genç idim kocadım her şey aynı derdi. O, gideli çok oldu, şimdi ben kocamak yolundayım ve her şey yine aynı, yani çok yorgunum, çevremdekiler, eş dost yorgun, gençler de yorgun. Bir tatlı huzur da şarkılarda kaldı. Selam ve sevgilerimle.

Enfal Törün 
 12.12.2010 20:07
Cevap :
"Sivil İtaatsizlik" (Civil Disobedience, 1849) isimli makalesi ile siyasi tarihte önemli bir iz bırakan ABD'li yazar, düşünür ve çevreci Henry David Thoreau (1817-1862) " Adil olmayan yasalar mevcuttur: Onlara itaat etmekle yetinelim mi, yoksa bu yasaları değiştirinceye kadar onlara itaat mı edelim? Ya da bu yasaları ihlal mi edelim? Bu tür bir devlet yönetimi altında insanlar genellikle çoğunluğu ikna edinceye kadar beklemek gerektiğine inanırlar. Eğer yasalara karşı gelirlerse, çözümün mevcut kötülükten daha kötü olacağını düşünürler. Fakat bu noktada devletin kendisi çözüm olarak ne konumdadır?..." demiş. Oldukça düşündürücü. Kanımca Thoreau'nun bu sözündeki arayış ve çözüm süreci, yarattığı belirsizlikler nedeniyle süreç ilerledikçe kitleleri de yormakta, bi'tap düşürmekte. Her yaşatan, her gruptan işaret ettiğiniz toplumsal yorgunluğun bir kısmını sanırım bu şekilde açıklamak da olası. Özgün katkınız için içten teşekkürler, saygılar ve dost selamlarımla...  13.12.2010 11:13
 

sevgili ersin bey, hep dusunmusumdur, hukuk ile adalet arasindaki ince fark ne olabilir diye, sonra bu farki buldum, galiba mecelle'den bugunlere kadar bir turlu KARAKUSI anlayisini asmadigimiz olabilirmi dedim kendime.) eh hukuk daktilolarda yerini alirken adalet olgusu kah bireyin kah kamu'nun vicdaninda yer aliyor, bugun gazetede OECD'nin yaptigi bir arastirmada 35 ulke icinde sondan 2.ci olmamiz yaziyordu, gecen senede 800 bin ogrenci sifir cekmis, evveli gunde milliyet yazari hasan cemal kosesinde dert yaniyordu , 60'larda bize mulkiyede cok sey ogretilmedi diye, bir baska yazar cevap vermis acaba bugun ogretiliyormu diye )) evrensel hukuk adaletin tecellisi, sosyal baris vsvs, eh sayin basbakan yumurtalari atmayin gencler OMLET yapin diyen bir siyasi irade'den 2012'lerde nasil bir anayasa taslagi cikacak diye merak ediyorum, ha HUKUK'mu dediniz, aman efendim film devam ediyor, devami 2050lerde, sakin kacirmayiniz..))) selam ve sevgilerimle, saglicakla kaliniz..)

PuPaYelken 
 11.12.2010 5:32
Cevap :
Siyaset biliminin kurucularından ünlü Maurıce DUEVERGER;"Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar." demiş! Blaise PASCAL ise; "Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir" diyerek -sizin getirdiğiniz bu değerli açıklamalara ışık tutacak- özlü gerçekleri o bilge bakış açılarıyla dillendirmişler. Yorumunuzdan anladığım kadarıyla bu uğurda daha çok yol almak gerekiyor... Haklısınız. İçten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  13.12.2010 10:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2316
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster