Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '15

 
Kategori
Turizm
Okunma Sayısı
1059
 

Uluborlu'da Zamanda Yolculuk

Uluborlu'da Zamanda Yolculuk
 

Uluborlu tarihi çok eskilere dayanan Isparta’nın şirin ilçelerinden biridir. Keçiborlu yönünden şehre giderken kıvrım kıvrım yollardan geçersiniz. Yol kenarlarını saran başta kiraz olmak üzere meyve bahçeleri arasından uzaklardan sizi karşılayan Kapı Dağın eteklerindeki Uluborlu’ya ulaşırsınız. O an sessiz ve sakin görünen şehrin ardında kendinizi geçmişi 4000 yılı aşan bir tarihin içinde bulursunuz. İran’a giden ipek yolu üzerinde bulunan şehirin geçmişdeki askeri ve ekonomik önemini Kale’nin ve eski şehrin kurulduğu yeri gördüğünüzde daha iyi anlarsınız. Yıkıntılar arasına saklanmış tarihin neden bu şekilde bırakıldığına bir anlam veremezsiniz. Uluborlu’nun tarihi ile ilgili bazı dökümanları karıştırdığınızda bir çok medeniyetin yaşadığı bir dünya içine dalarsınız. 

Yaklaşık olarak bin yıldır Türk idaresinde olan İlçeye sınır komşusu ilçelerde l3 höyük üzerinde Erken Kalkolitik (MÖ 5500-4500) ve Tunç Çağ (MÖ 3000-1200) dönemlerine ait yerleşimleri varken, ilçe sınırları içinde bilinen höyükler ve kalıntılar olmasına rağmen bugüne kadar gerekli arkeolojik araştırmalar ve yeterli bilimsel araştırmaların yapılmamasına şaşırısınız.

Şehrin tarihine ait belgeleri şöyle bir elden geçirdiğinizde; ne denli zengin ve eski bir geçmişe sahip olduğunu anlarsınız. Tarihte Uluborlu topraklarının da içinde olduğu Pisidia bölgesinin kuzey batısında Frigya sınırına yakın bölge Hitit metinlerinde Pitaşşa olarak geçmektedir. Hitit (MÖ l800-1200), Frig (MÖ 750-690), Lidya (MÖ 690-547) ve Pers (MÖ 547-334) dönemlerinde bölge sadece siyasal olarak el değiştirmesine rağmen hiçbir zaman tam olarak ele geçirilememiştir. MÖ 334-323 tarihleri arasında bölge Büyük İskender’in kontrolüne girmiş ve MÖ 323 yılında ölümünden sonra Büyük İskender’in haleflerinden Seleukos ve Lysimakhos arasında yapılan Kurupedion Savaşı (MÖ 281) sonucunda Seleukosların eline geçmiştir. Bu dönemde şehrin sınırları içinde yer alan Apollonia antik kenti Şehrin Seleukos Kralı Seleukos I (MÖ 312-280)tarafından kurulmuştur.

Şehirin adı Strabon’da Frigya, Ptolomaios’da Pisidia şehri olarak geçer. Kentin eski ismi Stephanus Byzantinus tarafından Mordiaeum veya Margium olarak kaydedilmiştir. Apollonia, Roma İmparatorluk dönemi (MÖ 27-MS 395) sikkeleri üzerinde ve yazıtlarda kendini Likya ve Trakyalıların kolonisi olarak göstermektedir. Şehrin Roma İmparatorluğu için ne kadar önemli olduğu İmparator Augustus’un ölümünden önce yazdığı vasiyeti “Res geastae Divi Augusti”nin Yunanca metninin parçalarının bulunmasından anlaşılır. Vasiyetin Latince metni ise Pisidia Antiokheia’da (Yalvaç) Propylon’da (Anıtsal Giriş) bulunmuştur.

MÖ l88 yılında Roma ordusuna yenilerek, Apameia Barışını imzalayan Seleukoslar Toroslara kadar olan kısımdan çekilmelerinden sonra bölge Romalılar tarafından Bergamalılara bırakılmıştır. MÖ l88-133 yılları arasında Bergama Krallığının elinde bulunan bölge, MÖ l30’da Romalılar tarafından ele geçirilerek, MÖ 102-49 yılları arasında Kilikia Eyaleti içine alınmış, daha sonra Asia Eyaletine bağlanmıştır. MÖ 39 yılında Galat Kralı Amyntasın kontrolüne giren bölge MÖ 25 yılına kadar bu durumda kalmış, daha sonra Galatia eyaleti içine alınmıştır Apollonia Roma İmparatorluğunun MS 395 yılında parçalanmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içinde girmiştir.

Erken dönemlerde, bugünkü Bahar ve Kuyubaşı olarak bilinen mevkilerde kurulu olan şehir Frigler’den, Bizansın son dönemine kadar "Apollonia" ismiyle anılmıştır. Güvenlik sorunları nedeniyle şehir Coğrafi konumu, şehrin sosyal ve ekonomik yapısından dolayı Apollonia düşman saldırılarına maruz kalmıştır. Şehrin idaresinde söz sahibi olan "Sozimus" isimli bir papazın döneminde daha güvenli olan bugünkü Kale içine şehir taşınmıştır. Şehir Sozimus'un şehri anlamına gelen "Sozopolis" adını almıştır. Bu dönemde de meyvecilikte önemli bir yöre olan şehir ayvalar memleketi anlamına gelen, Mordiaum adıyla da anılmıştır.

Şehre gelen ilk Türkler Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Kuman Kıpçak Türkleridir. Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Kuman Kıpçak Türklerinin uç bölge askeri olarak Uluborlu'ya yerleştirilmesinden sonra Borlu ismi Kıpçak Türkleri tarafından verilmiştir. Bor kelimesi Orta Asya'da bağlık, bahçelik ve üzüm olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki İnançlarından dolayı halk tarafından Rum (Gâvur) olarak adlandırılmışlardır. Hıristiyan olan bu Türkler nüfus mübadelesine kadar şehirde yaşamışlardır.

Uluborlu 1074 yılında Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından Anadolu’nun fethinde görevlendirilen Süleyman Şah ile Bizans İmparatoru VII. Mihail arasında yapılan anlaşma ile Selçuklu egemenliğine girmiştir. Ancak bu yörelerdeki Selçuklu egemenliği uzun süreli olmamıştır. Stratejik önem taşıyan şehrin Türk idaresine geçmesi Bizans açısından büyük bir kayıp olmuştur. Bizans İmparatoru II. Loannes Komnenos Uluborlu'yu fethetmek için bugün kale çevresinde  bugün kanlık yokuşu olarak bilinen yerde kanlı savaşlar gerçekleşmiş, şehir Türklerden alınmıştır.  Ancak bu toprakları çok kısa süre Bizansın elinde kalmıştır. Bizans’ın güçlü savunması ve Haçlı seferleri sebebiyle Türk egemenliği sağlanamamış, ele geçirilen yerler Bizanslılar’la Selçuklular arasında el değiştirmiştir.

Miryokefalon Savaşı, Uluborlu’ya yakın bir yerde yapılmıştır. Bu savaştan sonra Türkmen Beyleri Uluborlu’ya yerleşmişlerdir. II. Kılıç Arslan zamanında ll76 yılında yapılan Miryakefalon Savaşı ardından Uluborlu ve civarı 1182 yılında kesin olarak Selçuklu egemenliğine girmiştir. Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan çok güvenli olan bu şehre kendi ailesinden olan kişileri yerleştirmiştir. Bu nedenle şehrin nufüsununun Selçukluların soyundan, Oğuz Türklerinin Kınık Boyuna mensup oldukları ifade edilmektedir. Selçuklu Türkleri şehirde önemli eserler yapmışlardır. Şehirde o dönemden kalma bir çok mimari yapı göze çarpmaktadır. Kıpcak Türklerinden başlamak üzere Türk egemenliğinde şehir Borgulu, Burgulu, Borulu, Uluborlu adlarını alan Uluborlu önemli bir merkez olmuştur. Çeşitli şehzadeler Uluborlu’da ikamet etmişlerdir.

Selçuklular döneminde II. Kılıçarslan'ın ülkeyi 11 oğluna bölüştürdüğünde Uluborlu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in idaresine verilmiştir. I. Gıyaseddin'le döneminde birçok ilim ve devlet adamı Uluborlu'ya gelmiştir. Bu dönemde şehir önemli bir ilim, kültür ve sanat merkezi haline dönüşmüştür. Ancak Selçuklu Devletinin zayıflatılmasıyla her bölgede beylikler kurulmuş, Uluborlu'da da bir Türk Beyi olan Hamid Bey Uluborlu merkezli Hamidoğulları Beyliği'ni kurmuştur. 130l yılında Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Uluborlu bu beyliğin başkentliğini yapmıştır.Bu beylik en parlak dönemi Hamid Bey'in torunu olan Dündar Bey döneminde yaşamıştır. Bu dönem pek çok mimari esere yansımıştır.   Uluborlu'da inşa edilen, Şeyh Muhiddin (Miyedin ) Çeşmesi bunun küçük bir örneğidir. .

Anadolu Beyliklerinin Osmanlı idaresine alınmasından sonra şehir 1361 yılında Hamidoğulları idaresinden ayrılarak Osmanlı Devleti'nin yönetimine girmiştir. Anadolu Eyaletinin bir kazası olarak yapılanmıştır. I. Sultan Selim devrinde düzenlenen Taksimat-ı Memalik-i Osmaniye’de Hamit ilinin 21 kazasından beşincisi olarak gösterilmektedir. Tanzimat’tan sonraki idari yapılanma içerisinde de Isparta sancağına bağlı kaza statüsü kazanmıştır. 1903 Maarif Salnamesi’ne göre şehirde 26 medrese açıldığı ve 924 öğrencinin okuduğu belirtilmektedir.

İpekyolu üzerinde bulunan şehir önceki dönemlerde olduğu gibi Osmanlılar döneminde de önemli sanayi ve ticaret şehri olma özelliğini korumuştur. Demircilik, dericilik, dokuma ve el sanatlarında gelişmiş bir sanayisi ile Konya iline kadar çevredeki pek çok yerleşim yerinin ihtiyacını karşılamıştır. Osmanlı Sarayı'na Sadrazamlar yetiştiren şehirden Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde pek çok insanını asker olarak Yemen'e ve diğer şehirlere göndermiştir.

Osmanlı Devleti'nin yıkılma aşamasına girdiği dönemde Anadolu'da Türk Milli Direniş Hareketine Uluborlulular da fiili olarak katılmışlardır. 1919 yılında 250 yedek subayla Nazilli Cephesinde Uluborlu'dan Milli Mücadeleye katılanlar, Demirci Mehmet Efe'nin birliklerinde vatan savunması için önemli mücadeleler yapmışlardır. Şehir Türkiye için rekor teşkil edecek şekilde 220 yedek subayla I. Dünya Savaşına ve Kurtuluş Savaşına katılmıştır. 242 İstiklal madalyası ile Uluborlu Türkiye’de en çok İstiklal Madalyasına sahip olan tek kasabadır.

Uluborlu 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili olan Isparta'nın ilçelerinden biri olarak mülki teşkilat içinde yerini almıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonrada önemini muhafaza eden Uluborlu Cumhuriyet döneminde de sahip olduğu tarihi mirasa, sosyal ve kültürel yapısına paralel olarak toplumsal konularda her zaman aktif hareket eden bir ilçe olmuştur.

Uluborlu ilçesinde bulunan başlıca kültür varlıkları, Apollonia Antik Kenti, Uluborlu Kalesi, Alaaddin Camii, Alemdar Camii (Bülbül Camii), Alaaddin Cami, Taş Medrese, Cirimbolu Su Kemeri’dir. Belki saydıklarımızdan daha fazlası vardır. Ama onlar şu an toprak altında gün yüzüne çıkarılmayı ve aydınlatılmayı beklemektedirler. Sallanan minare, kalenin dibinde yıkılmaya yüz tutmuş mimari güzelliğini hale koruyan tek tük eski evler ve taş tarlasına dönen eski şehir biz buradayız tarihe direniyoruz diyerek bizlere geçmişin mesajını vermektedirler.  Uzun tarihi geçmişi içinde sizleri Uluborlu'da zamanda yolculuğa davet etmektedirler.

Akın Yazıcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 416
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 774
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster