Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
111
 

Umut

Umut
 

internetten alıntıdır


Biz, muhasebeci mali müşavirler bir süredir zorunlu eğitimlere tabi tutuluyoruz. Değişen kanunlar ve getirilen yeni standartlara uyum sağlamak için. Tercihe göre hafta sonu, hafta içi gündüz ya da hafta içi akşamları. Ben hafta içi akşam gurubundayım.
Haliyle yorucu oluyor, gündüz rutin günlük işlerin üzerine, akşamları da odamızın eğitim salonlarını dolduruyoruz. Her yaştan insan var, yirmili yaşlarda da, yetmişli yaşlarda da. Bu eğitimleri almazsak meslekte varolmamız zor.
Akşam eğitimleri kırkbeşer dakikalık üç ders, on beşer dakikalık iki ara şeklinde oluyor genellikle.
Eğitim gören meslektaşların rahatı için düşünülmüş bir görevli var her ilçe salonunda. Önceden gelip havalandırma, temizlik vs. işleri yapıyor, çayı demliyor. Hemen her akşam yüzünü gördüğümüz, bir şekilde diyalog kurduğumuz için artık bizden biri gibi olup çıkıyor. Bir de benim gibi sınıf sorumlularından biri olunca daha çok diyalog kuruluyor.
Bizim Üsküdar ilçemizin görevlisi UMUT. Engelli bir arkadaş. İlk gördüğüm günde içim ısındı güler yüzüne, sempatikliğine, konuşkanlığına.
Öyle çalışkan ki, karınca gibi maşallah, her yere yetişiyor, ara verilir verilmez öğretmenin çayını sektirmeden masasına koyuyor. Döküleni, saçılanı anında temizliyor. Arada bizlere de lâf yetiştiriyor. Bu lâf yetiştirmeler sırasında anladık ki, eğitimler bir dönem fazla sürse fahri mali müşavir olup çıkacak.
Bu akşam tam son derse girmek için elimdeki kâğıt çay bardağını mutfaktaki çöp kutusuna atıyordum ki, Umut seslendi:
- Abla, hep soruyordun ya, bugün kahve alındı, sana şöyle koyu bir kahve yapayım mı, açılırsın.
- Ciddi misin? Hemen yap Umut, vallahi iyi gelecek, dedim.
Ama salona içecek götürmek yasaktı, ne yapayım diye düşünürken, teorik dersin nasıl olsa bittiği, örneklemelere geçildiği aklıma geldi ve bu örnekler bizlere verilen kitapçıklarda vardı. Hiç tereddüt etmeden dersi astım. Mutfakta Umut'la sohbet etmek daha cazipti benim için. O, artık servis bittiği için temizliğe başlamıştı, ben oturduğum sandalyede kahvemi içerken, o da temizliğini yaparken koyu bir sohbete daldık.
Bitlisli'ymiş, orada doğmuş, dört yaşındayken ailesi İstanbul'a göçmüş. "Tam yirmi yıl hiç görmemiştim, ilk defa bu yıl gittim" dedi. Doğduğu yer olduğu için çok heyecanlanmış, memnun olmuş gittiğine, ama gördükleri canını sıkmış, üzülmüş biraz. "Boş" diyor, "bomboş her yer, hep yaşlılar var. Sivas'tan sonra zaten doğu hep boş. Ekilip biçilecek, yatırım yapılabilecek araziler boş. Neyi, hangi parayla ekip biçeceksin, kime satacaksın, neye niçin yatırım yapacaksın ki? İnsan kazanamayacağı şeye yatırım yapar mı?" diyor. Yalnız, merkezde aynen buradaki gibi büyük alışveriş merkezi varmış, ona şaşırmış. "Zaten, doğunun Paris'i diyorlar Bitlis'e" dedi. Ben doğunun Paris'i olarak Diyarbakır'ı biliyordum ama (?)
Beş kardeşlermiş, en küçüğü oymuş. Bir güvenlik şirketinde kadrolu olarak çalışıyormuş. Bizim odamızın anlaştığı bu güvenlik şirketi yollamış onu buraya. Ek gelir olmuş böylece, yorgun ama mutluydu bir süre için de olsa daha fazla para kazanabildiği için.
Bir sürü ilginç şey anlattı bana. Japonlar neden durmaksızın fotoğraf çeker, yazı tura oyununda yazı gelme olasılığı neden daha fazladır vs. gibi. İnterneti çok seviyormuş ve bütün bunları oradan öğreniyormuş.
"Buraya gelmeden önce muhasebecilerin çok kolay para kazandığını sanırdım" dedi. "Ne zormuş sizin işiniz, hele bu eğitimlerden sonra daha da zor olacak, belli oluyor" diye de ekledi.
Her gün orada olduğu için öğretmenlerin analizini de çıkarmış kendince, "Bu çok iyi anlatıyor, şu sadece okuyup geçiyor, onun dersinde herkes uyuyor" gibi.
Benim kahvem, onun da temizliği bitmişti, ders de neredeyse bitecekti. Sohbete doyamadım, ama artık salona geçmem gerektiğinden isteksizce ayrıldım yanından.
Dersi nasılsa kitaplardan da öğrenebilirim, ama bir UMUT'u her zaman bulamazdım.
O yüzden bu sohbet çok iyi geldi, çok daha fazla şey öğretti bana.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bende Mardin'i doğunun Paris'i bilirdim mesela:) demek öyle değilmiş. Yeni insanlar tanımak, farklı sohbetlere ortak olmak ne güzel. Herkes başka birşey öğretiyor aslında. O yüzden çok seviyorum hiç tanımadığım birinden memleketini, ailesini, anılarını dinlemeyi. Yine yazınız sürükledi beni, sona geldiğimde üzülüyorum:( sevgiler,selamlar Nurten Hanımcım:)

Merve Ballı Acar 
 08.03.2012 10:20
Cevap :
Yeni insanlar tanıyıp öykülerini öğrenmek kadar güzel bir şey var mı? Sevgilerimle canım.  13.03.2012 23:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 619
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster