Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
10155
 

Uğur Mumcu, Kemalizm, sosyalizm...

Uğur Mumcu, Kemalizm, sosyalizm...
 

Artık alıştık...
Seksen sonrası ortaya sol adına çıkan kesimin, kendi solculuğunun kıstası olarak Atatürk’e ve O’nun ilkelerine, eylemlerine saldırabilme düzeyini seçmiş olmasına; gerek yazılı, gerek görsel basında bu saldırıların hayasızca yürütülmesine, artık alıştık…
Bu kimselerin, kimlerle kol kola girebildiğine, kimlerle yan yana durabildiğine, ideallerini birleştirebildiğine de alıştık…
Bazılarımız bunlara ‘İkinci Cumhuriyetçi’ diyor; bense sadece ‘Doğan görünümlü Şahin’, sol görünümlü dönek demeyi tercih ediyorum…
Ve yazık ki, bir de dönek olmayan, ama döneklerin ardı sıra solu, solculuğu, sosyalizmi ‘dönekçe’, ‘döneklerden’ öğrenmiş; bu kavramlara böylesi inanan gençlik…
Atatürk’e ve ilkelerine hiçbir tarihi bilgisi olmaksızın saldırmayı, ‘devrimcilik’ sayan bir ‘yığın’ var Türkiye’de…

İşte, benim için Uğur Mumcu bu noktada bir değil, bin kat daha önem kazanıyor. O’nun kendi siyasi karakterinde, düşüncesinde yan yana getirdiği ve kökleri Mustafa Kemal ve Lenin’e kadar uzanan Kemalizm-Sosyalizm değerlendirmeleri; bugünün düşünce kirliliğine, cehalete teslim olmuş ortamında bir ‘panzehir’ işlevi görüyor.
Örneğin, aylar önce Milliyet gazetesinde Can Dündar’ın yeni sol seçenek için önerdiği isimler arasında ‘Murat Belge, Ahmet İnsel, Akın Birdal, Baskın Oran, Ömer Laçiner’ gibi isimleri görünce; ben, bir yandan solun kimlere teslim edildiğine üzülüp, sol adına ortaya sunulanların Atatürk’e ve fikirlerine dair nasıl sözler söylemiş olduklarını hatırlayıp; bir yandan da Uğur Mumcu’nun şu satırlarını anımsadım: ‘Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez. Bu, olsa olsa günlük devrim kavgasından kaçan korkakların kendi kendilerine buldukları bir sığınaktır. Böylece, toplum içinde en ileri kendileri görünecekler ve fakat devrimci kavganın hiç bir atılımında bulunmayacaklar! Bunlar gizlenen bir sağcılık akımının içindedirler. Atatürk’e karşı Osmanlı hayranlığı, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na karşı Çerkez Ethem taraftarlığının adı solculuk olamaz. Hiçbir bilimin verisi, hapishane anılarıyla karıştırılmış bir muhayyilenin tarih olarak sunulmasını gerçek olarak niteleyemez. Kemalist devrimin anlamına karşı çıkan bir devrimci, sadece bir bireycidir; toplumcu değildir, tarihçi değildir ve eylemsel anlamda devrimci de değildir. Sağcılığın en sinsi kesimi, kendilerini devrimci olarak tanıtıp Kemalizm’e saldıranlarca temsil edilmektedir. Türk halkının yaşama savaşına inananların yeri, işçilerle, köylülerle, devrimci gençlerle ve Kemalist aydınlarla yürütülen bağımsızlık savaşının cepheleridir. Artık meyhane devrimciliğinin modası geçmiştir!’(Devrim, 3 Kasım 1970)


Uğur Mumcu, kendisine defalarca sorulmuş olan ‘sol anlayışını’ şu cümlerle tanımlamıştır: ‘Benim sol anlayışım, ulusal sol diye özetlenebilir. Ulusal, insancıl ve çağdaş. Ekonomide planlı devletçi, siyasette çoğulcu batı demokrasisi, ideolojide kuvvayi milliye ruhu. Ve batı türü demokrasi, hukuk devleti ve çağdaş öğretiler. Sol bunun sentezidir. Siyasal görüşüm, bu ana çerçeve içindedir. Bu çerçeve içinde görüşlerimi ifade etmeye çalışıyorum.’ (Toplum ve İnsanlar, Sayı:4, Haziran 1983) Bir başka sefer ise aynı soruya kısaca şu yanıtı verir: ‘Anti emperyalist çıkış noktası. Kuva-i Milliye ruhu, çağdaş ve devrimci olmak. Atatürk ilkeleri ve laiklik. Demokratik sosyalizm.’

Yine bir söyleşisinde: ‘Ben Marksist-Leninist değilim. Marksistlere karşı da değilim. Ben, Batı tipi demokratik sosyalizmden yanayım. Batı’daki tüm hak ve özgürlüklerin ülkemde de olmasını istiyorum. Gerçek demokrasiyi savunan bir Kemalistim ben.’ (Playboy, Mayıs 1987) der.
Onun solculuğunda bir diğer kıstas da 27 Mayıs’tır: ‘Şimdi bugün denir ki, “27 Mayıs’ta cunta gelmiştir, DP’yi devirmiştir, bu temel hak ve hürriyetlere aykırıdır”… Geçiniz efendim’ (…)‘Biz sapına kadar Kemalist ve sapına kadar 27 Mayısçıyız. Atatürk’ü ve 27 Mayıs devrimini savunmak, devrimci aydının namus borcudur. Atatürkçü ve 27 Mayısçı olmayan bir devrimciyle alışverişimiz yoktur.’ (Devrim, 3 Kasım 1970)

Uğur Mumcu, siyasi düşüncesinin temeline Atatürkçü, Kemalist değerleri yerleştirmiş; öncelikle antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı bir karakterdir. O’nu hem bağnaz Atatürkçülerden, hem de cahil sosyalistlerden ayıran en önemli nokta ise, Kemalizm ile sosyalizm arasındaki tarihi ve fikri bağı içselleştirmiş, bu bağ doğrultusunda düşüncesini şekillendirmiş olabilmesidir. Ve ne acı ki, Lenin ve Atatürk örnekleri tarihin sayfalarında en açık şekilde dururken; bu iki liderin, iki önderin farklı ideolojileri arasındaki ortak noktaları yakalayıp batı emperyalizmi ve kapitalizmine karşı verdikleri yan yana mücadele ortada dururken; Türkiye’de bunu görmüş, anlamış sayılı aydından biri ve en önde gelenidir Mumcu.
Sosyalizm ve Kemalizm arasındaki ilişkiyi şu kusursuz anlatımla dile getirir: ‘Sosyalizm ile Kemalizm, tarihsel gelişimleri ve kurup geliştirdikleri siyasal iktidar yapıları açısından, hiç şüphesiz ayrı ayrı kavramlardır. Ancak, bu iki kavramın birleştikleri bir nokta vardır. O nokta, her iki kavramın da antiemperyalist nitelikte oluşudur. Her iki kavrama bu açıdan bakarsanız, Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları, birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’ (Cumhuriyet, 23 Nisan 1980)

Ve Uğur Mumcu, Türk halkının pek de sık karşılaşmadığı bu tip değerlendirmeler sonucunda bazen anlaşılamaz. Örneğin 2 Ocak 1981’de Cumhuriyet’teki yazısında bir okurundan gelen öfkeli mektuptan bahseder. Okuru sormaktadır: ‘Sizin fraksiyonunuz ne?’
Bu sorunun cevabında da kimi açıklamaların ardından soldaki sınırlarını şöyle anlatır okuyucusuna Mumcu: ‘Solda iki sınır görüyoruz. Birinci sınır, ulusal bağımsızlıktır. ‘Dışarıdan gelen faşizm’ gibi, ‘dışardan gelen sosyalizm’e de şiddetle karşıyız. Bu nedenle, bir ülkenin, bir sosyalist ülke askerleri tarafından işgalini, sosyalizm adına, yüz kızartıcı bir olay sayar ve görüşlerimizi açıkça yazarız. Soldaki ikinci sınır, silahlı eylemlerdir. Solculuk adına başvurulan silahlı eylemleri yanlış, yanlış olduğu kadar, solculuğa, sosyalizme aykırı görürüz. Böyle gördüğümüz için, bu tür eylemler üzerine en ağır yazıları biz yazar, bu eylemcileri, tuttukları kanlı yoldan geri çevirmeye çalışırız.
‘Fraksiyonunuz nedir?’ diye soran öfkeli okuyucuma bir temel inancımızı daha belirtmek isteriz. Biz, Kurtuluş Savaşı’na ve bu savaşın yüce komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e inançla bağlıyız. İlerici düşüncemizin odağına ‘Kemalist’ düşüncenin kutsal bağımsızlık harcını koyarız. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı benimsememiş düşünce ve akımlarla hiç ama hiç bağdaşmayız.
Bu düşünce yapısı içinde, emekçi sınıf ve tabakaların yasal yollar ve barışçı yöntemlerle siyasal sürece katılmalarını, sendika ve siyasal parti olarak örgütlenmelerini savunuyoruz. Bunu yaparken de her türlü yolsuzluğu, bu yolsuzlukların siyasal bağlantılarını sergilemeye çalışırız. ‘Kara paracılar’ adı verilen ‘illegal zenginler’ ile kavga vermeyi, ‘bu illegal zenginler’in oluşturduğu sınıfsal tabaka ile kapışmayı ilk görev sayarız.
İşte, öfkeli ve sevgili okuyucum, fraksiyonumuz budur. Beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen beğenmezsin, ne yapalım?
Biz buyuz!...’ (Cumhuriyet, 2 Ocak 1981)


İşte, Uğur Mumcu budur!...

Bugünün gençleri şüphesiz böylesi bir fikre yabancıdır ve Uğur Mumcu bugün olsa, belki biz de öfkeli okuru gibi sorardık, ‘Sizin fraksiyonunuz ne?!’… Çünkü biz, Atatürkçüyüm diye diye faşizmi özendirenleri, gerici darbelerini meşrulaştırmaya çalışanları, ırkçılık yapanları, az olanın hakkına göz dikenleri; Atatürkçüyüm diye diye muhafazakarlığı yüceltenleri, ulusalcıyım diyip Türk-İslam sentezcisi çeteler kuranları bilen bir nesiliz. Biz, kanal kanal gezip, sol adına, sosyalizm adına, etnik milliyetçiliğin, liberal demokrasinin arkasına saklanıp Kemalizme söven adamların solcu diye takdim edildiği bir ülkenin genç nesliyiz… ‘Sol Kemalizm’le hesaplaşmalıdır çünkü Kemalizm Türk egemen sınıfının ideolojisidir’ diyen de bizim gözümüzün önündedir ve solculuğuyla yüceltilmektedir, ‘Şoven Atatürk milliyetçiliği Kürtleri katletti’ diyen de… ‘Atatürk hep Türkiye’li derdi, sonradan Türk’e döndü, Türklük bugün artık bölücü kavramdır’ diyene sol adına şapka çıkarılır ‘Neden’siz romantiklerimiz tarafından… Kemalist devrimciler ‘Kemalist burjuvalar’dır; Atatürk, ‘Burjuva Paşası’… Kurtuluş Savaşı’nın zafer kazanan ilk antiemperyalist savaş olduğunu söyledikçe, deliklerinden çıkıp, ‘burjuvazi önderliğindeki kurtuluş savaşının güdük anti-emperyalist yanını abartmanın ideolojik bir hastalık’ olduğunu buyururlar… Kemalizm, tepeden inmeci bir rejimdir, onun laiklik ilkesi de demokrasi ve özgürlüklere aykırıdır vs… vs…
Atatürkçüyüm diye geçinenlerin Atatürkçülükle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı, solcu olduğunu iddia edenlerin Kemalizme saldırmak dışında vasıflarının olmadığı bir ülke…
İşte bu durumda ve böylesi safsatayla doldurulurken zihinlerimiz, Uğur Mumcu ve onun ölümsüz fikirleri, gerçeğin limanından savrulmamızı engelleyen kopmaz bir halattır adeta… Ve inadına tekrarlar, inadına tekrarlar: ‘Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları, birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’

Uğur Mumcu’ya kulak vermek her Türk genci için gereklidir… Çünkü her Türk gencinin ondan öğreneceği çok şey vardır… Eğer onu okursanız, ne Kemalizm, Atatürkçülük diye CHP peşinde gidersiniz, ne ‘Sağcıysan MHP’ye solcuysan CHP’ye oy ver’ gibi mantıksız sloganların yanılgısına kapılırsınız, ne de yeni sol seçenek, sosyalist çıkış gibi laflarla maskeli ikinci cumhuriyetçilere teslim edersiniz zihinlerinizi…
Ama en önemlisi, bilirsiniz ki gerçek solcunun ayakları kendi toprağına basar, gerçek solcu ülkesine bağımsızlığını, aydınlığını kazandırmış fikri kimse karşısında savunmasız bırakmaz… Kemalizmin temel prensiplerinin değerinin bilincinde olur, altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle seçilmiş tuğlalar koyarak, halkı için o en güzel evi inşa etmeye çalışır…
Uğur Mumcu, aydınlığa, her anlamda tam bağımsızlığa, ilericiliğe, gerçek demokrasiye, çağdaşlığa giden yolu yazdıklarıyla ortaya koymuştur… Kelimeleriyle, çalı çırpı kalabalığını süpürüp, doğru yolu açmıştır…
Bu yoldan yürümekse Türkiye’nin ilerici gençlerinin vazifesidir…
Düşman edilmeye çalışılan fikirlerin arasında, bunları birleştiren köprüler ve yolların olduğunu hiçbir zaman unutmadan…

www.taylanozbay.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anlamlı ve gerçekçi, aynı zamanda da öğreticiydi. Eline ve yüreğine sağlık...

Fahrettin Çitil 
 16.02.2008 0:16
 

güzel ve değerli bilgiler içeren bir yazınız var teşekkürler.. yazınınızı okuduktan sonra biraz daha fazla uğur mumcunun yazılarından okumam gerektiğini düşündüm.iyi akşamlar.

Bilal Tonga 
 12.02.2008 19:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 06.05.07
 
 

Zonguldak’ta doğdu. On altı yaşından beri çeşitli yerel, bölgesel ve ulusal gazete-dergilerde, ay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster