Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
434
 

Ulusal bütünlük için iç savaştan korkmamak

Ulusal bütünlük için iç savaştan korkmamak
 

“Kürt sorunu” diyerek meşrulaştırılmaya çalışılan etnik ırkçılık, ayrıkçılık ve terör sorununun bir “kimlik”sorunu olduğu iddiası en başından  beri ortaya atılıp  duruyor.

Yani insanların kendilerini, devletin kurucu unsurunu oluşturan ulusal  kimlikten ayrı şekilde adlandırabilmesi gerektiğinden bahsediliyor.

“Ben Türk değilim!” diyemedikçe insanların özgür ve mutlu olamayacağı söyleniyor.

Sorun bundan ibaretse, bunu ifade hürriyeti içinde değerlendirmek mümkün olabilir. Ama  sorun burada bitmiyor.

Sorun ifade hürriyetinden hareketle, ülkenin kurucu ilkelerinin ve ulusunun reddine varılmak istenmesi.

Sorun ulusal devletin, bir ifade hürriyeti probleminden hareketle ortadan kaldırılmak istenmesi.

Dünyada acaba sanıldığı gibi artık ulusal devletler yok mu? Dünya her etnik kökenin ayrı bir mahallede devletleştiği kabile devletlerine doğru mu gidiyor? Çünkü en nihayetinde, kendi yayınlarını okumayan bazı liberallerin dibine kadar yanlış yorumladığı “ kendi kaderini tayin” hakkı, her kimliğin kendine göre keyfî ve otarşik bir diktatörlük kurabilmesi hakkı  haline getirilmiş vaziyette. Yani  Türkiye’de birinin “Ben  Hutuyum kardeşim, Türk değilim, neden sizinle  beraber yaşayayım ki?” demesine saygı duyulması gerektiğini söylüyorlar. Böylece mesela Türkiye’deki on Hutu kimlikli insan kendisine, sınırlarını kendilerinin belirlediği bir “bağımsız” bölge oluşturabilmeli, onlara göre.

Öncelikle “ulusal devletler” dünyada az sayıdadır. Çünkü dünyada uluslaşabilmiş toplumlar azdır.  Buna karşılık dünyada adına “devlet” denen pek çok otarşik siyasi yapı vardır. Yanılmıyorsam  ulusal devletlerin sayısı elliyi bile bulmuyor, dünya üzerinde.

Afrika’nın neredeyse tamamı uluslaşamamış kabilelerin sömürge dönemi sonrasında oluşturdukları kabile devletlerinden meydana geliyor. Güney Amerika İspanyolca ve Portekizce konuşan ve fakat hâlâ yerli- Avrupalı gerilimini yaşayan bütünleşememiş toplumların oluşturduğu devletleri barındırıyor.  Asya’da, Türkiye, Çin, Rusya, Japonya,  ve Hindistan dışında ulusal devlet yok. Kaldı ki Hindular bile din kökeninde ayrışmışlardır.

Avrupa’da da uluslaşamamış toplulukların sancısı çekilmekte… Avrupa’da sözüm ona kardeşlik adına bölünen ülkeler, ulusal devletler değil, uluslaşamamış toplulukların birbirine yapıştırılmaya, uluslaştırılmaya çalışıldığı devletlerdi. Balkan devletleri bunun en trajik örneğidir. Kabile kafasını, etnik kompleksleri aşamamış  topluluklar, uluslaşma idealinde buluşturulamadığı içindir ki bu gün adına “Sırbistan”,” Hırvatistan” vs denen  sözde devletler, otarşi sahaları, yeryüzünde, resmî şiddet odakları olarak hüküm sürmektedir.

Keza Afganistan, Irak, Suriye, Somali, Sırbistan gibi etnik temelli sözde devletler bu gün dünyada terörün, şiddetin ve insanlık suçlarının yatağı halindedirler. Bunun sebebi de  toplumlaşamamış, kabile kuralarını, devlet kurmaya yeter sanan  toplulukların, kendilerini “devlet” diye kabul ettirmeleridir.

Bugün Türkiye’ye yapılmak istenen şey, Türkiye’nin Iraklaştırılması, Somalileştirilmesi, Ruandalaştırılması, Afganistanlaştırılması, Yuogoslavyalaştırılmasıdır.

Türkiye etnik ırkçı terör tehdidi ile etnik/ırksal temelde siyasal bir bölünmeye götürülmeye çalışılıyor ve bu aşamada “Kürt realitesini tanımak” vs gibi  sözde popülist söylemler hiçbir fayda sağlamıyor.

Çünkü “Kürt realitesini tanımak” derken hâlâ, ulusal devlet bütünlüğü içinde konuştuğunu sananlar, ulusal yapıya kökten karşı olan kabileci/ ırkçı terörün ve sözde siyasetin değirmenine su taşıdıklarını fark etmiyorlar. “Tanımak” kelimesinin siyasal bir ayrılığı tanımak anlamına da geldiğini, etnik ırkçı katiller tarafından “bir devletin bağımsızlığının onaylanması” anlamında sürekli kullanıldığını ya fark edemiyorlar veya fark etmek istemiyorlar. Veya asıl niyetleri zaten bağımsız bir Kürdistan kurmak ve Türkiye’yi parçalamak?

O halde  mesele Anayasaya herkesin ırkını yazarak bunların varlığını kabul etmekten ibaret değil. Mesele bundan sonra kaçınılmaz olarak gerçekleşecek ırk temelli siyasi ayrışmanın engellenip engellenemeyeceği…

Uluslaşamamış toplulukların bir arada yaşadığı, sözüm ona devletlerde bu topluluklar arasında ciddi ve eritilemez toplumsal sınırlar vardır. Irak’ta Kürtler Araplardan kesin şekilde ayırt edilir. Türkler zaten ulusal bir bakiye olarak net şekilde kendilerini belli ederler. Afganistan’da Peştunlar Hazaralardan, Özbeklerden nefret eder. Ruanda’da Hutular Tutsilerden… Eski Yugoslavya’da Sırplar herkesten nefret ediyordu. Ermeniler keza kendilerini kirve olarak kabul edecek kadar benimsemiş Azerbaycan Türk’lerine ihanette  hiç tereddüt etmemişlerdir.

Dolayısıyla Anayasada, değerler ve kurallar biriliğini temsil eden bir uluslaşma sembolü olarak kullanılan, dünyanın dörtte birine yayılmış, içinde sayısız ırksal köken ve kültürel çeşitlilik barındıran Türk adının, kabile, ırk, kavim, aşiret tehditlerine feda edilmesi halinde, hiç kimse bu ülkede bir bütün halinde yaşamaya yanaşmayacaktır. Türkiye’de yapılmaya çalışılan şey, bütün gelişmiş ülkelerde birliği sağlayan uluslaşmanın, kabileleşme ilkelliğine feda edilmesidir.

İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı, Amerika’yı, Türkiye’deki etnik ırkçı, ayrılıkçı söylemle bölemezsiniz, buna, oralarda kimse izin vermez. Böyle bir söylem oralarda savaş sebebi sayılır.

Türkiye, adı Türk olan uluslaşmış bir toplumun egemenlik sahasıdır. Bu, kanla, meşru ve kutsal bir  İstiklal Harbi ile yazılmış bir alamet-i farikadır ve bu yüzden, Anayasadan Türk adını silip içine kabilelerin adlarını sokuşturmak, basit bir etiket değişikliğinden ibaret kalmayacaktır. PKK’nın ve onun siyasal yardakçılarının sözde taleplerinin tamamı, toplumsal olarak bir arada bulunmanın her türlü  şartının ve imkânının reddedilmesi olarak özetlenebilir.

Ülkedeki etnik ırkçılık, Türk siyasetini ve egemenliğini, toplumsal bölünme ve terör tehdidiyle değiştirmeye çalışmaktadır. Buna karşı yapılacak şey, bu alçakça ihanete  boyun eğmek değil, onun silahlı tehdit unsurlarını kesin şekilde yok ederken aynı zamanda toplumsal propaganda ve destek organlarını toplumdan dışlamak ve yargılamaktır.

İzmirli bir blog yazarımızın dün okuduğum yazısında istinaden, şehit erin cenazesi, ailesi Kürt kökenli olduğu için “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” sloganıyla kaldırılamıyorsa, ülkede ciddi bir toplumsal çatlak ve çatışma tehlikesi var demektir. İzmir’deki cenazede aile, şehit eri Mehmetçik olarak değil PKKlı olarak kabul etmiş.

İş bu raddeye geldiğinde ulusal kimlik ve egemenlik hakkı tehdit ediliyor demektir. Bu durumda tehdidin nereden geldiğine bakılmaksızın, ortadan kaldırılması Türk varlığı ve bekası için elzemdir.

Eğer Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlar, diğer  Türklere böyle bir ayrımcılık uygulayacak ve bu resmileştirilecekse, Türk Ulusu’nun, buna her türlü direniş hakkı doğmuş demektir.

Bu durumda, etnik ırkçılığın ve terörün, kavramları çarpıtması, ifade hürriyeti alanından çıkartılarak yasaklanmalıdır. Kaset çıkarmakla terör örgütü propagandası aynı şekilde değerlendirilemez.

Anayasa’nın terör tehdidiyle  değiştirilmesi durumu, bir iç savaş sebebidir. Bu da topyekün bir çatışma anlamına gelir. Türk Ulusu’nun kendi egemenlik alametlerini savunmak hakkı vardır ve bu hak bakidir.

Eğer “sorun” bir iç savaşla çözülecekse, bu ihtimalden kaçmadan ve korkmadan, gerekli hazırlıklar yapılmalı ve herkes tarafını artık netleştirmelidir. Bu ulus işgalcileri yurdundan atmış, Ermeni ihanetini ortadan kaldırmış bir ulustur. Bunları, gerekirse bir kere daha yapacağı açıkça bilinmelidir.

Ne mutlu Türküm diyene!

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ne mutlu Türküm diyene demek artık bir suç ayıp utanılacak bir şey sanki..bu ateş herkesi yakacak az kaldı...

Çakma Kontes 
 29.09.2011 11:41
Cevap :
Hoşgeldiniz. Aynen efendim, aynen. Bir milletin kanaati bu kadar mı değişken, nesebi bu kadar mı köksüz olur ki "Ne mutlu Türküm diyene!" sözünü kaldırmak isteyen adamları on yıldır tepemizde taşıyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Okuduğunuz, yorum yazdığınız için teşekkürler ve saygılar.  29.09.2011 12:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 336
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 484
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster