Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
166
 

Uludere'de ölüm

Uludere'de ölüm
 

Uludere faciasının resmidir


Günlerdir Uludere'de, 35 insanın terörist sanılarak öldürülmesi üzerinde düşünüyorum.

Böyle bir yanlışlığın veya hatanın nasıl yapılabildiğine bir türlü akıl erdiremiyorum.

Olay hakkında yapılan farklı yorum ve değerlendirmeler, medyaya yansıyan iddialar aklımı karmakarış ediyor.

Herkes hadiseyi, meşrebine ve mezhebine uygun biçimde değerlendirip yorumluyor. Kimi orduya yükleniyor. Kimi PKK'nın tezgahıdır diyor, kimi de her zamanki gibi fırsat bu fırsat deyip hükümete ver yansın ediyor. Aslında, kimsenin "doğru nedir"in cevabını aradığı falan yok. Herkes eteğindeki taşı döküyor. En çok ta Mehmet Tezkan. Ancak ben burada, onun görüşlerini konu etmiyorum.

İşte, iddialardan bazıları:

Olay günü veya gecesi askerler, sınırda bir kaç geçit olduğu halde kaçakçıları, sadece birine yönlendirerek bir araya toplamış. Gelenlerin miktarı 40 civarına eriştikten sonra da serbest bırakmış. İşte tam bu sırada, uçakların bombardımanı başlamış ve 35 kişi böyle öldürülmüş. Olay yeri sınır ve sınırın Türkiye tarafı imiş.

Hükümet bu olayla, devlet haline geldiğini ispat etmiş ve asıl yüzünü göstermiş olmuş.

MİT Genelkurmay'a yanlış istihbarat vermiş. Hatanın sebebi buymuş.

Başbakan, yanlış malumat verilerek oyuna getiriliyormuş.

Müsteşar Hakan Fidan'ın mit içindeki derin yapı tarafından ipi çekilmek isteniyormuş.

PKK son günlerde kendine büyük kayıplar verdiren operasyonların önünü kesmek için böyle bir taktik geliştirmiş ve bunda da başarılı olmuş. 

Bunların herbirinin kendi içinde bir mantığı olduğunu söylemek mümkün. Ancak, tüm bu değerlendirmelerden "bir gerçek" çıkarmak mümkün değil.

Resmi kurumların tutumu da bir garip:

Hükümet, üzüntülerini bildiriyor, bir hata yapıldığını kabul ediyor tazminat vereceğini söylüyor ama olayın ciddi biçimde soruşturulmasını önemsemiyormuş gibi görünüyor. Genelkurmay, kendine gelen istihbaratı değerlendirdiğini, teyidini aldıktan sonra bombardımana başladığını açıklıyor. Yani "biz yanlışlık yapmadık, bir hata olmuşsa bu istihbarattan kaynaklanmaktadır" demeye getiriyor. MİT ise Genelkurmay'a, bu olayla alakalı olabilecek bir bilgi vermediklerini söylüyor. 

Bir kaç yıl öncesine kadar zihinlerimizdeki asker imajı mükemmellik üzerineydi. Asker deyince aklımıza bilgi, plan, proğram, sağlam istihbarat, üstün teknoloji ve tam isabet gibi kavramlar gelirdi. Bir de üniformayla birleşen keskin yüz ifadelerinin, sert ve kararlı konuşmaların zihinlerde uyandırdığı saygı ve korku...

Ancak son yıllardaki değişimle korkular  bir miktar küllendi. Vatandaş askerin tavrını; terörle mücadeleki durumunu, karakol baskınlarındaki tutumunu, arazi taraması yapan eratın dedektöre rağmen mayına basarak hayatını kaybetmesini, köylülerin terörist diye öldürülmesini sorgulamaya başladı.

Peki bu neden böyle olmuştur. Demokratikleşmenin ve teknolojinin getirdiği avantaj sayesinde, devlet içindeki derin oluşum açığa çıkmış, bazı şeyler gizlenemez hale gelmiştir. Henüz bir çok olay, hala gizemini korumakta ise de şimdilerde, girilemeyen yerlere girilmekte, tutuklanamayanlar tutuklanmakta ve bir çok kirli hadisenin en azından kapısı aralanmış bulunmaktadır.

Artık olayların açıklaması eskiden olduğu gibi, "ben ne diyorsam o!" formatında değildir. Mesela Genelkurmay, arazide bulunan bombalar için, "Bunlar bizim envanterimizde yok!" dediğinde, üretici firma MKE suskun kalmamakta, "Biz onları TSK'ya sattık işte seri numarası, işte bu da faturası!" diyebilmektedir. Ya da İlker Başbuğ, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'na, "Hukuki anlamda bir kağıt parçası!" açıklaması yaptığında teknik kurumlar paşayı tasdiklememekte, "Hayır bu resmi bir belgedir!" şeklinde rapor verebilmektedir.

Madem konumuz Uludere'de 35 insanın askeri harekat sonucu ölmüş olmasıdır, o zaman buradan devam edelim. Eski bir Genelkurmay Başkanı yani İlker Başbuğ, gerçek bir belge için, "kağıt parçası", yanında dolularının da bulunduğu boş lav silahı için, "boş bir boru!" demişti. Fakat sonradan böyle olmadığı anlaşılmıştı. Ancak Başbuğ, kendisine yanlış bilgi veren danışmanlarına, "beni kamuoyu önünde küçük düşürmeye ne hakkınız var" deyip onları mahkemeye vermemişti.

İşte bu ve buna benzer birçok güven eksiltici hadise, Uludere olayında da devreye girmiştir. Diğer bazıları gibi   Genelkurmay'ın Uludere hakkındaki açıklamaları (doğru olsa bile) bir çok insan tarafından inandırıcı bulunmamıştır. Hükümetin açıklamaları ise, teselli verici ve teskin edici olmaktan uzak kalmıştır. İlgili kurumlar bunun farkında mıdır bilemem. Bildiğim devlet, ayağı yere basan açıklamalar yapıncaya, yürütülen soruşturma makul biçimde sonuçlanıncaya kadar vatandaşın zihnindeki şüphe zaid olmayacaktır.

Ölenlere rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyor bu olayın doğru biçimde aydınlatılmasını canı gönülden temenni ediyorum.

Resim: sesonline.net

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 690
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster