Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
315
 

Umut Yarındır Diyorlar

Hava serin, bulutlar yerle göğü bir araya getirmiş, gözümüze perde inmiş, bir adım öncemiz bir adım sonramız kadar muamma.  Berfin bu havaları sevdiğini söylüyor ama ben boğuluyorum. Sis içimize kadar işlemiş, bizi birbirimizden saklıyor. Berfin bana bu köye güneş doğmadığını söylemişti. Ama geçen gün havanın serin oluşuna inat tepeden parlayan o büyük, sarı topu görmüştüm. Berfin, ben güneşi gördüm geçen, dedim. Neden güneş doğmaz dedin? Berfin sessiz. İç çekti kocaman. Ben güneş yok demedim, güneş doğmaz dedim. Şaşkınlıkla sise inat yüzüne bakmaya çalışıyorum. Nasıl yani, ne demek bu? Güneş dediğin ısıtır, bizim köy hep soğuk, sonra güneş dediğin ışıklar saçar, bizim köy hep karanlık. Güneş hep başka yere doğuyor bize de varlığını gösteriyor. İşte o kadar. Yine de sadece var olması bile bana iyi geliyor. Çünkü başka bir yer olduğunu bilmek, düşlemek onunla mümkün oluyor. Burası dayanılmaz olduğunda güneşe bakıp orasına gidiyorum. Aydınlık ve sıcak tarafına.  Orasına… Yolun geri kalanında sessizlik hükmünü sürdü. Elimi tutsaydı onu çekip çıkaracaktım tüm bu şeylerden. Onun korkuları cesaretimi kırdı. 17 yaşımıza her şeyi sığdırmaya güçleri yetmişti. Cesaret için yerimiz kalmamıştı. Berfin, edebiyat kitaplarını saklıyor musun hala? Yüzünü net göremiyordum ama gözlerinin dolduğunu hissediyordum. Evet, dedi. Belimi büküyor, ruhumu örseliyor kesik kesik gelen sesi. Dün çok güzel bir şiir okudum, senin hediye ettiğin bir şiir kitabından. “Ayrılık” adı. Okusana demeye kalkmadan, huzur veren o tonuyla şu dizeler dökülüverdi dudaklarından:
 
Kaç gecenin çölüdür bu ayrılık
 
Kaç şiirin dölüdür üstüme
 
örttüğün bu ince sessizlik
 
Kalbim alış artık, kır kendini
 
kendi duvarında, sesini
 
kendi duvarına haykır.
 
 
 
Tesadüfen birbirine rastlamış
 
başka başka aşklarsızın siz artık
 
Geceyle gündüz gibi birbirine ayrılmış.
 
O ki rüzgâr, bir zaman
 
sesin çölünde kumlar uçurmuş,
 
o ki gece ve esmer, görmüyor
 
 
 
Sahrayı, sesi içinde karışmış.
 
Her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
 
Kendi sabrını deneyen taş,
 
Kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
 
Kül koy şimdi yanına korunun
 
Seni kavuran onu da yakmasın.
 
Aşkla besle kendini, gül yetiştir,
 
sardunya çoğalt.
 
Ki, sen aşktan ve ayrılıktan
 
başka ne anlıyorsun.
 
Gözlerimize bu sefer perdeyi gözyaşlarımızla biz indirdik. Onun okumasına izin vermeyen herkesin hiç sönmemiş ateşimden payına düşeni alsın istedim. Bu şiir onun sesiyle göğün yere indirdiği perdenin ardından babalara, annelere, Berfinlere, sorgusuz sualsiz peşinden gittikleri geleneklerine, kültürlerine eşlik edecek ömür boyu. Görmezden ve duymazdan geldikleri her kadının çığlığına eşlik edecek.
 
Yolumuz uzun ve sisli, ayaklarımız ağrı ve şişliklerle mücadele ediyor, ayakkabılarımız yırtık ve ayaklarımızla beraber can çekişiyor. Ama işte yürümek, bize birbirimizi hatırlatıyor. Değiyor her adımına. Yürüyor yürüyor yürüyoruz
 
Yolun başından beri ona sormak istediğim bir soruyu sormaya zorluyorum kendimi. Ama bu sorunun kendisi bile bu kadar canımı yakıyorken cevabın her türlüsü ağır bir yara olacak göğsüme, biliyorum. Fakat yine de soracağım. İşte soruyorum: Berfin, kocanı seviyor musun? Elimi bıraktı yavaşça. Titredi, kesik kesik aldığı her nefes beni de yarıp geçti. İnsan başından beri istemediği bir şeyi nasıl sevebilir Dila, dedi. Haklıydı. Teyzesinin oğluyla evlenmeye zorladıklarında annesine, ablasına, yakınlarına hayır demişti, istemiyorum demişti, hatta kocasına da istemediğini söylemişti. Hepsi duvar olmuşlardı sanki. Kimse duymadı Berfin’i. Onun bu çığlıklarını şimdi duyuyorsunuz, peki ya duymadıklarınız…. Henüz yolun başında solmaya mahkûm ettiler beni, şimdi de çürümemi bekliyorlar. Onlar bilmiyorlar ki derin saldım kökümü, derin kazdım toprağı. Yeşereceğim yeşereceğim yeşereceğim. Ve sadece sevdiğimle açacağım, tıpkı bir kardelen gibi. Karın içinde doğuracağım kendimi, dedi. Benimse beynimde “sevdiğim biriyle açacağım” sözü yankılanıp durdu. Elini sımsıkı tuttum. Yeşereceğiz dedim, açacağız tıpkı bir kardelen gibi, baharı haykırırcasına. Peki, şimdi ne olacak Berfin? Nasıl dayanacaksın? Sis dağıldı, güzelliğinin her ayrıntısını gözlerime doldurarak baktım ona. Yüzündeki buhran da sisle beraber dağılmış, sesindeki karanlık tondan eser bırakmayan tebessümüyle, düşleyerek, dedi, umut ederek Dila. Umut var mı Berfin? Umut yarındır diyorlar, Dila. Umut yarındır, Berfin.
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 254
Kayıt tarihi
: 14.11.19
 
 

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster