Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
976
 

Ümüğü sıkılarak alı al moru mor olmuş bir "adet" demokrasi lütfen!!!

Ümüğü sıkılarak alı al moru mor olmuş bir "adet" demokrasi lütfen!!!
 

Sessiz Yanıltma, Psikolojik Harp ve Bir Belge

Belgenin adı: "Sessiz bir savaş için sessiz silahlar"

Bu belgenin, 1979 yılına ait olduğu ve ABD Donanması Haber alma Servisi’nin elinde bulunduğunu rapor ediliyor. Bu belge, beyin yıkama tekniklerinin detaylarına giriyor. Medyanın, okulların ve iş yerlerinin bu beyin yıkamadaki görevlerine dikkat çekiliyor.

Gerisini David Icke’nin "Brilliant Book" adlı kitabından aktaralım:

"Bu belge seçkin dünya yönetim hiyerarşisinin dogmatik ve otoriter zihniyetini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sürüm Amerika’da ikinci elden satılan bir fotokopi makinesinin içinde bulundu ve içeriğinde kitlesel zihin kontrol politikasının detaylarını bulunmakta!!! Bu uzun ve ayrıntılı belge 1979 tarihli olmasına rağmen 1950’lerden bu yana gizlice uygulanan politikanın ip uçlarını vermekteydi. Belge, ‘Sessiz Savaş, 1954 yılında uluslararası seçkinlerin bir toplantısında açıklandı. Bildenberg Grubu da ilk defa 1954’te toplandı."

Not : Kopenhag Kararları, Bildenberg Grubu tarafından alınmıştır. Bu Grup ve kararları savunanların nasıl bir aymazlık ve ihanet içinde olduklarının ibret verici kanıtıdır bu belge!

İşte belgede teşhir edilen yöntemlerden örnekler :

"Tecrübeyle ispat edilmiştir ki bir sessiz silahı korumanın ve halkın kontrolünü ele geçirmenin en basit yolu, onları bir taraftan şaşkın, organizasyonları bozulmuş, ilgilerini gerçekten önemi olmayan başka sorunlara çekilmiş bir durumda tutarken, diğer taraftan disiplinsiz ve temel sistem prensiplerinden habersiz tutmaktır."

Bu şunlarla başarılır;

*Onların düşüncelerini başıboş bırakarak;

*Zihni faaliyetlerini sabote ederek;

*Matematik, sistem tasarımında, ekonomi eğitiminde halk için düşük kaliteli programlar hazırlayarak; (Bu vesile ile gelişmiş ülkelerin 50 yıl önce terk ettikleri “Modern Matematik”te neden ısrar edildiğini anlamışsınızdır mutlaka.)

*Teknik yaratıcılık cesaretini kırmak (Diğer bir deyişle özgüveni yok etmek.)

*Aşağıdaki yollarla duyularını meşgul ederek, onların kendilerine ve duygusal- fiziksel faaliyetlere olan düşkünlüklerini artırarak;

*Medyadaki -özellikle TV ve gazetelerdeki- sürekli bir cinsiyet, şiddet ve savaş gösterileri vasıtasıyla merhametsiz duygusal hareketler ve saldırıları bilinç altına yerleştirmek. (Zihni ve Duygusal Tecavüz )

*(Feodalizmi meşru gören, gençleri bireyciliğe ve vurdumduymazlığa iten

*Onlara ne isterlerse -fazlasıyla- vermek.

*Düşünce İçin Değersiz Gıda!

*Onları gerçekten ihtiyacı olan şeyden mahrum bırakmak.

Tarihi ve hukuku yeniden yazmak ve bireylerin kendi akıllarını kişisel ihtiyaçlardan dışta ziyadesiyle icat edilen önceliklere kaydırabilmek. Bunlar onların sosyal otomasyon teknolojisinin sessiz silahlarıyla ilgilenmelerini ve bu silahları keşfetmelerini engeller.

GENEL KURAL:

“Düzensizlikte kâr vardır; daha fazla karışıklık daha fazla kâr. Bu nedenle en iyi yaklaşım problemler yaratmak ve sonrasında alternatif çözümler sunmaktır.”

Özet olarak:

Medya: Yetişkin nüfusun dikkatini gerçek hayatın sosyal boyutundaki sorunların bilincine vardırarak çözüme katkı mahiyetinde bir özendirme girişiminde bulunarak gerçekte önemi olmayan meselelerle dikkatleri dağıtan olmamalıdır.

Okullar: Genç nüfusu, gerçek matematikten, gerçek ekonomiden, gerçek hukuktan ve gerçek tarihten habersiz tutmamalıdır.

Örneğin günlük hayatın önermelerinde sıkça karşılaşabilecek bir diyalog “Senin tarih dersin yok mu? Gitmeyecek misin?” Cevap: “Ya boş ver tarihi. Bana ne geçmişten kim ne yapmış?”

Tarih dersini zannediyorlar ki geçmişte olan biteni öğrenmek. Aslında gençlere de hak vermek lâzım. Eğitim sistemi öyle sunuyor. Tarih öğretmenleri de öyle anlatıyor. Geçmişte ne olmuş bilmek bana ne yarar sağlar ki? Peki evladım geleceği neyin üzerine kuracaksın? “Bu da ne demek? Ben niye kurayım geleceği. İşte AB var! Amerika’sı var. Orda düşünen bir sürü insan var. Onlar “yapar” benim geleceğimi! Ama evladım “Tarih insana geçmişini bilmek için değil, geleceği kurmak için lazımdır.” “GEÇMİŞİ OLMAYANIN GELECEĞİ OLAMAZ!”)

Eğlence:

Halkın düşüncesini altıncı derece seviyesinin altında tutmalıdır.

(Altıncı seviye, maymunların düşünme seviyesinin bir üst basamağı oluyor. Hemen bu bağlamda bir saptamaya yer verelim “Darvin insanın maymundan geldiği teorisini geliştirdi. Sistem bunu tersine çevirdi. İnsan şimdi maymuna doğru evrimleşiyor!” İlginç değil mi? Her türlü yaratıcılığı ve üreticiliği bırakıp sadece taklit ve önümüze sunulanla yetinen bir topluluğa dönüşüyor bütün insanlık. Gel de Aristo’yu anma. Ne demiş filozof insanı tanımlarken. “İnsan siyasal bir hayvandır.” “Bazıları bunu düşünen bir hayvan” olarak çeviriyor. Bu eksik tanımlamadır. Eşekten, hindiden daha fazla düşünen var mı acaba? Peki salt düşünmek yetiyorsa onları niye insan kategorisine sokmuyoruz. Burada “siyasal” kavramı önemli. Bu, bugünkü kaba anlamıyla bir siyasallık değil. Düşüncesine hayat vermektir. Düşüncesini pratiğe sokma yeteneğidir. Doğaya ve yaşama alanına müdahale etme becerisidir siyasallık. Üretmek ve yaratmaktır kısaca. İnsanı hayvandan ayıran temel özelliktir. Bu yoksa insan tanımlaması yanlıştır. İşte altıncı seviyeden kastettikleri budur. İnsan tanımlamasından çıkış! Eğlenmek, salt gülmek ve zıplamak demek değildir. İnsanlık ilkel dönemden bu yana eğlence ve oyun yöntemleri geliştirmiştir. Ama bunu çok boş zamanları vardı da onu doldurmak için yapmadılar. Hem kendileri bir şey öğrenmek hem de gelecek nesillere bir şey aktarmak için eğlence ve oyun yöntemleri buldular. İnsan için en önemli eğlenme yöntemi, yeni bir şeyler keşfetmek yeni bir şeyler ortaya çıkarmaktır. Eğlenmek, aynı zamanda düşünmek ve sorgulamaktır. Hatta bu eğlenmenin esasıdır.

İş: Düşünmek için zaman bırakmayarak, halkı çiftlikte diğer hayvanlarla birlikte meşgul, meşgul, hep meşgul etmelidir.

(Yoruma gerek var mı? İsterseniz altını çizelim sadece! Ne diyor: “…çiftlikteki diğer HAYVANLARLA birlikte!” İnsanoğlu bunu anlamayacak kadar maymunlaşmamıştır herhalde!!!)

Alıntılara devam ediyoruz:

“Bu (Beyin yıkama tekniğini kastediliyor), bir general yerine –bankacılık mıknatısının emirleri altında- bir bilgisayar programcısı çalıştırır, bir silah yerine, bir bilgisayar, barut tozu

yerine veri kullanır; mermilerin yerine, durumları ateşler. Bu, aşikâr gürültüler çıkartmaz, aşikâr fiziksel yaralanmalara neden olmaz ve herhangi bir kişinin günlük sosyal hayatına alenen müdahale etmez.”

PSİKOLOJİK HARP

“Anlaşılmaz fiziksel ve zihinsel bozukluklara neden olan ve anlaşılmaz bir şekilde günlük hayata müdahale eden, yani ne aradığını bilen eğitimli bir gözlemci için anlaşılmaz olan sesler üretse bile halk bu silahı anlayamaz, bu nedenle de bir silahla saldırıya uğradığına ve baskı altına alındığına inanamaz.”

*Sessiz silah

“Sessiz bir silah tedricen uygulandığında, baskı (psikolojik baskıdan ekonomik baskıya kadar) çok artarak devam edemeyecek hale gelinceye kadar, halk bunun varlığına uyum sağlar/adapte olur ve bunun sinsi tecavüzüne tahammül etmeyi öğrenir. Bu nedenle sessiz silah biyolojik mücadelenin bir cinsidir.

Bu onların doğal ve sosyal enerji kaynaklarını, fiziksel, zihinsel ve duygusal güçlerini ve zaaflarını tanıyarak, anlayarak, maniple ederek ve bunlara saldırarak bir toplumun bireylerinin hayatına, tercihlerine ve hareket kabiliyetine tecavüzde bulunur.”

“Halk içgüdüsü ile bir şeylerin yanlış olduğunu hissedebilir, fakat sessiz silahın teknik özellikleri nedeniyle, duygularını makul bir şekilde izah edemez veya kendi zekâsıyla problemle uğraşamaz. Bu nedenle, nasıl yardım isteyeceğini ve buna karşı kendilerini savunmak için diğerleriyle nasıl birleşeceğini bilmez.”

(İşte sürecin ulaşacağı nokta: Hayvani içgüdülerle bir tehlike, bir tehdit seziyorsun ama o tehlike ve tehdidi yok edecek veya engelleyecek bir şey düşünemiyor ve geliştiremiyorsun. Tehlike ve tehdidi hayvanlarda algılayabiliyor. Hatta bazı hayvanlar tırnaklarını ve dişlerini göstererek tehdidi boşa bile çıkarabiliyor. Düşünün! Kendini savunan hayvanlardan bile geride sayılırız.)

Çözüm ve öneriler

Peki bunu engellemek için ne yapılabilir?

Bu sorunun cevabını verebilmek için, iki soru daha atalım ortaya.

Saldırının amacı nedir?

Bu sorunun cevabı, faaliyetin kendi içinde var zaten. Amaç kitlelerin beynini ele geçirmek ve esir almak.

Nasıl bir güç tarafından yürütülmekte ve planlanmaktadır?

İnsanlığı kölesi haline dönüştürmek isteyen ve bir iktidar mekanizmasına sahip örgütlü bir güç tarafından yürütülmekte ve planlanmaktadır. Genel olarak emperyalist devlet iktidarları. Özel olarak baktığımızda, yani ülkemiz açısından değerlendirdiğimizde ise karşımıza AB ve ABD gibi örgütlü güç çıkmaktadır.

Sorunun çözümüne de bulmaca çözüyormuş gibi tersten başlanarak gidilir.

Yani AB ve ABD ile boy ölçüşebilecek bir iktidarı hedeflemiş örgütlenme içinde olacaksın. Bunun örneğini en son Kurtuluş Savaşımız da göstermişiz zaten. Bu gücümüz ve yeteneğimiz var. Sorun ne o zaman? İrade! Yani un var yağ var. Sadece hareketlenip koltuktan kalkıp ocağın başına geçmek!!!

İkinci hamle ise bu örgütsel faaliyet senin beynini özgürleştirecek. Organizasyon yoksa, yani örgüt yoksa güç de yoktur. Güç yoksa özgürlükte yoktur. Bu kadar basit. Gerisi Ömer Hayyam’ın dediği gibi masal anlatmaktır. Beynini özgürleştirmek ve gerçeğe ulaşmak mı istiyorsun? O zaman tıpkı Mustafa Kemal gibi, tıpkı Kuvay-ı Milliyeciler gibi…

*Sevdiğini mertçe seven kişi pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanların, Masal anlatmaktır bütün işi! Ömer Hayyam

Dikkat! ahtung! Attention!

KORKUNÇ BOYUTLU BİR PSİKOLOJİK SAVAŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ…

Not: Konu resmi Brezilyalı karikatürist Fabio G Silva’nın Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğine getirdiği yorumdur.

*Anlaşılan o ki karar vermesi gerekenlerin oldukça zorlandığı bir konu bu!!!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

doğru söze ne denir. Psikolojik harp unsurlarını nasıl bertaraf ederiz? bunu öğrenmek gerek.

Canan Öz 
 10.10.2007 9:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1048
Kayıt tarihi
: 25.07.06
 
 

İzmirli'yim. İşletme mezunuyum. İlgi alanlarım Felsefe, edebiyat, sosyoloji, tarih, toplum ve kül..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster