Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '11

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
249
 

Umutlar tükenmeden

Umutlar tükenmeden
 

Ağaç Hareketi düzeninin öngördüğü en büyük devrim olan Mega Kentler, Türkiye devletinin yarım asırda gerçekleştireceği dünya tarihinin en büyük “Yaşam Dönüşüm planı” olacaktır. Bunun asla gerçekleştirilemeyeceğini düşünen insanlarımızın aslında yanıldıklarını göstermek için bir iki sıkıcı detayı sabrınızı rica ederek buraya eklemek istiyorum: 

Ülkemizin uygun yerlerinde kurulacak 10 tane mega kentin biz sadece alt yapısını yapacağız. 

Şehirler 10 milyon nüfusa göre planlanacak. 

”Yaşam Sitesi” adını verdiğimiz, her birinde 10 000 kişinin oturacağı çok katlı, bloklardan oluşan bir yapı sistemi kullanacağız. 

Site blokları bölümler arası açık, 10 kat üzerinden, ortada bir kenarlarda dört olmak üzere beş bölümden oluşur. Her bölümde 10, her blokta ise 50 daire vardır. Daireler ortalama 100 m2’dir. 

Bir yaşam sitesi toplam 2000 daire ve 40 bloktan oluşur. Nüfus göz önüne alındığında bir kente 1000 adet site yapmamız gerektiği anlaşılır. Siteler belli bir düzen içinde sırayla yapılacak, Kent kare şeklinde olacak. 

Her sitedeki 40 blok enine 5.boyuna ise 8 adet şeklinde yerleştirilecek. Bloklar arasında yeşil alan, hayvan ve çiçek bölümleri ve yürüme parkurları yer alacak. 

Site alanı 333 m kenarlı 10 dönüm olacak. Kentimiz de kare şeklinde ve 1000 siteden oluşacağı için her bir kenara 33 site yapmamız gerekir. Enine siteler arasında 140 m gibi çok büyük bir alan bırakılırken uzunluğuna sadece 40m bırakılacak. Her iki tarata yaşam alanlarıyla süslenecek. 

Kent içinde yol ve motorlu araç bulunmayacak. 

Bir kentin altyapısı derken gözünüzün önüne asla İstanbul’u getirmeyin. Dağların taşların evlerle doldurulduğu plansız, düzensiz belki de uzaylıların çöplük olarak kullandığı geri kalmış bir mahalleye benziyor. En uzak iki noktasının arası 100 km’den fazla. Böyle şehir olur mu? 

Oysa mega kente bir bakalım. Yukarıda yazılanlara baktığımızda kentin bir kenarı 10 km olan kare şeklinde olduğunu, 100 km2 alanı kapladığını görürüz. Yani şehrin en uzak iki noktasının arası 15 km ‘yi geçmez. Bu kadarcık mesafelere yeraltından geçmek suretiyle raylı sistemler kurmamız mümkündür. İstanbul’u göz önüne getirirseniz hiçbir şey yapamazsınız. Şehir altyapısı da bu alana göre yapılacaktır. 

Elbette zor olan ikinci şehir yani dış şehirdir. Kare şeklindeki kentimizin dört bir yanına eğlence, eğitim-kültür-spor ve inanç birimleri yapılacaktır. 

Bu projenin elbette zorlukları vardır. Öncelikle milletimizin %76’sının bu yaklaşıma evet demesi gerekir. Sonra her bir kent için bugünün parasıyla 200 milyar lira gibi bir kaynağa ihtiyaç vardır. Bu nedenle ülke gelirlerimiz iki katına çıkarmak zorundayız. Çünkü bu çalışma devlet tarafından yapılacaktır. Devlet her yıl bütçeden bu iş için 100 milyar lira ayıracaktır. Her kentin altyapısı iki yılda tamamlanacaktır. 

Mega Kentler yaklaşımı Türkiye vatanının yeniden yaratılış planıdır. Anadolu, milletimizin yaşam beklentileri doğrultusunda inancın, bilimin, gücün ve çalışmanın birlikte bir bütün halinde ortaya konularak yeniden dizayn edilecektir. Çizgiler kalemle cetvelle değil yüreğimizin kanı ve alnımızın teriyle çizilecektir. 

Tüm sanayi tesisleri şehirlerin kilometrelerce dışında olacak. Bütün şehirler dört bir yanı büyük bir orman örtüsüyle kuşatılacak. Yapılaşma kişilerin kendi sorunları. Devlet onların varlığını bildiği için karşılayabilecek durumda olanlar isterlerse peşin ancak en az yarısını baştan ödeyecekler. Diğerleri için inşaat birimleriyle de anlaşarak belli bir taksitle zamana yayma uygulanacaktır. Kişiler için bina inşaat birimlerince yapılacak. Her birim en az bir adet site yapımı için şözleşme imzalayacak. Burada devletin kesin kontrolü var. Çünkü halkın muhatabı direk olarak devlet. Devlet ne kadar aldıysa o kadarını anında inşaatı yapanlara aktaracak. Sitelerin istenen özelliklerde yapılması zorunlu. 

Bugünün parasıyla düşünülen daire başı 50 000 lira. Bu Türkiye’nin her yerinde standart. Özellikli daire isteyenler farklarını ödeyecekler. Bunlar çok uzun ayrıntılar. Ben bile yazarken sıkılıyorum. Okuyanlar ne yapsınlar? Ama hepimize böyle bir gelecek lazım. Sadece zaman geçirmek için okuyacaksanız hiç zahmet etmeyin. Okuyup eğer uygun bulur ve kabul ederse onaylamak ve Ağaç Hareketi düzenini bir an evel hayata geçirmek isteyenler yazılarımı okusunlar. Ben okunmak değil, ülkemin insanlarına faydalı olmak isteyen biriyim. 

Ülkemizin her bakımdan zaten güzel olan alanlarına kent kurulmayacak. Sahil şeridine şehirler kurmak kadar akılsızca bir şey olamaz. İnanıyorum ki bu ülkenin aydın görüşlü gerçek vatanseverleri ülkenin en güzel yerlerini köstebek gibi kazarak beton yığınlarına çeviren, yani bir anlamda üç kuruş için vatanı satan alçak tarla farelerine değil Kerim Korkut’a inanacak ve destek verecektir. Sahillerimiz bizim cennet haline çevireceğimiz güzellikler için gereklidir. Denizlerimizi kirleten sanayi bir yana, beton yığınlarının da bu güzelim cennetlere kesinlikle sokulmaması gerekir. 

İstanbul Mega Kentlerin herhangi birisi için yerleşim alanı olmayacaktır. Kerim Korkut’un Türk Milletine sözü vardır. Çanakkale ve İstanbul boğazları dünyanın en büyük cennetleri haline getirilecektir. Ankara Mega kent yeri olabilir. Ancak bunun için Timur’un fillerinin saklandığı dev ormanların geri getirilmesi gerekir. Ben on milyon insanımı güneşin alnına koyup burada yaşayın diyemem. 

On mega kenti kurduğumuzda ülkemizde yaşayan insanlarımızın inanç ve yaşam şekilleri dikkate alınarak bir düzenleme yapacağız. İki kenti dört dörtlük dinini yaşayan ve yaşamak isteyen insanlara ayıracağız. Mekke Medine gibi kutsal olacak bu şehirler. Her yandan ilahiler yükselecek. İnsanlar İslami ölçüler içerisinde diledikleri gibi yaşayacaklar. Kimse onların ibadetlerini, yaşayışlarını hor görmeyecek. Kentte İslam dışı unsurlara yer verilmeyecek. Çalışma hayatında ve diğer yaşam alanlarında İslam ve ibadet ölçülerine göre insanların isteği doğrultusunda düzenleme yapılabilecek. Şehirlere peygamber ve diğer İslam büyüklerinin adını, cadde sokak vs yerlere İslam büyüklerinin ve dince kutsal olan şeylerin adını verebilirler. Şehir Ahe kanunlarının İslami düzenlemesiyle yönetilecek. Alabildiğine inanç ve İslami yaşam özgürlüğü sağlanacak. Bu kentte ibadet birimleri dinen buluğ çağına ermiş insan sayısına göre zorunlu olarak yapılacak. Oysa bu düzenleme diğer kentlerde istekli sayısına göre yapılacak. 

İki kenti de bu gurubun biraz yumuşatılmışı yani inanan ama pek fazla ibadet etmeyen bireyler için ayıracağız. Bu kentlerin özelliği ibadethaneler, sosyal ve kültürel birimler istekli sayısına göre yapılacak. Orta sınıf yani yurdum insanı köylüler, işçiler, memurlar, esnaf ve diğer halk guruplarından etnik ve dini hiçbir ayrım yapılmaksızın diğer yaşam guruplarında yer almak istemeyen muhafazakâr halk kitleleri bu iki kentimize yerleştirilecekler. 

Bir kenti tamamen özgür yaşamak isteyen kitlelere ayıracağız. Çizgi dışı yaşam sadece bu kentte söz konusu olabilecek. İnsanlar neyi istiyorlarsa, onların mutlak zararına olduğu kesin olan konular dışında hayatlarında hiçbir sınırlama olmayacak. Hayatın tüm güzelliklerini sınırsız yaşayabilecekler. Alabildiğine modern ve yeniliğe açık kimseler bu kente farklı bir hava katacaklar. Kanun dışı olmamakla birlikte kişilerin çok özel çarpık ilişkileri de serbest olacak. 

İki kenti de bu gurubun biraz yumuşatılmışı yani özgürlüğe inanan, yeniliğe açık fakat az biraz geleneklerin de etkisinde kalarak uygulamada bunları pek fazla yaşamak istemeyen insanlarımıza ayıracağız. İşte demokrat kesim, laik kesim gibi. Ülkemizdeki orta tabaka demokrat kesimi biraz gelenekçi, laik ve demokrat, biraz modern bugünkü yaşam şekillerini hiç bozmadan modern çağın bu iki kentine adapte olacaklar. 

İki kent Alevilere ayrılacak. Biri Türk Alevilere diğeri Kürt Alevilere ve onlarla birlikte yaşamak isteyen Türk Alevilere. Biz 25 milyonuz diyorlar. Göreceğiz bakalım. Kentleri dolduramadıkları takdirde boş kalan dairelerin kirasını onlardan alalım da görsünler. Alevilerin kentlerinde dindar Sünnilerinkine benzer özel ayırım yok. Fakat en başta kentlerin adı olmak üzere Alevilikle ilgili bütün konu, kişi ve nesneler bu iki kentimizde alabildiğine işlenecek. Alevilik inancı bu iki kentimizin yaşam şekli olacak. 

Geriye kalan iki kentten birisini zenginlere ayıracağız. Bunlar başlangıçta ve daha sonra parasını vererek evlerini ve tüm kenti yaşam beklentileri doğrultusunda farklı dizayn ettirebilecekler. Burada yaşayabilmek için belli bir varlık esas alınacak ama sanatçı, bilim adamı gibi kalbur üstü özellikli insanlar için bu kriter dikkate alınmayacak. Ama zaten yeniçağda bir kişinin ben sanatçıyım demesi yeterli değil. Sanatçı onayı alması şart. Bu onayı alıyorsa zaten fakir bile olsa böyle bir kentte yaşamayı hak ediyor demektir. 

Diğer son kentimiz ise fakir insanlara verilecek. Türkiye’nin en fakir on milyon kişisi bu kentimizde yaşayacak. Yaşadıkları ortamlarda çekinip utanmamaları, diğer insanlar tarafından hor görülüp aşağılanmamaları, hiçbir zaman ezik olmamaları için gelir durumu standart yaşam düzeyinin altında olanların ekonomik durumu en kötüden iyiye doğru sıralanıp bu kente yerleştirilecek. İşe yerleştirmede, daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz yeniçağın yaşam düzeni içindeki”sosyal paylaşımcı sistem”in uygulanmasında vs öncelikli olacaklar. Zengin sınıfına girmeyen özürlüler de bu kentte yaşama hakkına sahipler. 

Görüldüğü gibi bu, gerçekleştirildiği takdirde Türkiye’de değil tam anlamıyla bir dünya devrimi. Fakat tabiî ki hiçbir şey burada yazdığımız gibi kolay olmayacaktır. Halkımızın yüz yıllık çalışması sonucu başarılmış olsa bile böyle bir Türkiye düzeni için değer doğrusu. 

Kişiler istediği kentte yaşamayı seçebilir ancak bütün yaşamı boyunca bile olsa kendi yaşam düzenine uymayan (kanunlarca suç sayılanlar hariç)hiçbir söz, davranış, inanç ve anlayışa itiraz edip dava açamazlar. Örneğin kişimiz dindarların şehrinde yaşamayı seçmişse ve de komşusu kanuni sınırlar içinde ayin yapıp zikir çekiyorsa ben bu komşumdan rahatsızım diyemez. Keza özgürlerin içindeyse adam her gün başka bir hanımla eve geliyorsa”Burası şey mi?” deyip itiraz edemez. Çünkü bu kendi seçimidir. Zaten kişiler yaşayacakları şehir gurubunu seçmeden önce uzmanlarca geniş bir şekilde aydınlatılacaklardır. 

Çocuklar ve gençler ne yazık ki ailelerine bağlı davranmak zorundadırlar. Ancak çocuk ve gence zorlama ve baskı tespit edilirse müdahale edilecektir. Yeniçağda 21 yaşına giren kimse bağımsız birey ya da ailedir. Her iki durumda da yaşayacağı şehri hiç kimsenin etkisinde kalmadan kesinlikle kendisi seçecektir. 

Yaşam sürerken bu şehirlerarasında gidip gelmeler, hatta istendiğinde bir süre kalmalar(yeniçağdaki konuk sistemi)tamamen serbesttir. Bu farklılık sadece insanların yaşam şekilleriyle ilgilidir. Bunun dışındaki tüm hayat ülkenin her yerinde ortak yürütülecektir. Her şey, her yerde, herkes için eşit ve aynı düzenlenecektir. 

Seçimini yapan kişiler istedikleri zaman diğer şehir guruplarına geçebilirler. Oradan da başka şehre tabiî ki. Ancak burada ileriye doğru bir gidiş vardır. Yeni bir şehirde oturmayı seçtiklerinde asla değiştirdikleri yere dönemezler. 

Bilindiği gibi mega kentlerde oturmaya açılan “yaşam sitesi”nin kullanım süresi uzmanlarca tespit edilir. Ve bu süre dolduğunda ev yıkılır yenisi yapılır. 

Şehirlerdeki bu düzenlemenin özellikle ülke güvenliği açısından çok büyük yarar sağlayacağı ortadadır. Bilindiği gibi yeniçağın güvenlik sistemi kişileri yaşadıkları yerlerde ev ev, cadde cadde, sokak sokak koruyacaktır. 

Mega kentler aslında altı ana bölümden oluşmaktadır. Kare şeklinde 100km2 alanda kurlu 1000 adet yaşam sitesi. Bu siteler arasındaki park, bahçe ve yeşil alan tarzında bölümler ile yürüme parkurları. Tamamı şehrin altında altyapı ve bağlantı sistemleri. Yine tamamı şehrin altında taşıma sistemleri. Şehirleri birbirine bağlayan çoklu hızlı tren sistemleri. Ve karenin dışında eğlence, eğitim, kültür, inanç, spor ve diğer yaşam alanları. 

Çoklu hızlı tren sistemleri de elbette önemli. Türkiye belki de 2100 yılında sadece on küsur kent arasında yolculuk edecek. Karşılıklı yeteri kadar yol ve ray sistemi düşünenlerin hayellerini yormaktadır. Ve aklı başında insanlar beklide “Hangi parayla nasıl yapılacak”diyecekler. Ben de onlara diyorum ki ülkemizdeki bugün 36 bin tane abuk sabuk uçsuz bucaksız yol için zaten harcadığımız paranın bir katı kadar daha bulursak bu iş tamam. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Docent bir Türk'ün Japonya için planladığı tek başına onlarca milyoninsanın bir arada yaşayacağı uzay kent projesi aklıma geldi. Mimar oğlumla bu konuyu tartıştıktan sonra, sizin yazı üzerine geldi. Toplu yaşamın modornizasyonunun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Selamlar...

Mesut KARİP 
 01.02.2011 15:17
Cevap :
Bu şehirler belki yapılır emme belki biz yine de bir daire sahibi olamayız.  01.02.2011 17:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 4710
Toplam yorum
: 12706
Toplam mesaj
: 282
Ort. okunma sayısı
: 669
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster