Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
787
 

Ülkemizin geldiği son nokta - Bilinenler ve bilinmeyenler...

Ülkemizin geldiği son nokta - Bilinenler ve bilinmeyenler...
 

haber7.com


Uzun yıllar önce bir vaiz gizli bir toplantıda şu sözleri söylüyordu.
 
"Türkiye'deki devlet yapısı ölçülerine göre bütün anayasal müesseseler dahil güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz güne kadar attığınız her adım erken sayılır. Her adım 20 günü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir."
 
Bu vaiz 16 yıl önce sağlık kontrolü için ABD ye giden ve halen orada yaşayan Fettullah Gülen'di. 
 
28 Şubat sürecinde 2000 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ni devirmek amacıyla yasadışı terör örgütü kurmaktan Gülen aleyhine dava açılmış, bu dava önce 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. Daha sonra 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda yapılan değişiklik sonrasında Gülen'in avukatlarının başvurusu nedeniyle yeniden görülmüş; 2008 yılında cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduguna dair delil olmadığından yeni terörle mücadele yasasına göre beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oybirliği ile onanmıştı.
 
Hemen aklımıza bir soru geliyor.
 
Ergenekon davasında ceza alan komutanlar cürüm ve şiddete başvurmuşlar mıydı?"
 
Şimdi başka bir soru?
 
Demokrasi Projesi diye bir şey duydunuz mu?
 
Duymadınızsa ben açıklayayım.
 
"Demokrasi Projesi" (Project Democracy),.Amerikan emperyalizminin 1980'lerde üzerinde uzun süre çalıştığı ve ancak resmi olarak 1983 yılında ABD Dışişleri Bakanı G. Schultz ve Enformasyon Bakanılığı USIA'nın yöneticisi C. Wick tarafından açıklanan bir projedir. 
 
ABD'nin "Project Democracy" si İslam ülkelerinde "Ilımlı Islam"in geliştirilmesii olarak piyasaya sürüldü. Ilımlı İslam ideolojisiyle, hem "dinlerarası diyalog" icin zemin oluşturuluyordu, hem de ABD'nin laiklik zemininde yükselen ulusal devletleri tahrip etmesinin aracı olarak islev görüyordu. Ilımlı sözcüğü, Islam fundemantalizminde bir ılımlılık değildi. Şeriatın koyu iktidari için mücadele eden Ilımlı İslamcı örgütler ABD yönetimine  ve politikalarina karsi "ılımlı" olmalıydı. 
 
Pentagon tarafindan İslam coğrafyasında  "Ilımlı İslam" hareketinin önderi  olarak sayilan Gülen, kendi cemaatine ait Zaman gazetesinin 4 Eylul 1997 tarihli sayisinda yayimlanan açıklamalarında , Batı ile ilişkiler hakkinda su değerlendirmeleri yapti:
 
"İnanmış bir insanin Bati karşısında , Bati'yla entegrasyon karsisinda, Amerika'yla entegrasyon karşısında  olması katiyyen düşünülemez."
 
Bu projede en önemli parasal kaynak aktarımları  vakıflar aracılığıyla sağlanmıştır. Bu öylesine bir uygulamadır ki, tüzüklerinde "hükümetlerden parasal destek almayı" yasaklayan hükümler bulunan kuruluşlara, bu proje çerçevesindeki paralar vakıflar aracılığıyla aktarılmakta ve vakıflar aracılığıyla kullanılmaktadır. 
 
Gülen, gücünü ABD yönetiminden aldığını da saklamıyor.
 
"Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı." (Nevval sevindi. Fettullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul. Aralık 1997 s.39)
 
Ergenekon davası
 
12 Haziran 2007 de Ümraniye'de bulunan 27 el bombasıyla darbe yapılacağı varsayımından yola çıkılarak yapılan soruşturma sonunda İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesinde bir dava açıldı. İlk duruşması 20 Ekim 2008 de Silivri cezaevi'ndeki duruşma salonunda görülen davalarda 400 civarında sanık Ergenekon üyesi olmakla suçlandı. Ancak İstanbul 13. Ceza Mahkemesi aldığı bir ara kararla Ergenekon örgütünün kesinlik kazanmadığını ve yargılama sonucu açıklığa kavuşacağını açıklamıştı. 
 
Ergenekon soruşturmasını Zekeriya Öz adlı bir savcı üstlendi. Şimdi Zekeriya Öz'ü tanıyalım. 
 
Aydınlık gazetesinin Ergenekon savcısının gizlenen 4 yılı başlığı altında yayınladığı yazıda şu bilgiler var. 
 
Zekeriya Öz, 1951'de Bulgaristan’dan Bursa’ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu. Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz’ün İmam Hatip (İHL)’te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından “devşirildiğini” anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen’in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesi’nde eğitim gördü. Kurban Bayramı’nda vatandaşlardan kurban derilerini toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi. Öz’ün çocukluğu ve gençliği, Bursa-Yalova-İstanbul hattında geçti. Zekeriya Öz, 1997'de Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nı kazandıktan sonra, Aktüel Dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu’ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu.
 
Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır” diyor, “Atatürk adını ağzına almaz, ‘beton Kemal’ ifadesini kullanırdı… Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hâlâ da şaşkınım.”
 
http://www.hukuki.net/archive/index.php?t-45887.html
 
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=10797166
 
İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesi başkanı Köksal Şengün'dü. Köksal Şengün, pek çok sanığın kuvvetli suç şüphesi olmadığı halde tutuklu yargılanmasını doğru bulmuyordu. Ergenekon İddianamesinin 37 tutuklu sanığından 24’ü için tahliye talep eden Şengün’ün bu talebi heyetteki diğer iki hakim tarafından kabul görmedi.  İddianamede Şengün, 3 tutuklunun ikisi için tahliye isterken, 1. iddianamede de sanıkların üçte ikisi için tahliye talebinde bulundu. Ancak tüm tahliyelere diğer mahkeme üyeleri itiraz ettiği için bu talep gerçekleşmedi. Köksal Şengün’ün bu durumu nedeniyle mahkeme için kullanılan “ikiye bir mahkemesi” ifadesi genel kabul gördü.
 
O tarihlerde Eski Emniyet müdürü Hanefi Avcı "Haliçte yaşayan simonlar" adlı bir kitap yazdı. Kitabında polis, hakim ve savcıların cemaatin elemanları olduğunu ileri sürüyor ve bu kişilerin devletin değil, cemaatin talimatlarını yerine getirdiklerini ileri sürüyordu. Tabii, böyle bir kitap yazanın kişinin cezalandırılması gerekiyordu ve bir sürü uyduruk suçtan toplam 15 yıl ceza veriliyordu.
 
Mahkeme başkanı ise cemaatin adamı değildi ve onun bu mahkemeden alınması gerekiyordu ve Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın da gözaltına alındığı son Ergenekon Operasyonu’nda basına yansıyanlara göre savcılık, kadın avukat T.B.’yi Köksal Şengün’ü cinselliğini etkilemekle itham ediyor ve bu nedenle sorguluyordu. Bunun sonucunda ise Köksal Şengün Bolu hakimliğine atanıyordu. 
 
Köksal Şengün'ün yerine en kıdemli hakim olan Hasan Hüseyin Özese mahkeme başkanı olarak atanıyordu. Zekeriya Öz ile Hasan Hüseyin Özese'nin ise aralarından su sızmıyordu. Şimdi aşağıdaki fotoğraflara bakınca Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz ile Ergenekon Davası Kıdemli Hakimi Hasan Hüseyin Özese tekneye bindiklerinde yan yana oturdukları görülüyor. Hakim Özese’nin kolunun Savcı Zekeriya Öz’ün omzuna doğru uzanmış gibi fotoğrafı da ikilinin bu süreçte yakın bir çalışma yürüttüklerini gösteriyor. Öyle ki ikilinin iftarda da yan yana oturdukları görülüyor.
 
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz ve hakimi Hasan Hüseyin Özese, Özesenin kolu Zekeriya Özün omuzuna doğru uzanmış
 
Zekeriya Öz  Hasan Hüseyin Özese
 
 
 
http://gizlibelge.wordpress.com/2009/10/06/ergenekon-savci-ve-hakimlerinin-olay-yaratacak-forograflari/
 
Ergenekon mahkemesinin son zamanlarında ise Zekeriya Öz aniden görevden alındı. Her ne kadar kendisini HSYK görevden almışsa da bundan iktidarın haberi olmadığını düşünülemez. Çünkü son zamanlarda Türkiye’nin dışarıdaki imajını yerle bir eden görüntüler, ona yönelen eleştiri ve tepkiler, iktidar için seçim arifesinde çok yıpratıcı olmaya başlamıştı.
 
Ergenekon mahkemesinin kararları herkes tarafından bilinmektedir. Zamanında bu hükümete karşı çıkan herkese göre bir suç tespit edilerek ceza almaları sağlanmıştır. 
 
Eski Mahkeme başkanı  Köksal Şengün'ün karardan sonraki açıklamaları:
 
Benim hukuk anlaşıyına göre mahkeme silahlı örgüt tespit etmez. Silahlı terör örgütü olup olmadığını tespit etmek devletin işidir. Devlet bunu tespit eder, mahkemeye bildirir. 
 
Nereden geldi bu örgüt: Ancak karar yazıldıında ortaya çıkar.Böyle bir örgüt olduğuna ilişkin karar açıkçası bana ters geliyor. Ne deniliyor? Derin Devlet Örgütü. Derin Devlet'in faili meçhulleri vardı, hangisi aydınlatıldı? Bizdeki dosyalarda sanıklar hakkında "adam kaçırma, öldürme ilgili suçlama yoktu. Bu nasıl örgüt oluyor?
 
İngiliz gazetesi The Times Ergenekon konusunda şu ifadelere ver vermiş. "Diktatörlüğün korkusu Türkiye'nin üzerinde...Erdoğan'ın skandala dönüşen adaletsiz davaları, İslami faşizmin işareti. Fettullah Gülen hareketinin Başbakan Erdoğan üzerindeki etkisini sorgulamak bir tabu haline geldi. Okullara, üniversitelere, devlet kurumlarına, bürokrasiye, polise, yargıya sızan Gülen hareketi, derin devletin İslami modeli oldu. Erdoğan'ın gündemi, yaptığı hesaplar giderek şüpheli bir hale dönüşüyor ve korku en güçlü silahı. Türkiye için tehlike artık bir askeri darbe değil. Asıl tehlike, Erdoğan'ın her türlü muhalefete ve çoğulculuğa karşı olan paranoyak hoşgörüsüzlüğü.
 
Gülen zamanında ne demişti?
 
Türkiye'deki devlet yapısı ölçülerine göre bütün anayasal müesseseler dahil güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz güne kadar attığınız her adım erken sayılır.
 
Şimdiki durum ne?
 
Yürütme, yasama, Cumhurbaşkanı, yargı ve basının % 90 ı artık iktidarın elinde. Yani bütün Anayasal müesseseler kendi cephelerine çekilmiş durumda.
 
İşte ülkenin geldiği son nokta bu....
 
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerek yazınızı gerekse de yorumları okudum. Bir nefes aldım ve bir süre içimde tuttum ve sonra derin bir nefesle verdim.Yazdığınız ve yüzeysel olarak bahsettiğiniz bu konuları inanın toplum hiç farkında değil. Acı olan neresi bilir misiniz bu olaylar nedense din kisvesi ile yapılması. İnanın günümüzde yenen kul hakkının haddi hesabı yok. Bir tek Balbay'ın kızı Nazlıcan'ın kul hakkını bile ödemeleri mümkün değil bu insanlar hiç mi mahşeri düşünmüyorlar. Oradaki hesap soracak Allah(c.c) ın ya gazabı bize vurursa ne olur demez mi bir kul. İnanıyorum ki mahşerde bizim insanımız yaşananların hesabını verebilir mi bunu düşünmek bile istemiyorum. Konu ile ilgili yorum sayfalar alır. Bu nedenle konunun son noktası olan mahşere girdim. Bu insanlar bir an mahşeri düşünseler di bunlar olamazdı. Mahşer çok ama çok sıcak ve zorlu olacak. Saygılarımla...

hssensoz 
 17.08.2013 21:31
Cevap :
Bizim halkımıza din deyince akan sular duruyor. Doğru veya yanlış din kisvesi altında söylenenlere inanıyorlar. En zor mesleklerden biri olan yargıçlık mesleğinde kul hakkı yeme olasılığı çok fazla. Haksız yere cezalandırılan insanlar sizin de belirttiğiniz gibi bunun hesabını mahşerde vermeyecekler mi? Bunları yönlendirenler istedikleri kadar dindar olduklarını ileri sürsünler, bunların hesabını vermeyecekler mi? Bu sorumluluklardan tövbe ederek kurtulamayacaklarını bunlar bilmiyorlar mı? Teşekkürler sayın Şenssöz. Saygılar, selamlar...  19.08.2013 12:54
 

Gelinen nokta son derece umutsuz Erol Bey.Cemaat denilince akan sular durur hale gelindi daha dün iş yapamayan insanlarn kısa süre içinde cemaata yaklaşımda bulunarak adım adım ilerlediklerini gözlerimizle görmekteyiz ne acı .Hükümete karşı çıkanların durumu ne yazık ki güneş ışığı gibi ortada.Baskılar çoğaldıkça çoğalıyor .Sadece bizlerin yaşamaları değil kendi siyasi gücü de karanlıkta ,sesler bastırılmakta.Okullarda,devlet kurumlarında,bürokraside,poliste...her yerde derin devlet.Ülke olarak hepimizin Başbakanı Sayın Erdoğan, ama her türlü muhalefete ve çoğulculuğa karşı bambaşka bir çizgi çizerek insanları yok sayıyor.Alternatif tüm sesler susturulmaya çalışılıyor,yaptıkları haberlerle hükümetin görüşlerine uymayan gazetecilerin durumları da ortada ve daha neler neler.Hem bilgilendik hem dilimiz döndüğünce içimizi döktük sayenizde Erol Bey.Bakalım hayırlısı.Selam ve sevgiler.

Şennur Köseli 
 16.08.2013 18:08
Cevap :
Birinci yorumunuz geç de olsa bana ulaştı Şennur hanım. Aslında bu konuda yazılacak çok şey var. Onların tarafında olmayan iş adamlarına maliyecilerini gönderip, baskı yapıyorlar. Daha geçen gün tanınmış bir vakfın Genel Sekreteriyle görüşüyordum. O vakıf Atatürkçü olarak tanınan bir vakıf. Onlara da maliyecileri gönderip, sıkı bir denetim yapmışlar. Bir çok KDV borcu çıkarıp, sonra da uzlaşalım demişler. Ancak Vakıf maliyeye karşı dava açınca, dava sonunda vakıf haklı çıkmış ve bir kuruş ödemeden olay kapanmış. Diğer taraftan yeni tayin olan bütün hakim ve savcılar kendi adamlarından oluşmuş ve bu insanların eşleri tam anlamıyla kapalıymış. Daha neler neler...Yazmakla bitmez yani. Gerçekten içinde bulunduğumuz durum çok vahim. Teşekkürler. Sevgiler, selamlar...  17.08.2013 17:08
 

Şirazesini bozdukları kantarın bir gün kendi sahibini de tartabileceği görülmüştür.Tarihi vak'anüvisleri ara sıra okumaları gerekir..Erol Bey,Saygılar...selamlar...sevgiler..

Mesut Selek 
 16.08.2013 14:23
Cevap :
Bozdukları kantar kolay kolay tamir edilir mi? Onu bilemem ama o kantarda tartıldıklarında canları çok acıyacakları kesin. Biz görebilir miyiz? Onu da Allah bilir. Teşekkürler Mesut hocam. Saygılar, selamlar..  16.08.2013 18:34
 

Çok zor ve bunalımlı bir devreden geçtiğimiz kesin değerli arkadaşım, bu günleri görmek istemezdim, Allah tekrarından korusun güzel ülkemizi ve halkımızı...Selam ve saygıyla...

Yurdagül Alkan 
 16.08.2013 12:09
Cevap :
Hiçbirimiz bu günleri görmek istemezdik Yurdagül hanım. Umarım daha da beterlerini yaşamayız. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  16.08.2013 15:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3315
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster