Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ALİ GALİP AKYILDIRIM

http://blog.milliyet.com.tr/aligalip

30 Ağustos '15

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
129
 

Ülkemizin gidişatı iyi değil...

Ülkemizin gidişatı iyi değil...
 

Kürt kökenli vatandaşlarımız bu terörden, şiddetten şikâyetçi ise, neden; “ey örgüt, benim için silah kullanma, kan akıtma, ben hayatımdan memnunum” demez?


Serhat şehrimiz Çanakkale’den, diğer serhat şehirlerimiz olan Kars, Iğdır ve Ardahan’a kadar uzun bir yolculuk yaptık.

Ülkemizi batısından doğusuna kadar gezerek her ilimizin güzelliklerini yaşamak istedik.

Yolculuğa çıkmadan önce “aman arabanızla gelmeyin, yollar güvenli değil” diyen yakınlarımız oldu.

Her şeye rağmen planladığımız yolculuğumuzu gerçekleştirdik. Tabi ki, geceleri yolculuk yapmamak koşulu ile…

Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Ankara, Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum derken kendimizi Iğdır’da bulduk.

Sivas’a kadar her şey normaldi. Sivas Erzincan ve Erzurum’u ertesi gün gündüz geçtik. Iğdır’a her zaman gidilen yol mayın ve terör nedeniyle kapalı olduğundan Kars üzerinden Iğdır’a ulaştık.

Memleketin batısından doğusuna giderken ve dönerken bin kere düşünmek gerekiyor. “Can güvenliğim var mı” diye…

Yollar mayın ve terör nedeniyle kapatılıyor.

Yollarda asker veya özel tim yok.

Erzincan’dan sonra kimlik kontrolü örgüt tarafından yapılmakta olduğundan onlarla karşılaşmadan o yolu geçmek tamamen şansa kalmıştır.

Bölgede yakılan TIR’ların, otomobillerin sayısını kimse bilmiyor.

Ankara’dan sonrası için gece yolculuğu yapmak mümkün değil.

Terör örgütünün ne zaman ve nasıl karşınıza çıkacağı belli değil.
Doğuda ki hayatı yerinde gördük ve orada ki halkımızla “gidişatı” değerlendirdik.

Dönerken de yolculuk esnasında uzun uzun düşündüm, yaptığımız sohbetleri değerlendirdim.

Ve ülkemizin gidişatının iyi olmadığını kabul ettim.

Ülkemizin Doğu ve Güneydoğusunda, köyler terör nedeniyle boşalıyor.

Ama öyle kolay değil “ben gidiyorum” demek…

Göç etmek isteyenler evlerinin, arazilerinin tapusunu örgüte vermek koşulu ile köylerinden, kasabalarından ayrılabiliyorlar.

 İlçe merkezlerinde her gün saatler süren çatışmaları televizyonlardan izliyoruz.

Artık taş atan yok. Örgüt militanları ve sempatizanları resmen silah kullanıyorlar.

Şehirlere örtülü OHAL uygulaması konuldu, valiler, kaymakamlar gece oldu mu dışarı çıkamıyorlar…

Asker ve polis zorunlu olmadıkça karakolundan dışarı çıkmıyor.

Son bir iki ay içerisinde yaklaşık 65 şehidimiz var.

Yurdun herhangi bir yerinde her gün bir veya bir kaç şehit töreni yapılıyor. Ağıtlar yükseliyor, anaların, eşlerin, çocukların gözyaşları dinmek bilmiyor.

Askerlerimiz “bu günde ölmedim anne” diyerek analarına telefon açıyorlar.

Askere gitmek “şehit olmakla” özdeşleşmiş gibi.

Devlet büyüklerimiz ve eşleri, şehit yakınlarını teselli edecek söz bulamıyorlar.

Ama “şehit olmanın” güzelliğini anlata anlata da bitiremiyorlar.

Bir büyüğümüzün eşi sayın hanımefendi şehit ailelerine; “Şehitlik ölümlerin en şereflisidir… Evladını kaybeden ana babalara sabırlar diliyorum. Sabır acıdır, ama meyvesi tatlıdır” diyerek teselli veriyor.
Tamam, kabul ediyoruz, tabi ki, şehitlik ölümlerin en şereflisidir…
Ama bu çocuklar ölmese, onlarda bu vatan da iyi kötü yaşasalar fenamı olur? Ölmeseler, analar ağlamasa daha iyi olmaz mı?

Bu gençler 40 yıldan bu güne neyin uğruna ölüyorlar?

Vatan uğruna desek, bu millet işgal altında ki vatanını kurtarmak için gözünü kırpmaz. Bunu Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşın da yaşadık.

40 yıldır süren ve 40 binden fazla insanımızın hayatına mal olan bu savaş niye bitmez?

Bu bir savaşsa neden topyekûn hareket edilmez?

Kürt kökenli vatandaşlarımız bu terörden, şiddetten şikâyetçi ise, neden; “ey örgüt, benim için silah kullanma, kan akıtma, ben hayatımdan memnunum” demez?

Bu ülkeyi yönetenlerin çok acil kararlar alması gerekiyor.

Bu bir savaşsa, savaş nasıl yapılıyor onu göstermek gerek.

Yok, bu bir terörle mücadeleyse, diğer ülkeler terörle mücadele ederek örgütlerle nasıl başa çıktıysa biz de öyle uygulamalar yapalım.

Atalarımız boşuna dememiş “akacak kan damarda durmaz” diye.

Ne yapmamız gerekiyorsa milletçe yapalım.

Bu uğurda öleceksek bir kere ölelim.

Yeter ki analar ağlamsın.

Yeter ki ülkemiz her gün biraz daha genişleyen bir mezarlığa dönüşmesin.

Evet,  “sabır acıdır, meyvesi tatlıdır”

Şehit anaları, eşleri, çocukları sabredip de tatlı meyve yemiyorlar.

Her günleri acı ve gözyaşıdır.

Her günleri soğuk bir mermer taşına sarılmakla geçmektedir.

Evladı, kocası, babası geri dönmedikten sonra,

Kim ne derse desin boştur.

Çünkü artık söz bitmiştir.

Ülkemizin gidişatı iyi değil.

Yeni bir yazıda buluşma dileği ile…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 264
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 344
Kayıt tarihi
: 28.07.14
 
 

1959'da doğdu. Sınıf Öğretmenliği okudu.1979'da Öğretmenlik görevine başladı. Hayatın; okumak, ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster