Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '09

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
382
 

Ufkun ötesi

Ufkun ötesi
 

Ufkun ÖtesiMert DemirNew York ABD


Kendi kendimin farkında olmaya başladığım günlerden bu yana hep büyüklerin süregelen düzene yönelik serzenişleriyle büyüdüm. Yıllar yılı ulusal politikalarımızın bulunmadığından yakındı herkes; dış politikanın aksadığından, eğitimin gençleri eğitmek bir yana daha da kötüye yönlendirdiğinden, sağlık politikalarının sağlıklı insanı bile hasta yapmaya yettiğinden, hukukun geç işlediğinden ve hatta zaman zaman işlemediğinden dert yanıldı her fırsatta. Fakat asıl sorun bunlara çözüm bulamamak değildi hiçbir zaman! Öyle ki 70 milyonluk bir ülke, binlerce yıllık bir medeniyetin mirasçıları için çok da gerçekçi değil sorunlara çözüm üretememek. Asıl mesele, çözümün üretilmesine olanak hazırlamamak, yaşananlara duyarsız olmak.

En büyük sorumlunun sürekli devlet aygıtı olduğu görüşünü duyduk yıllarca. Bürokrasinin katmanlarından geçebilmenin zorluklarının üzerinde duruldu yıllardır. Yersiz de değildi bu şikayetler: Çözüm üretmesi gereken siyasiler, bir türlü sorunun kendisi olmaktan öteye gidemediler. Buna rağmen, yıllar geçtikçe bir şeyler değişmeye başladı, bürokrasinin de önü açıldı, politikalar da uygulamaya koyuldu. Bu uygulamalara prensipte ne kadar katıldığımız, onayladığımız ayrı bir tartışma konusu elbette. Fakat tüm bu değişimlere rağmen bir şeyler hala ters gitmeye devam ediyor. Genel kanı şu ki, nedense, yıllar ülkemizi aydınlık değil daha karanlık günlere sürüklüyor.

Görünen manzara maalesef bu kaygıları doğrular nitelikte: vatandaş devletine, devleti de vatandaşına güvenmiyor, inanmıyor, birlikte ileriye gidileceğine dair inanç kalmamış. Bilakis, insanlar hem birbirlerini hem de devleti, siyasileri, yetkilileri suçluyor, onları kendilerine engel olarak görüyorlar. Mevcut sistem ne yazık ki mutsuzluk, umutsuzluk ve düzensizlik üretiyor.

Sovyetler Birliği dağılmadan önce halk arasında yapılan bir değerlendirme geldi aklıma: insanlar, siyasilerden ve devletten “biz” yerine “onlar” diye bahsetmeye, “onlar”ı eleştirmeye başlamış ve bu kişilerin oranında sürekli bir artış yakalanmış dağılmaya giden süreçte. Nihayetinde de beklenen çözülme gerçekleşmiş. Bu senaryo bize ne kadar tanıdık değil mi? Ülkemizi aynı kader bekler mi, orası elbette ki tartışılır. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak ortak ve farklı yönler elbette ki değişecektir. Ama bu demek değildir ki ülkemiz bu tarz bölünmelere bağışıklıdır.

Tarihe bakmamız bunun için yeterli. En yakınımızda, Cumhuriyet devrimimizin öncesinde içine girilen düzensizliğin, ayrılıkçı girdabın temelinde, tarih kitaplarında anlatıldığı şekilde “hainlik” yaftası yapıştırılan gruplardan, yabancı işbirlikçilerinden önce, yönettiği halkla arasına duvarlar ören, vatandaşları üzerindeki nüfuzunu yitiren ve böylelikle de yok olmaya mahkum olan devlet mekanizması yatmaktadır. Durumu iyi değerlendirmeyip, sadece karşı tarafı suçlamak sorunu çözmeyip daha da derinleştirecektir. İnsanlar şu veya bu nedenle mevcut yönetimden memnun değillerdi ve bunun için de çözümü kendi başlarının çaresine bakmak, kaderlerini kendileri tayin etmek yoluna gitmeyi uygun gördüler. Bundan sonra kimin rüzgarına kapılıp, nasıl hareket ettiklerinin hiçbir önemi yok. Devlet onları, onlar üzerindeki hakimiyetini kaybetti bir kere. Mesele de tam bu noktada başlıyor işte!

Herhangi bir günlük gazetenin ilk 3 sayfasına bakmak durumu ortaya koymaya yeterli olacaktır: dikkat ettiniz mi bilmem ama insanlar artık kanunlardan, ceza mekanizmasından korkmuyorlar. Her gün tanık olunan vahşice işlenmiş cinayetler, bir bir ortaya çıkan yolsuzluklar ve insanların bunu artık kanıksama noktasına gelmiş olması bazı temel sorunlara işaret ediyor: sorunu olan bunu mevcut hukuk sistemi vasıtasıyla çözmek yerine kendi halletme veya mafyaya havale etme noktasına gelmiş. Devletin düzenleme, kontrol etme görevleri, diğer bir deyişle temel var olma prensipleri hızlı bir şekilde yıpranıyor. Daha da vahimi, bireyler kendi sorununa çözüm bulamayan aynı hukukun, başkasına da yardımcı olamayacağını sezdiği için, karşısındakiyle hesabını hiç çekinmeden ve en sert şekilde görebilme cüretini kendinde bulabiliyor. Bu da ortalığı, vahşi batıda hukuksuzluğun hüküm sürdüğü günlerdekine benzer bir hale sokuyor.

Alın birkaç trajik örnek: maçlara rakip takımların taraftarları alınmıyor! Sebep: Emniyet müdürlüğü can güvenliğini garanti edemiyor! Evde emniyetinizi kimlere emanet edeceğiniz meçhul! Sonuç: Bireysel silahlanma! İnsanlar trafikte tartıştıkları kişileri vurabiliyor, hayır cevabı aldığı sevgilisinin başını kesebiliyor, türlü hırsızlıklara bulaşıp çaldığı malları 2. el pazarında uygun fiyata satıp geçimini sağlayabiliyor, bakır telleri veya yol tabelalarını söküp satabiliyor, bahçesinde uyuşturucu yetiştirebiliyor, okulda öğretmenini dövebiliyor, kapkaç yapıp milletin alın terini gasp edebiliyor, okumadan diploma alabiliyor, vs. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi bunların çoğu. Sorun da tam bu işte: tanıdık geliyor, her yerde gördüğümüz, kanıksadığımız şeyler bunlar artık. İşte bu da toplumumuzu bir arada tutan dinamikleri kemirip duruyor.

Olaylara bu açıdan bakıldığında, tarihin sayfalarında zorbalık, eşkıyalık ve hainlik ile insanları, grupları, toplulukları suçlama hakkını kendimizde bulabileceğimiz sorusunu sormamız gerek kendimize. Bugün içinde bulunulan düzensizliklerin bizi nerelere getirebileceğini düşünüp, aklımızı başımıza almamız gerekir elbette. Üzerinde bulunduğumuz coğrafya, hataya fırsat tanımayan bir yapıya sahip. Devletlerin zaaflarına asla ve asla tavizin olmadığı sert, acımasız, tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu ve bu nedenle de her an fırsat kollayanların olduğu bir kurtlar sofrası. Burada ayakta kalabilmek de ancak güçlü, caydırıcılığı olan ve sözünü geçirebilen bir devlet ve arkasında dimdik duran bir milletle mümkün. O nedenle içteki sorunlarımıza bir çözüm bulmak ve halkı bir arada tutan dokuyu bozmamak gerekir.

Bunu gerçekleştirmek için de en başta; toplumu ile arası açık olmayan, vatandaşını hizmetkar değil efendi olarak gören ve onun sorunlarını çözmek için var olduğunu iyi kavramış bir devlet ve yönetimi şarttır. Sadece ufku değil, onun ötesini de görüp, bunu iyi analiz edip, ona göre önlemlerini alabilecek, halkını da buna göre yönlendirip sadece bölge değil dünya liderliğine oynamaya kendini adayacak bilinçli bir üst yönetim, mevcut sorunların çözümü için olmazsa olmaz ön şarttır.


Mert Demir

demirmrt@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1194
Kayıt tarihi
: 10.05.09
 
 

Mert Demir. New York'ta Baruch College'da Finans doktorası yapmaktayım. Türkiye'de Odtü MBA ve İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster