Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '20

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
85
 

Ulubatlı Onyekuru

Yıllardır Galatasaray’ı zevkle izler, onlarla birlikte sevinir ve üzülürüm. Başarılı oldukları sezon ve maçlar hiç çıkmaz hafızamdan.

Genelde ise bir Galatasaray taraftarı olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Takımım bana moral ve yaşamımda motivasyon veriyor adeta..

29 Aralık Galatasaray Yeniden Aslan, adlı yazdığım bloğumda bu yarışta Galatasaray ve Beşiktaş kalır, özellikle de Sivas geride kalır diye yazmıştım. Üstelik o sıralar Galatasaray’da hoca-yönetim dedikoduları, sakatlıklar takımın en önemli sorunlarıydı. Galatasaray’ı iyi bildiğimden yanılmam mümkün değildi. Ama Beşiktaş kaliteli kadrosu ve muazzam taraftarına rağmen beni yanılttı. Aslında bir yerde beni yanıltan etkenlerdi. Bunlar  hocalarının durumu, belirsizlik ortamı ve kafayı fazlaca federasyon ve Var’a takmaları idi..

Görünen o ki artık geride Trabzon ve Galatasaray kaldı..

Başakşehir sürpriz olarak çıkar mı çok az da olsa ihtimal.

Küçücük bir Anadolu kentinde, doğma büyüme Galatasaray Taraftarı aileden gelen gelenekle 9-10 yaşlarda radyodan dinleyerek Galatasaray’a açtım gözlerimi. Pili tükenir,  babam kızar diye sesini kısarak Orhan Ayhan’ın o zevk ve sevgiyle anlattığı maçları korkuyla dinleyen ağabeyim beni de yanına alır, pür dikkat kulak kesilirdik radyoya..Evdekiler duymasın diye gol sevinçlerimizi gizlemeye çalışsak da babam anlar ve bu ‘ bu çocuklar radyoda pil bırakmazlar ki ajans dinleyeyim’ diye hayıflanmasına rağmen her cezayı göze alırdık..

Ne gariptir ki genelde Galatasaray bizi sevindirir, yaşamımıza renk katar, hatta derslerdeki başarımda bana öncülük ederdi.

Anamın pantolonuma diktiği yamanın biri sarı, diğeri de kırmızı olması da hiç unutamadığım anımdır. Sorduğumda ise anam, ‘oğlum bildiğimden mi ki bir parçası babanın eski pijaması, diğeri de benim eski entarimdi. Öyle tesadüf olmuş ‘ derdi..

Beni yıllardır kahreden günler de vardı bu serüvende, Fenerbahçe maçları…

Galatasaray’ın en formda olduğu, Fenerbahçe’nin de yerlerde süründüğü sezonlarda olsa bile kazanan genelde FB olurdu. Bu nedenle Fenerbahçe maçlarının gelmesini hiç istemez, çocuk kalbimle isyan ederdim yaşama..Üstelik deplasmanda veya kendi evinde de oynasa Galatasaray’ın Fenerbahçe’ye karşı bir şanssızlığı vardı. Çünkü deplasmanda TEK KALE oynadığı maçlarda bile rakibini yenemez, bir türlü başarı sağlayamazdı.

Hatta kendi sahamızda bile en üstün ve ezerek oynanan oyundan sonra bile genelde alınan sonuçlar tatmin edici değildi..

Ta ki dün geceye kadar…

Tam 21 yıl sonra…

Kadıköy’ün fiyakası,  büyüsü bozuldu..

Daha da bozulacak..

Neymiş, ‘ Burası Kadıköy, buradan çıkış yok!

1996’da kulakları çınlasın Liverpool’un efsane futbolcusu, GS’ın İskoç Teknik Direktörü Graeme  Souness Türkiye Kupasını Kadıköy’de kazandıktan sonra Galatasaray Bayrağını dikmişti sahanın göbeğine. Ulubatlı Souness ünvanını almış ve bizi mutlu etmişti..

O günü unutmuş olacak ki tüm Fenerbahçe camiası Kadıköy’de sonuç değişmez, diyerek dört gözle GS maçını bekler olmuşlardı. Galatasaray’ı yenelim de taraftarın gazını, yönetimin de gönlünü alalım, bu bize yeter edasındaydılar. Çünkü geçmişin gerçekleriydi bunlar. Galatasaray onlar için bir can yeleğiyid..

Süper ve UEFA gibi büyük Kupaları kaldırmasına rağmen ezerek alınamayan bir galibiyetin diyetini her sezon ödemiştir Galatasaray ve TARAFTARLARI..

Karşılaşma günü geldiğinde GS 7’de 7 ile yoluna devam etmek üzere tam kadro sayılabilecek konumda çıktı sahaya. Ofans ağırlıklı, galibiyeti amaçlayan kadro ile. Adem Büyük gibi gol makinasının o gün sahaya sürülmemesi, Falcao’nun hazır olmamasına rağmen kadroya alınması ve Belhanda’nın sahada olması Fatih Terim klasiği ve psikolojik baskı idi..

Karşılaşmanın ilk 5 dakikası beni yanıltmadı. Fenerbahçe Galatasaray’ın orta saha ağırlığının altında daha ilk dakikalarda ezildi. Yoğun pas trafiği ve sağlı, sollu bindirmeler mücadelenin farklılığının aynasıydı. O esnada penaltı ile gelen gol üstünlüğüne rağmen ilk defa bu takım, bu oyunla Fenerbahçe’yi ezer, dedim içimden.

Golden hemen sonra FB hocası Ersun Yanal’ı görüntüleyen kameralara baktığımda karşılaşmanın sonucunu görür gibiydim adeta. Yüzünden düşen bin parça derler ya o şekildeydi görüntüsü. Attıkları penaltı golüne rağmen hiçbir ümit yoktu yüz ifadesinde. Çünkü artık Kadıköy’ün büyüsü bozulmak üzereydi…

Çocukluğumda da futbola âşıktım. Yırtılabileceğini bildiğim tıkır adındaki ayakkabımın her türlü riskine rağmen mahalle aralarında top oynardım. Küçük Onyekuru da diyebilirdiniz beni görseydiniz..

Dün gece FENERBAHÇE defansını ARKASINA KATIP, pikniğe gider gibi Fenerbahçe sahasında fink atınca Onyekuru,  kandimi anımsadım birden. En büyük zevkimdi, defansın tümünü, sonrasında da kaleciyi arkamda bırakıp, golümü ATMAK…

İlk yarı sona erdiğinde Galatasaray bu sezonun en etkili kadrosu ve oyunuyla sahada, dedim kendimce.

Ama Fenerbahçe Galatasaray’ın teknik ve taktik hamlelerine karşı duramayınca sert oynamaya ve faullerle kendi saha ve seyirci avantajıyla sonuca gitmeye yöneldi. İkinci yarı ise GS buna karşılık misliyle cevap verdi..

Ana doludaki kardeşin dediği gibi, ‘ Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz’ misali geçti karşılaşma. Galatasaray, kendi sahasında oynar gibi, adeta bir silindir gibi geçti Fenerbahçe’nin üzerinden.

Görevini yapamayan tek bir futbolcu yoktu o gece. GS kalesine bir tek şut çekildi o da Muslera için bir hiçti. Kanatlardan bindirmeler Fenerbahçe’yi perişan hale soktu, yordu, orta alandaki pas trafiği izleyenlerin bile başını döndürdü. Onyekuru’nun defansı hallaç pamuğu gibi atmasının ardından takım dağıldı ve adeta direnemeden PES etti.

Bu ezici üstünlük ve futbolun seyir güzelliği ile dolu oyunu sonrasında Galatasaray sadece üç puan almadı. Ben bu yarışın en büyüğüyüm, dedi..Daha da kötüsü Fenerbahçe’yi belirsizliğe, karamsarlığa ve moral motivasyon yıkımına itti.

Her şeye rağmen ezelli rekabette bozulan büyü Türk Futbolunda bir dönüm noktasıdır. Başarı ve çalışma olmaksızın, hak etmeden, forma ıslatılmadan hiçbir takım puan ve puanlar almasınlar, şampiyon da olamasınlar. Bu kim olursa olsun…

Fenerbahçe’nin tek farklılığı fedakar taraftarları..

Bana göre onlar her türlü başarının en büyük mimarları ve hak edenleri..

Tıpkı Galatasaray’a gönül veren taraftalar ve futbolseverler gibi…

İyi oynayan, yeşil sahaların hakkını teslim edenlere, centilmence mücadeleler sonrasında başarılı olan ve alacaklara selam olsun..

Galatasaray’a bu galibiyet hayırlı olsun, canı gönülden tebrikler CİM BOM BOMMMMMM!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 120
Toplam yorum
: 1309
Toplam mesaj
: 257
Ort. okunma sayısı
: 1880
Kayıt tarihi
: 22.11.07
 
 

Okumayı, yazmayı ve yaşamı çözmeye çalışan, eğitimci.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster