Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '14

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
176
 

Ulus olmak

Epey yıllar önceydi, İsviçre’de bir okul arkadaşımla karşılaştım. Gittik bir yere oturduk, sıcak kanlı, neş’elidir, hep o anlatıyor. Derken yanımıza bir arkadaşımız yaklaştı ve benden özür diledikten sonra  aralarında konuşmaya başladılar. Bu nasıl bir dildi, bir tek kelimesi anlaşılmıyor, hızlı ve sert. Sordum ‘Nece konuşutunuz, anlayamadım? ’’ Bretonca’ dedi. Düşünmeden ‘Sen Breton musun’ deyiverince de, alındı. Ve Fransız olmanın mutluluğunu taşıyan bir eda takınarak ‘Hayır, ben Fransızım’ cevabını verdi. Az sonra, yarı şaka ‘İşte biz gizli konularımızı aramızda böyle bretonca konuşuruz, kimse anlamasın diye’. Merak ettim Breton dilini, o da anlattı ‘Fransa’nın kuzey batısı Bretagne bölgesi,  evde, ailemizle arada bretonca konuştuğumuz olsa da, ana dilimiz fransızca, okulda, üniversitede, sokakta... her yerde fransızca’. ‘Peki o zaman, bretonca dilini, yazılarını giderek kaybetmiyor musunuz?’ ‘Hayır’ diyor ‘Özel dil okulları var, kütüphanelerde bretonca basılı kitaplar var’. 

Bretonlar Fransa’nın, Fransız Ulusunun bir unsuru.   

 

Öğrenciliğimde arkadaşlarımdan Jacques Sautier ve Jean Kessler ile çok zaman beraberdik. Fransa’nın Alsace bölgesinden, hani şu her Almanya-Fransa savaşında el değiştiren zengin enerji ve endüstri bölgesi. Onların da bazen aralarında alsasca konuştukları olurdu. Alsace dili fransızcadan da, almancadan da farklı. Ama sakın Jean Kessler’in soyadının almancayı andırdığını, yada İsviçre’nin kurtuluş destanı kahramanı Guıllaume Tell’i, oğlunun kafasına yerleştirilen elmayı vurmaya mahküm eden Habsburg valisi hain Gessler’in soyadıyla karşılaştırmayın. Gönlü kırılır, çünkü Jean dört dörtlük Fransızdır. Tıpkı her biri Fransa’nın değişik bölgelerinden İsviçre’ye okumaya gelen Fransız öğrenciler gibi.          

 

Şu yakınlarda ziyarete gelen orta yaşlı Fransız eşleri evimizde karşıladık. Delikanlı yaşındaki çocuklarını inanılmaz bir kaza sonucu kaybetmişler. Acıları büyük, niyetleri Fransa’nın güneyinde bir köyde inzivaya çekilmek.

O bölgeyi tanıyoruz, Rhône nehrinin batısından başlayıp Montpellier, Beziers, Narbonne, Perpignan’ı kapsayan Languedoc bölgesi.  Tarihte Hıristiyanlığı ‘Bir lokma, bir hırka’ olarak gören Cathare’ların, gene Hıristyanların başı papanın emrindeki askeri güçler tarafından, son ferdine kadar ateşe atılarak yokedildikleri geniş alan.  Bilebildiğim yerleri anlatmaya çalışırken Fransızlar demişim.  Ziyaretcim sözümü keserek sordu ‘Kim bu Fransızlar,  Frank’lar mı, Gaulois’lar mı, Celte’ler mi, Normand’lar mı, hangileri?’ Doğruyu söylüyor, bunlardan hiçbiri ama hepsi! Birleşip kaynaşınca bir Ulus doğmuş.

 

Languedoc bölgesinin insanları konuşkandır, şiveleri de şarkı gibi ‘Don Camillo’ filmlerindeki Fernandel’i hatırlatıyor. Burada en çok ‘pastis’ içilir, en beğendikleri söz ise ‘Erkekler bistro’ya, kadınlar çalışmaya’.

İspanya iç savaşından büyük bir dalga, sonra da uzun Franco döneminden, peyderpey gruplar halinde gelen İspanyol asıllı göçmenler bu bölgeyi yurt bellemiş.

Benzin istasyonlarında, alış-veriş merkezlerinin önünde yakaladığım İspanyol ve Catalanlarla, eşim ceketimin paçasından çekerek mani olmaya çalışsa da, hemen konuşmaya başlayıp sonunda soruyorum ‘O halde, siz İspanyol sunuz’ diyorum.  Daha Fransızcanın a-b-c ‘sini öğrenememiş olsalar da, aldığım cevap hep ayni ‘Oh non, non’ (hayır, hayır) ben İspanyol değilim, ben Fransızım’ oluyor. Bu kadar kısa zamanda, ülke olarak Fransa’yı, kendilerini de Fransız olarak benimsemişler.  Yenisi ve eskisiyle kaynaşıp Ulus Devlet aşamasını gerçekleştiren Fransız olma mutluluğunu yaşayan bir Ulus var.

 

Tarihe karışan İmparatorluğun yıkıntılarından Türklüğünü yitirmemiş Anadolu halkının bütünleşmesi Türk Ulusunu doğurdu.  Tek aidiyet ve tek amaçla özümlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Ulus Devlettir. Görüldüğü gibi, temelinde millilik, ulusallık yatar. Kapsadığı alanın ve bağımsızlığının teminatı Lozan Barış Anlaşması; halk egemenliğinin teminatı Ulusal Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi; özgür yaşamın teminatı, düşünce ve inanç özgürlüğüne dayalı ‘Laiklik’; vatandaşlık hakının teminatı ‘Halkcılık’, siyasal,sosyal ve ekonomik alanda istisnasız ‘Eşitlik’....‘İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz’. Atatürk, bir baba şefkatıyla, halkla birlikte yürüttüğü inkilaplarla, Türklüğün yer yüzünde yaşamını bir Ulus Devlet olarak sürdürmesinin temellerini attı. Şüphesiz, inkilapları sürdüren yönetimler, ancak onlardır Cumhuriyet inancına sahip olup, onu pekiştirenler.

Menşeyi ne olursa olsun, Türk Ulusuna aidiyet inancıyla bağlı yöre insanları ‘Türkiyelilik, alt kimlik-üst kimlik’ safsatasıyla Ulus’tan koparılmaya çalışılmamalı. Laikliğin getirdiği inanç özgürlüğü, bilime dayalı düşüncenin geliştirilmesi, gerek Türkiye’nin, gerekse vatandaşının  medeni dünyadaki  yerini koruyabilmesinin birincil şartı.  Cumhuriyetin ön gördüğü Türk milliyetciliği, her türlü katı ‘izm’lerden sakınan milli birlik öğesidir, ezilmesi kabul edilemez. Ve tıpkı bir Alman, Fransız, İtalian vatandaşı benliğini,  bağlı olduğu ulusunun adıyla ve gururla söylüyorsa, Almanım, Fransızım, İtalyanım diyorsa, Türkler de vatandaşı oldukları ülkenin, Ulus adıyla Türküm derken,  Türk olmanın gururunu yaşamalı.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 02.04.09
 
 

10 Şubat 1931'de Ankara'da dogdum. Ilk, orta ve liseyi "Galatasaray" Lisesinde tamamladim. Isviçre, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster