Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
17
 

Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe...

Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe...
 

Ömrü savaş meydanlarında geçmiş [gerçek] başkumandanımız, "savaşın cinayet olduğunu" söylüyor

Eğer, vatan savunması zorunlu kılmıyorsa... savaşın kenarından geçmek cinayetin ta kendisidir.

Eğer, başka yapacak hiç bir şeyiniz kalmamışsa... ülke savunması gerekli ve hatta mecburi kılıyorsa, ancak o zaman... tetiğe basabilirsiniz!

Mustafa Kemal'in sözleri satırı satırına şöyledir:

- Savaş zorunlu ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duyamamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. AMA ULUS YAŞAMI TEHLİKEYE DÜŞMEDİKÇE, SAVAŞ BİR CİNAYETTİR.

Gelelim, ulus yaşamının durum/vaziyetine:

Esat, dünkü kankadır.

Bugün ise, müstakilen bir savaş nedeni... Niçin?

Türkiye'nin temel hedefi PKK terörü ve IŞİD'iken bizim Suriye'nin rejimi ile ne alıp-veremediğimiz var?

Suriye'nin meşru devlet başkanı koltuğunda otururken, onu yıkmak için silaha sarılan teröristlere verdiğimiz fiili desteğin ulus yaşamı ile ne alakası var?

Ortadoğu'da emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda giriştikleri saldırılar olabilir... Legal/illegal manipülasyonları, provokasyonları olabilir...

Bu güçler Ortadoğu bataklığında her haltı yiyebilirler.

Peki... Bizim o çamurun içinde ne işimiz var?

Biz emperyalist bir ülke miyiz?

Yoksa o ülkelerin taşeronluğu bizim dış politikamızın eksenini mi oluşturuyor?

Bu nitelikteki bir politikanın bizleri nerelere getirdiği ortadadır.

Ülke topraklarımızın karşı karşıya bırakıldığı riskler artık çıplak gözle bile görülebilir bir seviyeye ulaşmıştır.

Türkiye bir küçük adım sonra kendisini savaşın tam ortasında bulabilecek bir noktaya getirilmiştir.

Biz bu noktaya nasıl geldik?

Bu sorunun yanıtından iktidar kadar muhalefet de sorumludur.

Ülkenin aydını, yurtseverleri, gerçekleri görme yeteneği oluşmuş tüm bireyleri sorumludur.

Ve en önemlisi bu sorumluluk bu gün daha da geçerlidir; yaşamsaldır.

Hatta bu günün koşullarında o sorumluluğu yüklenmek çok çok daha büyük önem taşımaktadır.

Temel amaç, barıştır!

Ve bir de şu gerçek önemlidir:

- Güçlü ve caydırıcı olmak!

Eğer siz doğalgaz üzerinden enerji siyasetinizi dışa bağımlı kılmışsanız.

Eğer siz ekonominizin can alıcı kalemlerini, çıkarlar-çatışması yaşanması muhtemel ülkelere dayandırmışsanız...

Ve eğer siz termik santrallerinizi, stratejik olarak mesafeli durmanız gereken ülkelere ihale etmişseniz... Durup bir kez daha düşünmeniz gerekir.

Dışa bağımlı bir ülke, bağımsız değildir.

Bağımsız olmayan bir ülke ise, kendi iradesini gerek içeride ve gerekse dışarıda gerçek anlamda egemen kılamaz.

Bakın NATO'ya... Biz savaş istemiyoruz, diyor.

Bakın Rusya'ya... Muslukları kapattım mı, yanarsın, diyor.

Başka?

Başka bakacak ülke bıraktınız mı çevremizde?..

İşte sorunun temelinde bu ürkütücü gerçek vardır.

 

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 454
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster