Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '16

 
Kategori
Üniversitelinin Sesi
Okunma Sayısı
1544
 

Ülkemizdeki sosyal sistem

Ülkemizdeki sosyal sistem
 

Devlet olmak için en önemli unsurlardan biri de hiç şüphesiz sosyal sistemdir.

"Sosyal sistem nedir?" diyecek olursanız.

Bir toplumun yaşayış biçimi, birbirleriyle olan etkileşimleri ve yine birbirleriyle olan yardımlaşmaları ve sorumlulukları olarak tanımlayabiliriz.

Ülkemize baktığımızda ne yazık ki ideal sosyal sistemden bir hayli uzak olduğumuzu kabul etmekte fayda görüyorum. İlk önce özeleştiri yapmalıyız ve şüphesiz sorunları tespit etmeliyiz.

Ben aklımdaki başlıca sorunları şöyle sıralayabilirim;

      1-İnsanların birbirlerine olan güvensizliği,

      2-Dürüst ve etik değerlere sahip insanın günden güne azalması,

      3-Ahlaki değerlere sahip çıkılmaması,

      4-Kültürümüzden ve milli değerlerimizden uzaklaşılması,

      5-Üşengeçlik,

      6-Sistemin istediği eve kapalı asosyal insan modelinin artık bir örümcek ağı gibi yayılması,

      7-Sosyal sorumluluk duygusunun yitirilmesi ,empati yapamamak ve diğer insanlara saygı duymamak,

      8-Cahillik ve eğitimin gerekliliği,

      9-Çağımızdaki bitmek tükenmek bilmeyen lanet olası öfkemiz !

Haydi gelin yapamadığımız objektif taraftan bu maddeleri inceleyelim ve ideal çözümlere biraz daha yaklaşmaya çalışalım.

1.İnsanların Birbirlerine Olan Güvensizliği:

Günümüzde hiç kimse birbirine güvenmiyor. Hatta ne demişler "Babana bile güvenme". Acaba bu böyle mi? Geçmişten günümüze hep insanlar sadakat duygusundan yoksun ve güvensiz bir ortamda mı yaşadılar? Bence bu sorunun cevabı kesinlikle hayır. İnsanoğlunun mizacında zaten güven duygusu vardır. Ancak toplum öyle bir hale geldi ki nasıl güvenelim birbirimize diyenlerimiz olacaktır. Bu konuyu en başta açıklamamın sebebi çok önemli olan bu değerin ,bu duygunun gerekliliği. İşte bu duyguyu geri kazanmamız için gerekli olan formül şunlardan ibaret; saygı ,hoşgörü ,dürüstlük ve ahlak. Bir insanda bu değerler olduğunda zaten güven ortamının sağlanması da kaçınılamaz olacaktır.

2.Dürüst İnsanın Günden Güne Azalması:

 Acaba hangimiz işimizi veya uğraştığımız her neyse yaptığımız işi kusursuz bir dürüstlükle yapıyoruz. Konu dürüstlük olunca,birbirimize karşı dürüst olursak çok azımız. Bu sadece bir örnekti. Peki sosyal sistem içindeki dürüstlüğümüz nasıl diye düşünelim. İnsanın dürüstlük bazında kaçınması gereken en önemli davranışlar ,yalan ,entrika ,iftira ,kendi menfaatleri doğrultusunda yapacağı her türlü çirkin davranış olarak sıralayabiliriz .En başta kendimize karşı dürüst olmalıyız. Kendimizi eleştirebilmeliyiz. Bu duygularımızı günden güne kaybediyoruz. Artık ne olur rotamızı doğru olana çevirelim.

3.Ahlaki ve Etik Değerlerin Önemi: 

Ahlak terimi genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır.(http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahlak)

Bu tanım etik ve ahlakın aslında pekte farklı olmadığın gösteriyor.İyi ve doğru olan herşey aslında etik oluyor diyebiliriz. Peki biz ahlaklı bir toplum muyuz? Yine maalesef değiliz demek durumundayım. Tecavüzün kabul gördüğü veya cezası çok hafif olan bir ülke hiç kusura bakmayalım kesinlikle ahlaklı değildir. Bu suçlu canilere hakaret ederken bile analarına,kardeşlerine küfür ediyoruz.Sizce burda bir ironi yok mu? Sadece kadına değil,insana değer vermeyen hatta ve hatta hayvanlara bile zulmeden bir toplumuz. Ama biz her zaman kusursusuz tabiki de ,mükemmel toplumuz.

Yaptığımız her türlü davranışın etik olup olmadığını önce düşünmek zorundayız. Artık bir arada yaşamayı bu ahlaki değerlerle öğrenmeliyiz. Artık sorunun zihniyette olduğunu , cahiliyette olduğunu anlamamız lazım.

Bu ahlaki sorunumuzu düzeltmenin tek ama tek yolu var. Sadece doğru eğitim. Bu konu hakkında çok şey söylemek isterdim ama zaten siz konuyu biliyorsunuz.

4.Kültürümüzden ve Milli Değerlerimizden Uzaklaşılması:

Günümüzde hiç içimizde kalmayan ama eskiden beri süregelen hoşgörümüz artık bizim için çok önemli. Tarihimizden ne almalıyız diyenler varsa eğer; hoşgörü ,misafirperverlik ,insan sevgisi ,aile bağları vb. davranışlar şeklinde listeyi uzatabiliriz. İşte tam bu noktada geçmişimizi bilmek ve tarih bilgisinin önemi bir adım öne çıkıyor. Atalarımızda bu duyguları bulabiliriz.

Peki ülke olarak neden bu kadar az bilim adamı ,sanatçı veya dünyaya faydalı insanlar çıkartıyoruz. Kendi kendimize oyalandığımız salak salak mevzular yüzünden. Haliyle tartışmalar bitmezse biz daha bir asır yerimizde saymaya devam ederiz.

Uzaklara değil geçmişimize bakarsak değerli isimlerimizi bulmak hiç zor değil. Artık ilerlemek zorundayız. Çalışkan olmalıyız ve bilime önem vermeliyiz. Ancak kesinlikle tarihimizi ve kültürümüzü kaybetmemeliyiz. Çünkü geçmişini ,kültürünü yitirenler ,çıktığı gezegeni kaybeden bir uzay gemisine benzer.

Bu başlığı ulu önderimiz Atatürk'ün sözüyle bitirmek istiyorum. "Ne mutlu Türküm diyene!"

5.Üşengeçlik:

İşten kaytarmak için her türlü sahtekarlığı yapmak bize hiçbir şey katmıyor arkadaşlar. Artık teknoloji yüzünden mi, başka bir nedenden mi bilinmez, tembelliği çok seviyoruz. Özeleştiri yapacak olursak ne kadar üşengeç insanlar olduğumuzu görürüz. Sosyalliğin bile anlamsız geldiği bir hayat, duvarlarıyla bedenimiz etrafında her geçen gün daha yüksek duvarlar örüyor.

Artık gelin erken uyanmayı öğrenelim. Çalışmayı ve bir şeyler üretmeyi alışkanlık haline getirelim. Hep hazıra alıştırılmış olan kişiliğimizi bu uyuşturucudan uzak tutalım.

 “Değişim için harekete geçin.”

6.Sistemin istediği eve kapalı asosyal insan modelinin bir örümcek ağı gibi yayılması:

Bu başlıkta ise tembelliğin ürünü “asosyal insan” karşımıza çıkıyor. Kendi kendimize yeteriz düşüncesi çok tehlikelidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Sohbet etmelidir, yardım etmelidir, paylaşmalıdır. Doğayı, insanları daha iyi tanımak için girişimci olmalıdır. Ama gerek çocukluğumuzdan gelen içine kapanıklılık gerekse eğitim sistemimiz bizi asosyallik uçurumuna doğru sürüklemektedir. Sosyal medya maalesef bizi sanal bir ortama sürüklüyor. Doğru kullanıldığı takdirde sosyalliğimize katkıda bulunabilmekte ancak yanlış kullanıldığında sonuçları çok korkunç olabilmektedir.

Sosyallikten korkmayın, inanın daha mutlu olacaksınız. Çünkü her geçen saniye artık geri gelmiyor. Sevdiklerinize sarılın, konuşun. Yeni insanlarla tanışın, derneklere koşun. Henüz geç değilken, keşke dememek için insanları daha çok sevin.

7.Sosyal sorumluluk duygusunun yitirilmesi ,empati yapamamak ve diğer insanlara saygı duymamak:

Bu konular hakkında çok doluyum. İlkinden başlayalım, sosyal sorumluluk duygusundan.

Atalarımızda bu duyguları bulmamız mümkün ancak artık pekte uzağa bakmamıza gerek yok. Pek çok yardım örgütlenmesi çevremizde mevcut bulunmaktadır. Örgütlenerek, insanlara yardım etmek ve bunun verdiği manevi haz tarif edilemeyecek kadar güzel bir duygu. Elimizi artık taşın altına koymalıyız, yardıma muhtaç insanların dertleriyle dertlenmeliyiz. O insanların yerinde sende olabilirdin. Vicdanımız için yapalım …

Empati, kendimizi karşımızdaki insanın yerine koymak ve duruma bu açıdan bakabilmektir. Hani bizim hiç beceremediğimiz. Bencilliğimize kapılarak öfkelendiğiniz durumları hepiniz hatırlayın. Daha sonra hep pişman oldunuz değil mi? Lütfen bunu öğrenelim, öğrenelim ki birlikte yaşayabilelim !

Diğer insanlara saygı duymamak, toplumumuzun en büyük hobilerinden. En küçük bir tartışmada bile birbirimizi kırmaya, üzmeye ne kadar alışmışız. Siyaset, futbol ,din ,etnik köken vb. nedenlerle her geçen gün birbirimizden daha çok uzaklaşıyoruz. Vazgeçelim artık sadece “ben haklıyım” nidaları atmaktan. Saygı duymayı öğrenelim her şeye. Sohbetlerimizde bütün sülalemize küfretmeden, hakaretler savurmadan konuşmayı öğrenelim. Bırakın artık ayrılmayı, ayrıştırılmayı…   

8.Cahillik ve eğitimin gerekliliği:

Ülkemizde tespit ettiğim cahilliğin tanımını buldum sanırım; “Çoğulcu cehalet” .

“Sosyal Psikolojide, çoğulcu cehalet (çoğulcu cahillik) şöyle tanımlanır: Bir topluluğun üyelerinin çoğunluğu özelde bir normu reddetmektedirler, ancak yanlış bir şekilde diğerlerinin çoğunun bu normu kabul ettiğini farz etmektedirler. Dolayısıyla, yanlış bildikleri halde bu norma uymaktadırlar.”

“Çoğulcu Cehalet kavramı, Daniel Katz ve Floyd H. Allport tarafından 1931 yılında ortaya atılmıştır. Krech and Crutchfield çoğulcu cehaleti şu şekilde açıklamışlardır (1): “Kimse inanmaz, ancak herkes herkesin inandığını düşünür.” Çoğulcu cehalet, Bir topluluktaki bireylerin çoğunluğu onların diğerlerinin çoğunun – gerçekte zannettiklerinden daha benzer oldukları halde - bir şekilde farklı olduğunu farz ettiği yerde görülür. Böylece, onlar varsayılan normlara uyacaklardır. Çoğu insan bunu böyle yaptığı zaman, varsayılan norm, norma dönüşür.“

Örnek verecek olursak;

“Sosyal bilimler literatüründe çoğulcu cehalet ile ilgili pek çok örnek bulunmaktadır. Bunların en bilineni klasik sınıf örneğidir. Bir öğretmen, bazı zor konuları anlattıktan sonra sınıfa dönerek ‘herhangi bir sorunuz var mı?” diye sorduğunda derin bir sessizlik olur, kimse soru sormaz. Oysa çoğu öğrenci konuyu anlamamıştır. Öğrenciler, soru sorulmamasını diğerlerinin konuyu anladığına yorar ve topluluk önünde daha az zeki öğrenci olarak afişe olmamak için soru sormaya cesaret edemez. Diğer bir örnek, Amerikan kolej kampüslerinde yapılan alkol tüketimine yönelik araştırmalardır. Gerçekte içki alemlerinden kaçınmak isteseler de, çoğu öğrenci dışlanmak korkusuyla bu fikrini açıklayamamaktadır. Yanlış bir düşünceyle öğrenciler diğerlerinin çoğunun aşırı içkiden hoşlandıklarını düşünerek bu şekilde davranmaktadırlar. Oysa gerçekte öğrenciler aşırı alkolden kaçınmak istemektedirler.”

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Çoğulcu_cehalet

Peki bu çoğulcu cehaletin çözümü nedir. Tabiki de doğru bir eğitim sistemi. Ama bu sistemi bir türlü oluşturamıyoruz.

9.Çağımızdaki bitmek tükenmek bilmeyen lanet olası öfkemiz:

Her zaman övündüğümüz hoşgörümüze ne oldu? Neden birbirimize bu kadar öfkeliyiz? Neden birbirimize hakaret etmek için bu kadar istekliyiz ? Neden birbirimizi öldürüyoruz? Daha birçok “neden?” var.

Anlayamıyorum! Saygı duymak ,sevmek bize nasıl bu kadar zor gelebiliyor. Bazen savaşçı toplumdan gelmemize yoruyorum ama atalarımızın hoşgörü hikayeleri aklıma geliyor , vazgeçiyorum. Her şeyden çok bu öfkemizi yok etmeyi öğrenmeliyiz.

Kendime göre “ideal sosyal sistem” konusu hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaştım. Daha sevgi dolu ve güzel günlere ulaşmak dileğiyle ,sevgilerimle…

Ahmet Kuşçu     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5146
Kayıt tarihi
: 05.05.14
 
 

Maden Mühendisi - Meraklı - Sosyal - Gezgin ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster