Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
36
 

Uluslararası doktor

Yazan:Uçar Demirkan

Gizli bir görevle Keban’a gelmişti müfettiş Hüseyin. Daha dairesindeki koltuğa oturur oturmaz telefonu çalmıştı. Kimse geldiğini bilmiyordu. Kimdi arayan acaba? Telefonu kaldırıp alo dedi. Karşısındaki ses kendisini tanıttı ve konuştu. Ben Keban Barajı’nı yapan Fransız firmasının sözleşmeli doktoruyum. Buraya gelen her müfettişi içki masasında esir aldım. Malum, müfettişler iyi içkicidirler. Bu gece çağrılımsınız. Etibank tesislerinde sizinle içki düellosu yapacağım. Buraya geldiğimi nasıl öğrendin dediğimde “önemli değil müfettiş bey. Sen er meydanına geliyor musun yoksa kaçıyo rmusun”dedi. “Kaçmıyorum ulan”dedi Hüseyin. Mesai bitiminde Etibank tesislerine gitti. Uzun bir masa kurulmuştu. Masanın ucunda sınıf arkadaşı Kaymakam refiki vardı. Malmüdürü, hükümet tabibi jandarma komutanı, daire müdürleri de vardı. Masa hazırlanmış ve ortada bir yerlere iki sandalyenin önüne iki galon şarap konulmuştu. Diğer konukların önünde de içki servisleri vardı. Doktor iri yarı, şişman bir Karadeniz uşağıydı. Hüseyini yanındaki sandalyeye çağırdı. Oturup söyleşip içmeye başladılar. Şaraplar, yörenin öküzgözü üzümlerinden yapılmış “Derdalan”şaraplarının eksport tipindeydi. Çok güzeldiler. Doktor bunları Franızların kantininden almıştı. Birinci galonlar bitti. İkinci galonlar geldi. İçmeyi sürdürdüler. İkinci galonların sonlarına doğru doktor Temel “Müfettiş bey ben teslim oluyorum”dedi ve kafası önündeki tabağın üzerine düştü. Herkes telaşlandı. Hükümet tabibi doktor”Telaşlanmayın, ben onu evine götürürüm. Sabaha bir şeyi kalmaz”dedi ve doktoru sürükleyerek cibine bindirdi ve gittiler. Gece bitti. Ertesi gün doktor daireye geldi. “Müfettiş bey, bu gece rövanşı bizim evde yapalım”dedi. Hüseyin bu daveti de kabul etti. Akşam, Fransızların doktora verdikleri lojmana gitti. Doktorun bir eşi ve bir de üç yaşlarında çocuğu vardı. Bir de jandarma üsteğmeni çağrılıydı. Barajın ve barajı yapan Fransızların güvenliğini sağlayan bir birliğin komutanıydı. Mutfaktan balık kokuları geliyordu. İçki masası da hazırlanmıştı. Kızarmış tatlı su balıkları ile masaya oturdular. Balıkları nasıl yakaladığını sordu doktora. “Dinamitle”dedi doktor. Canı balık çektiğinde(haftada en az iki kez) gidip Fransızların dinamit deposundan dinamit çalıp Fırat!a atıyor, balıkları topluyormuş. Üsteğmen de Fransızlar da bir şey demiyorlarmış. Doktor Temelle içki muhabbetleri haftada en az iki kez olmak üzere sürdü. Hüseyin görevi tamamlayıp İstanbul’a döndü. Doktor Temel’in yolu İstanbul’a düştüğünde Hüseyin de onu içkili ağırlamıştı. Sonra, uzun süre haber çıkmamıştı Temel’den.S onunda bir mektup geldi ondan. Keban barajı bittiği için, bu kez Libya’daki bir Türk müteahhidin şantiyesinde doktorluk yapmaya başlamış. Kaddafi içki satışını ve içişini yasaklamış. Ancak, yabancılar içki alabiliyormuş. Pasaportu gösterip içkimi alıyorum, balığımı yiyorum diyordu. Sonra yine haber alamaz oldu Hüseyin. Son mektup Cezayir’den gelmişti ve Temel bir tek tümce yazmıştı. “Kaddafi yabancıların da içki içmesini yasakladı. Burada içki yasağı yok!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 454
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster