Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
156
 

Üçüncü Sayfa

Üçüncü Sayfa
 

Eve geldiğini kimse duymadı. Yatak odasının önüne geldi. Kulak kabarttı. Yatak odasındaki eşi telefonla konuşuyordu. Kulağını kapıya dayadı. "Tamam aşkım, tamam canım, kapatmam lazım" Canı sıkıldı. Sinirlenmişti. Fırlarcasına sokağa çıktı...
...
Doktor mesaisini bitirmiş evine gidiyordu. Akşamın karanlığı henüz yeni çökmüştü şehre. Arkasından gelen motorsikleti farketmedi. Kırmızı renkli motorsiklet doktorun yanından geçerken 3 el silah sesi duyuldu. Doktorun cansız bedeni kaldırıma yığıldı. Kırmızı renkli motorsiklet karanlıkta kayboldu.
...
 
Sabah fırlarcasına çıktığı eve hışımla girdi. Gözleri karısını arıyordu. "Dur yapma!" dedi kadın kaçmaya çalışken. Silahını kadına doğrulttu. Silahtan çıkan 5 el ateş sesi evin duvarlarında yankılandı. Kadının cansız bedeni kan gölünün ortasında yatıyordu.
....
"Nedir son durum?"
"Amirim sokakta vurulan adamla evde vurulan kadın 7.65 milimetre çaplı bir silahla vurulmuş. İki cinayetin arasında 400 metre var. Görgü tanıklarına göre iki olay 10 dakika arayla olmuş."
"Aynı kişi mi yani?"
"Muhtemelen. Mobese kayıtlarına göre motorsiklette kasklı 2 kişi var. Doktora 3 el ateş etme görüntüleri mevcut. Motorsiklet kadının evinin yanında bulundu."
"Başka ne var elimizde?"
"Kaldırımda öldürülen adam doktor. 44 yaşında. Evli. 2 çocuğu var. Evde öldürülen kadın bir doktor muayenehanesinde sekreter..."
"Öldürülen doktorun sekreteri mi kadın?"
"Hayır amirim. Başka bir muayenehanede sekreter. 34 yaşında. Evli. 3 çocuğu var. Doktorun cep telefonunda 40'a yakın romantik içerikli sms bulundu. Öldürülen kadının telefonundan gönderilmiş gibi görünüyor. Doktorun telefonundan gönderilmiş herhangi bir şey yok. Başkanlıktan ayrıntılı döküm talep ettik."
"Eşler nerede?"
"Doktorun eşini gözaltına aldık. Sorgusu devam ediyor. Kadının eşini henüz bulamadık."
...
İki gündür saklandığı evde ileri geri yürüyordu. Motorsikletin üzerinden zorlanmadan vurmuştu doktoru. Alnına 3 tane kurşun. Benim karıma yan gözle bakmanın cezası budur! Sonra eve gitmişti. Elinde silahla eve girince karısı paniklemişti. Korkulu gözlerle ona bakmıştı. İlk önce inkar etmişti. "Yapmadım, seni aldatmadım" demişti. Ya sabah duydukları? Hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Üzerine gitmişti, "yaptın" diye diretmişti. Üzerine yürürken anlamıştı başına gelecekleri. "Dur yapma!" diyebilmişti en son. 5 el ateş etmişti. Motorsikleti evin önünde atıp kaçan arkadaşını görememişti kaçarken. Şimdi bu lanet olası eve tıkılmıştı. Kullandığı silah belinde duruyordu. İleri geri yürüdükçe kafasının içindeki uğultu artıyordu. Dayanamayacağını biliyordu. Üstelik bir planı bile yokken daha fazla kaçamayacağını biliyordu.
...
"Gir!"
"Amirim yeni cinayet ihbarı için ben de gideyim diye soracaktım."
"Sen sorguda değil miydin?"
"Sorgudaydım ama bitmek üzere, eğer izniniz olursa.."
"Ne diyor?"
"Vicdan azabı çekmiş. O yüzden arayıp adresini vermiş. Silahıyla teslim olmuş...."
"Uzatma evladım! Neden öldürmüş?"
"Eve gelmiş. Karısı telefonda konuşuyormuş. Aşkım, canım diyormuş. "Bunca yıllık evliyiz bana bir kere aşkım, canım demedi" diyor..."
 
Karanlık sokakta yürürken yanından geçen kediye aldırmadı. Hedefine doğru gidiyordu. Aklında hep aynı cümle yankılanıyordu: "Ulan bu bana yapılır mı be!""
Olmamıştı. Bugüne kadar hayat ona gülmemişti. 5 yıl önce boşanmıştı. Hiçbir şey düzgün gitmiyordu ki hayatında. Cezaevinde yatmıştı bir süre. Denetimli serbestlikten tahliye olalı çok olmamıştı.
Sokağa geldiğinde uzaktan apartmana baktı. İçindeki öfke giderek kabarıyordu. Cebinden sustalıyı çıkardı. Eve doğru yürümeye başladı.
Zili defalarca çalmasına rağmen açılmayan kapının önünde bekliyordu. Uzaktan baktığında 4. kattaki ışığı görmüştü. "Açsana ulan kapıyı!" dedi kendi kendine. Öfkeyle sokağa döndü. Kamyoneti gördü. O şerefsizin kamyoneti. Elindeki sustalıyı lastiğe saplamak için eğildiğinde kısa bir an 5 dakika önce yanından geçen kediyle göz göze geldiler. Bıçağını kamyonetin lastiğine saplarken kedi çoktan ortadan kaybolmuştu.
Kapının açılmaması sinirini iyice bozmuştu. Bu iş bu gece bitecek! Kamyonetin üzerine çıktı. Apartmanın birinci katına zıplayarak çıkması zor olmamıştı. 4. kata kadar balkonlardan tırmanarak çıkmak nefesini kesmişti. 4. katın balkonunda durup nefesini düzeltti.
Camı kırıp eve girmesi karşısındaki erkekle kadını şaşırtmıştı. Donuk, korkulu bakışlarla ona bakıyorlardı. Erkek onu tanıdı. "N'apıyorsun oğlum!" dedi. Cevap vermedi. Balkonlara tırmanmadan önce cebine koyduğu sustalıyı çıkarttı. Kaçmaya çalışacaklardı. Biliyordu. Bu kadının kim olduğunu bilmiyordu. Ama diğeri, o şerefsiz, 5 yıl önce boşandığı karısına ilgi gösteren cezaevi arkadaşıydı. Bu gece arkadaşlıkları sona eriyordu.
İlk önce kadının karnına sapladı sustalıyı. Kadının karnından çektiği sustalıyı üzerine gelen arkadaşına, eski arkadaşının karnına sapladı. Adam refleks olarak sustalının girdiği yere iki elini birleştirdi. Gözleri büyümüştü. Öleceksin şerefsiz! Bu gece öleceksin!
Sustalıyla delik deşik olmuş adam kanlar içinde yerde yatıyordu. Etraftaki hiçbir şeyi görmüyordu. Sadece canını almaya geldiği adamın görüntüsü vardı gözünün önünde. Geberdin işte!
Eğer bu kadar tek görüntüye odaklanmasaydı karnından bıçakladığı kadının evden kaçtığını da fark edecekti. Belki de onu da öldürecekti. Keşke en başında onu da öldürseydi. Belki o zaman polislerin bu kadar çabuk haberi olmayacaktı.
Eski arkadaşı yerde cansız yatıyordu. Boşanmış olsam ne fark eder! Benim kadınıma ilişmeyecektin! Her tarafı kana bulanmış cansız bedeninin üzerine eğildi. Adamın pantolonunu çıkarırken elleri kana bulanmıştı. Temizleme ihtiyacı hissetmedi. Adamın külotunu da çıkardı. Yere koyduğu sustalıyı aldı. Sol eliyle adamın penisini ucundan tutup yukarı doğru çekti. Sağ elindeki sustalıyla penisi kökünden kesti.
...
Polisler geldiğinde kapı açıktı. İçeri girdiklerinde ayakta duran adamın sağ elinde sustalı vardı. Yerde bir erkek cesedi kan gölünün ortasında yatıyordu. Birçok yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü. Cesedin ağzına bir penis tıkılmıştı.
....
Kelepçeler canını yakıyordu. Balkondan çıktığı katları polislerin arasında merdivenlerden indi. Meraklı halk toplanmıştı bile. Sokağa çıktıklarında polis arabasına 5 adım mesafedeydiler. Biliyordu. Bu kısa mesafede bile laf atacaklardı. Bir şeyler söyleyeceklerdi. Fırsat vermedi. "Namus meselesi!" diye bağırdı.
 
**
 
**
 
Katiller çok çabuk bulundu değil mi?
Daha karmaşık bir şey bekliyor insan...
Katilin kim olduğunu biraz merak edip, aklında şüpheliler oluşturup, en sonunda şaşırmak istiyor...
Hakkınız var...
Öyle de olabilirdi ama eğer bir kurgu olsaydı...
 
Bu iki hikaye de kurgu değil, bunları geçen hafta gazetenin 3. sayfasında okudum...
Gerçek hikayeler...
Bu cinayetler bu sebeplerle, bu şekilde işlenmiş...
Gazetelerin 3. sayfalarında hemen hemen her gün bunlara benzer cinayet haberleri var...
Basit sebepli, basit sonuçlu...
Gerçek hayatta katiller bu kadar acımasız...
3. sayfalar bunlara benzer gerçek, basit, acımasız hikayelerle dolu...
 
Biz çoğunlukla hayatın kurgu tarafında yaşıyoruz...
Beklentilerimiz var...
Umduklarımız...
Hedeflerimiz...
Halbuki hayat birçok kez bizim kahramanlarımızı öldürüyor...
Gerçek hayatımızdaki kurgumuzun içine basit bir sebeple bir katil giriyor...
Basit bir sebeple çekiyor tetiği tam da bizim kurgumuzun üzerine...
 
Hayatımızı bir gazete yapabilsek...
Bütün bölümleriyle bir hayat gazetesi...
3. sayfaya ne yazarız?
Belki de cesaret edemeyiz gerçek hayattaki 3.sayfa cinayetlerinin basit senaryolarını kendi 3. sayfamıza yazmaya...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 687
Kayıt tarihi
: 17.02.09
 
 

İstanbul'da yaşıyorum. Yakın siyasi tarihimizle ve genel politik konularla ilgilenmeyi severim. F..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster