Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
6358
 

Uğur Dündar'ın Sözcü gazetesine verdiği röportajı nasıl okumalıyız?

Uğur Dündar'ın Sözcü gazetesine verdiği röportajı nasıl okumalıyız?
 

Resim Vatan gazetesinden alınmıştır


Davaların uzaması, uzun tutukluluk süreleriyle tutukluluğun cezaya dönüşmesi, seçilmiş milletvekillerinin tahliye edilmemeleri gibi nedenlerle Ergenekon davalarını Ceza Usulü yönünden eleştirebiliriz.

Faili meçhul cinayetlerin devlet eliyle yapıldığı, müdahalelerle hükümetlerin belirlendiği, askerlerin sivil siyasetin başında Demokles'in Kılıcı gibi sallandığı 1990'lı yıllarda sanki Türkiye'de ileri demokrasi varmış gibi, birileri Ergenekon süreciyle Türkiye'nin "Sivil Dikta"ya ya da "Otoriter Demokrasi"ye doğru gittiğini iddia etseler de ve bu konuda yaygara koparsalar da, Ergenekon davalarının esas olarak Türkiye'de bir milat, bir kırılma noktası olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Ergenekon davaları sadece demokrasinin önünü açmakla kalmayıp, geçmiş dönemdeki maskeleri de bir bir düşürmektedir.  Meğer Türkiye'de ne kadar da çok "maske" kullanılmış. En çok da "demokrasi", "özgürlük", "tarafsızlık" maskeleri tüketilmiş. Türk siyasetinde ve Türk medyasında aslında bir "maskeli balo" sergileniyormuş da bizlerin haberi bile olmuyormuş!

Bütün siyaset hayatını "demokrasi mücadelesi" olarak takdim eden, "Konuşan Türkiye"yi savunan Demirel'in cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasıyla bir anda değişmesine ve artık "Susan Türkiye"yi savunmasına bir anlam verememiştik. Ergenekon sürecinde Ak Parti'ye açılmış olan kapatma davasının karar arifesinde yapmış olduğu bir açıklamayla gerçek yüzünü gördük.  "Menderes" mağduriyeti edebiyatıyla ve onun "mirasçılığıyla" kolayca ve yıllarca başbakanlık koltuğuna oturmuş olan Demirel bakın şimdi ne diyordu: "1960'da Anayasa Mahkemesi olsaydı darbe olmazdı!"

Yani darbe haklıydı!.. Yani Menderes asılmayı hak etmişti!.. Yani Anayasa Mahkemesi Ak Parti'yi kapatmalıdır!..

CHP, Ecevit'in 5. ölüm yıl dönümü törenine Ecevit'i anlatmak üzere Demirel'i davet etti. 1970'li yıllarda Ecevit'le Demirel arasında yaşanan kişisel koltuk savaşları yüzünden Türkiye'nin uçuruma yuvarlanmış olduğunu hatırlayacak olursak, bu davet ve davete icabet hem CHP  hem de Demirel için "samimiyetsizliğin" tesçilidir.

Türk medyasında da durum pek farklı değildi. Demokrasi ve özgürlük savaşçısı gibi kendilerini gösterip, sağdan soldan bütün halkın takdirini kazanarak "zirve"ye çıkmış olanların da maskeleri bir bir düşüyor...

Ergenekon ve onun türevi davalar maskeleri çıkarmaya mecbur ediyor insanları. Onların bu davalara saldırmaları da bu yüzden olsa gerek. 

Maskeler gerçek tarafın saklanması için kullanılıyordu. Çünkü halkı kandırmak için tarafsız olduğunu göstermek gerekiyordu. Aksi halde güvenini kaybederdin ve biterdin. Yani gazetecilikte tarafsızlık imajı hayati önemdeydi...

Tarafsızlık derken tabii ki kişisel olarak gazetecinin de kendine ait bir dünya görüşü olacaktır, bundan doğal bir şey düşünülemez. Onlar da bir insan, robot değiller ki!

Ama nasıl ki sporun içinden gelen hakemlerin gönüllerinde tuttukları bir takım olması çok olağanken konuşmalarında her takıma eşit mesafede durmaları ve maç yönetirken de gönüllerindeki takım aleyhine de bir an bile düşünmeden düdük çalmaları gerekiyorsa ve bu şekilde tarafsızlık onlardan bekleniyorsa, gazeteciler de aynı şekildedirler.

Tarasızlık maskesiyle tarafsız gibi gözüküp yıllarca zirvede yer tutup, maskelerin düşmesiyle "tepetaklak" olanlara şahit oluyoruz son günlerde. 

Tarafsızlık rolünü en iyi şekilde oynayanların en tepede olduklarını, en tepeden düşüşün de daha dramatik olduğunu görüyoruz.

Aslında 12 Eylül referandumuna kadar hâlâ bir ümit vardı. Bu referandumda "hayır" çıksaydı eğer Ergenekon davaları "akamete" uğramış olacaktı ve eski düzen daha da bilenmiş bir şekilde varlığını sürdürecekti. Ama onlar adına ne yazık ki referandumdan "evet" çıktı.

12 Eylül referandumundan sonra 20 Eylül 2010 günü "Evetle bürokratik vesayetin medya ayağı da çökmeli: 3. sayfalar 1. sayfaları yalanlayamamalı!" başlıklı bir yazı yazmıştım. Gecikmeli de olsa bu tasfiyenin yapılmakta olduğunu görüyorum.

Son örnek Uğur Dündar'dır... 24 Ekim 2011 tarihli "Uğur Dündar'ın dünü, bugünü" başlıklı yazımda Uğur Dündar'la ilgili hayal kırıklıklarımı açıklamıştım.

Uğur Dündar'ın Sözcü gazetesi yazarı Hande Zeyrek'e verdiği röportajdan, yeni düzende Uğur Dündar'a yer olmadığı hususu Aydın Doğan tarafından kibarca kendisine söylenmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Bu röportajda kendisine yöneltilen "Ferit Şahenk, size katılmanız yönünde bir öneride bulundu mu? " sorusuna ise Uğur Dündar bakın nasıl cevap vermektedir:

"NTV ekranında Can Dündar yok, Ruşen Çakır yok, Banu Güven yok, Çiğdem Anad yok. Hatta Mehmet Barlas ve Emre Kongar'ın tartışma kültürü açısından bir ekol yaratan programları bile yok. Bunların olmadığı bir ekranın patronu Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil'i istemez."

Bu sözleri ile Uğur Dündar, benim yukarıda bahsettiğim kendisiyle ilgili yazımdaki eleştirilerimi doğrulamakta ve adeta Star Haber'de tarafsız olmadığını itiraf etmektedir.

Gerçekten de Türkiye'nin ilk haber TV'si olarak yayın hayatına başladığı ilk günden beri izlemekte olduğum NTV'nin, geçtiğimiz yılki yayın döneminde, tam da Uğur Dündar'ın bahsettiği Can Dündar, Ruşen Çakır, Banu Güven, Çiğdem Anad gibi gazetecilerin açıkça politize olmuş programları sebebiyle objektiflikten ve tarafsızlıktan uzaklaşmasını  hayretle ve şaşkınlıkla izlemiştim.

Uğur Dündar'ın NTV'nin bu taraflı yayın politikasını onayladığı, bundan vazgeçilmesini ise eleştirdiği anlaşılmaktadır!

Özellikle de Ruşen Çakır'ın Ergenekon davalarıyla ilgili her soruşturmada, daha gözaltına alınır alınmaz, "Yazı İşleri" programını gözaltına alınan kişi ya da kişilerle ilgili özel yayına çevirmesi ve Hanefi Avcı'dan başlayarak, Soner Yalçın, Nedim Şener ve Ahmet  Şık için olayı dramatize etmesi, soruşturmayı kuşkulu hale getirmesi ve sonunda her birisi için "Kendisini tanırım, kefilim" demesi, evrensel habercilik ilkeleri açısından izah edilir gibi değildi.

Can Dündar'ın ise 01 Kasım 2011 günlü yazısının başlığı "Otoriter demokrasiye doğru" idi...

Sanki Türkiye'de bugüne kadar demokrasi varmış gibi bundan sonra otoriter demokrasiye gidiyormuşuz!

İlahi Can Dündar, fazla geriye gitmeye gerek yok, daha 4 sene önce bu ülkede meşru iktidara karşı e-muhtıra çekilmedi mi?

Uğur Dündar'ın kibarca kovulmasıyla ilgili sorulan bir soruya ise Can Dündar, "Bir gün sıra hepimize gelecek" diye cevap vermiş!

Bu yazımın ana temasını doğrulayan bir cevap... Can Dündar bütün gazetecileri kastetmiş olamayacağına göre demek ki;

12 Eylül referandumunun tasfiyesi devam ediyor...

Bürokratik vesayetin medya ayağı da çöküyor...

Uğur Dündar'ın Sözcü gazetesine yaptığı açıklamaları da bu gerçeklerin itirafı olarak anlamamız gerekiyor.

Uğur Dündar'ın röportaj için Sözcü'yü tercih etmesi de ilginç...

Kendi deyimiyle "işsiz" kalır kalmaz ilk iş teklifini de yine Sözcü'den Emin Çölaşan yapmıştı!

Uğur Dündar'ı eskiden halkın sözcüsü olarak bilirdik, geç de olsa yanıldığımızı anladık...

Bundan böyle "Sözcü'nün sözcüsü" olacak gibi.

Türkiye gazeteciliğinden belli bir kesim gazeteciliğine...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

akıcı bir o kadarda güzel yazmışsınız; Demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak basından söz edilir. siz sanki Ugur Dündar'a oh olmuş dercesine eleştiri getiriyorsunuz.Unutmayınki Ugur Dündar gibi şahsiyetlerin sayesine ülkemizde bir takım gerçekler açıga çıktı: Muhalefetteki siyasi partiler sanki iktidar mış gibi eleştiren yazarları hangi sınıfa koyacaksınız;akp hükümetini yanlış yapsada eleştirmeyen yazarları hangi sınıfa koyacaksınız.son yıllarda Ali kemal gibi dönme yazarlar türedi onları nereye koyacaksınız çok merak ediyorum. Sahi siz hangi tarafsınız.

BAYRAM ERGÜN 
 09.11.2011 15:32
Cevap :
Yazımın içeriğini beğenmemenize rağmen üslubunu takdir etmenizden dolayı teşekkür ederim. Ben de yazılarımda basının demokrasinin olmazsa olmazı olduğuna devamlı vurgu yaparım. Ama özgür ve tarafsız basının... Tabii ki basın Uğur Dündar'dan ibaret değildir. Demokrasilerde kurumlar kişilere bağımlı olamazlar. Dündar'ın son Star Haber deneyimini bir kenara bıraksak bile, 1990'lı yıllardaki kirli medya savaşlarında ve 28 Şubat'taki demokrasiye müdalede olumlu katkılarını göremiyoruz. Basına önce basın mensuplarının sahip çıkmaları gerekir. Kirli bir basından temiz bir demokrasi çıkabilir mi? Yanlışı görüp de eleştirmeyen gazeteci zaten gerçek bir gazeteci olamaz. Zaten benim yazımdaki eleştiriler de bunun içindir. Herkes için bu geçerlidir. Daha önce de söyledim, sorduğunuz için tekrar söylüyorum. Ben demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden yanayım. İktidarlar beni ilgilendirmiyor. İktidar bugün var yarın yok. Ama sistem hep olacak. Saygılar...  09.11.2011 23:55
 

Muhterem pek çokların yaptığı gibi kendi çalıp kendisi söylemiş.Bu nedenle yorum yapmaya pek gerek almamıştır.Az çok örgün ve yaygın eğitimden geçmiş,adam olmayı amaç edinmiş pek kişi Sözcü gazetesini de,Uğur Dündar'ı da, ben daha iyiyim diyenleri de iyi bilirler.Söze ne hacet? Olup bitenler ortada.Maşallah dört nala ileri demokrasiyi yaşıyoruz.Birileri tartışmasız benim dediklerimle Tanrı buyrukları arasında hiç fark yok demektedir.Bu koşullar altında sağa sola bakarak laf söylemenin veya tartışmanın bir anlamı var mıdır? Okuyanların takdirlerine bırakıyorum.

Süleyman Alkan 
 09.11.2011 12:26
Cevap :
Bir değişim ve dönüşümden bahsediyoruz. Sanırım bu konuda kimsenin bir itirazı yoktur. Sorun iyiye mi gidiyoruz, yoksa kötüye mi? Kötüye gidiyoruz diyenlerin eski düzenden memnun olmaları gerekiyor. Ben eski düzenden memnun olmadığım için eski düzenin elemanlarını da, savunucularını da eleştiriyorum. Olay ana hatlarıyla budur. Bunun dışında başka yerlere çekmenin anlamı yoktur sanıyorum. Tabii ki okuyanların takdirlerine bırakmamız gerekiyor. Daha geniş anlamıyla halkın takdirlerine bırakmamız gerekiyor. Bu noktada da halkın takdirini beğenmeyenler halka hakaret ediyorlar. Demek ki bir dayatma söz konusu. Yorum için teşekkür ederim. Saygılar...  09.11.2011 23:40
 

Eleştiri,olacak tabi. Her iktidar,muktedir olmak istiyor...Ayakta kalabilmek için de projeksiyonlarının gereğini yapıyor...Kendi kadrosuyla birlikte medyasını, patronunu organize etmek istiyor. Bunları,ülkeye ve insanıma zarar vermeyecek;aksine yarar sağlayacak eyleme dönüştüğü taktirde, doğal karşılıyorum..Uğur Dündar da 40 yıldır,adı hırsızlığa,sahtekarlığa ,vurguna karışmamış;aksineARENa yapımlarıyla, üzerine gittiği baronlar tarafından düşman ilan edinmiş yürekli bir gazetecidir...Elbette onun da hataları vardır..Patronlarının yanlışları üzerine gitmemiş; ülkenin genel medya misyonmuna (?) ayak uydurduğu günler olmuştur.Gazetecilikte çok kazananlar ekibinde yer almıştır...Şimdi,Patronları tarafından dışlanmıştır.Doğan grubu,O'na oturacak bir masa vermemiştir.Bakalım,neler olacak...Ülkemiz, büyük ve uzun bir dönemeci dönüyor...Medyasıyla,siyasetiyle,halkıyla,ordusuyla ,eğitimcisiyle,işçisiyle ;hatasıyla-sevabıyla ''arabayı devirmeden'döneriz umuduyla selam ve sevgilerimi iletirim

Mesut Selek 
 08.11.2011 14:27
Cevap :
Merhaba Mesut Hocam, yazılarımdademokrasiyi ne kadar savunduğumu bilirsiniz. Basın da demokrasinin olmazsa olmazı. Ama özgür ve tarafsız basın. İktidarın yaptığı iyiye de kötü, kötüye de kötü diyen bir basın olabilir mi? Böyle bir gazeteci haydi marjinal bir gazetede yazsın diyelim, ama kitle gazetelerinde ya da ulusal ekranlarda böyle bir gazeteci olabilir mi? Tasfiye edilen gazeteciler bu tür gazeteciler. Uğur Dündar-Yılmaz Özdil ikilisi de star da çaktırmadan politik bir şekilde bunu yapıyorlardı. Dündar beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı.Yoksa ben Dündar'ın siyasi görüşlerini ta başından beri biliyordum. İktidar muhaliflerini temizliyor tezine şu an için inanmıyorum. Bu tez doğru çıkarsa o zaman kaygılanmak gerekiyor. Selam ve sevgilerimle.  08.11.2011 17:26
 

Elinize sağlık. Medyada temizlenme devam edecektir. Uğur Dündar'ı ise hep Ergenekon dan tutuklananlarla yaptığı yandaş röportajlarla hatırlayacağım. Öneriyorum.

DurmuşGüler 
 08.11.2011 11:35
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  08.11.2011 22:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3284
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster