Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
230
 

Umutsuz Yaşanır mı Hiç?

Günaydın Dünya, günaydın sevdiğim insanlar, günaydın tanıdığım tanımadığım kalemimden dökülene ortak olan, paylaşan herkes... 

Arşivimden, bir kare fotoğrafın altına, korona günlerinden yazıyorum size. Ne yazık ki fotoğrafı paylaşamıyorum. (Biliyorsunuz bir suredir yazılarımıza görsel ekleyemiyoruz.) Fotoğrafta ne mi var? Çok güzel pırıl pırıl bir bahar sabahı çekmişim. Güneş tıpkı bir gözün irisi gibi. Upuzun ışınları da kirpikleri olmuş. Gökyüzünden nasibime düşen karelerden biri yani. Hayal edebildiniz mi? Bakınca, zor bir sınavdan gectiğimiz şu günlerde umut veriyor insana... 

Sınav, evet sınavımız zor. Çok bunaldınız, çok sıkıldınız, ne olacağımız belli değil telaşı, sevdiklerimiz için endişeli günler yordu sizi değil mi? Beni de öyle. Her şeye rağmen hayat devam ediyor bir ucundan tutmak zorundayız bugünümüze bin şükür ne diyelim... 

Aslında bu süreçte ne çok şeyin kıymetini daha iyi anlıyoruz öyle değil mi? Çok önemli olanları es geçiyorum herkes biliyor. Es geçemediklerim var bir de, boğazım düğümlenince yutkunamadıklarım...

Özlediklerim var, burnumda tütenler, gidip görüp sarılamadıklarım. Çok seviyorsam ahtapot gibi sarılırım normal şartlarda. Ama şartlar normal değil, yapamıyorum.E öyle olunca üzüldüm de sarılıverdim yine kağıda, kaleme. Ekmek aldım sabah, dönerken cok sevdiğim bir komşuannemi gördüm kapısında. Hava almaya çıkmış, beni gördüğü gibi kucaklardı her zaman ben de sarılıverirdim tüm sevgimle. Bu sabah uzaktan bakışıp laflayıverdik öyle, bizden çok gözlerimiz konuştu. "Of Korona yaktun çiramizu da, bi biteydun iyiydi." 

Yüreğinden geçeni şu satırlara döken şahıs var ya Mandıra Filozofu gibi çalan saate kaaşıydı, düşmandı kimi sabah. Siz de mi öyle? O zaman bendensiniz. Ama ben şu an mumla arıyorum o kulağımı çınlatan sesi, ya siz? Düşünüyorum da bir deniz kıyısına gidip masmavi sulara içimi döküp kirpiğimin ucunda hazırolda bekleyen gözyaşımı koyvermek ne büyük nimetmiş meğer, ya da yemyeşil bir parkta tabanları yağlayıp nefes nefese kalana kadar yürümek, usulca bir ağacın altına çocuk gibi sığınıp bir kitabın sayfalarında kaybolup gitmek. Şimdi adım atılmıyor ki kaçıverelim, ya sevdiklerimize ya bizi mutlu eden bir yere...

Doğup büyüdüğüm, taptığım şehirde olmama rağmen taşına toprağına hasret kalacağım hiç aklıma gelmezdi mesela, aklımdan bile geçirmemek ne büyük bencillikmiş, kendime hiç yakıştıramadım. Mecburen bir gün çıktım da, en kalabalık yerlerde  in cin top oynuyordu. Ama emekçiler yine en öndeydi göz önündeydi her zaman ki gibi. Ben de emekçiyim şimdilik evdeyim. Sahi mecburen çalışan karantinasını ilan edemeyen sevdiklerimiz ne olacak bilen var mı? Allah'ıma emanet olsunlar.Dilerim tez zamanda kurtulalım şu illetten. 

Insanların acaba taşıyıcı mı? Diye birbirine şüphe içinde öcü gibi bakmasına takıldı gözüm, akıl alır şey değildi hepsi oldu. Zaten şu zamanda herkes yabancıydı birbirine, temelli yabancı oldu. Ama yabancılık nedir bilmeyenlerin içine oturdu be. Tıkılıp kaldık mı dört duvar arasına. Acaba kafesteki kuşların, havuzdaki yunusların, bir kaç metrekareye sığdırılmaya çalışılan koca fillerin çırpınan yüreğini anladı mı insanoğlu?  

Daha ne çok şey var yazacağım ama nasıl desem?, derinlere indikçe umut kayboluyor sanki...Belki de biz insanoğlu coktan hakettik bazı şeyleri. Umut kaybolmasın diye tadında bırakıyorum sitemlerimi...

Ders alalım, kendimize gelelim, çabucak tüketmeyelim bazı şeyleri. Belki o zaman düzelir her şey. Ben inanıyorum çok yakındır güneşin bize yeniden göz kırpması belki,  yine bir sabah bir simitçinin gür sesiyle uyanırız her sey yoluna girince. Yine kavusuruz cok sevdiklerimize yeter ki sağ, sağlıklı olsunlar. Yine bir parkta soluğu alıveririz nasipse. Dört duvar arasında olmanın hüznü, yerini kulakları sağır eden kahkahalara bıraksın dilerim. Sokaklar yine yaşamın var olduğunu hissettiren uğultulara teslim olur . Yine çocuk seslerinin yankılanmasını cok isterim, hele minnoşları mimiklerimle güldürmeyi, olmadı haylazlıklarına ağız dolusu gülmeyi... Sarılmak, sımsıkı sarılmak nasıl da kıymetliymiş değil mi? Ne zormuş şu uzaktan sevmek. En yakınlarımızı gidip görememek... Karşılaşınca iki yabancı edasıyla göz ucuyla selamlaşıvermek... Nefes aldığımız, bir lokma ekmeği getirip paylaştığımız her yeni gün ödülmüş bize. Daha neler neler, siz ekleyiverin iç çektiklerinizi...

Diyeceksiniz e şimdi bunları niye anlattın? E hiççç paylaşalım da birbirimize destek olalım, umut hep var unutmayalım diye her ne kadar ilerisini göremesek de inşallah geçecek ve geçtiğinde kıymet bilelim diye. Çokça sabır, şükür, umut lazım şimdi bize... Belki de, yine Polyanna gizlenmiş satırlarının arasına diyeceksiniz cümlelerim biterken. Varsın gizlensin, umutsuz yaşanır mı hiç? 

Öyle bir döküverdim yüreğimden geçenleri. Bir sonraki buluşmamıza dek sağlıcakla kalın, kendinize sevdiklerinize çok iyi bakın emi...

 

SIBEL YILMAZ

 

 

 

 

 

 

 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Sibel Hanım, Umutsuz yaşanmaz. Her insanın kendine göre bir umudu vardır.Lakin bunun da sınırı yoktur. Umut deyince aklıma bir söz geldi: Umut fakirin ekmeği , ye Memet ye...Size CORONASIZ günler diliyorum...

Abdülkadir Güler 
 29.03.2020 23:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 245
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 639
Kayıt tarihi
: 22.02.18
 
 

1978 Bursa doğumlu. Kelimelerin Dansı ve Kırmızı Vosvos kitaplarının yazanı.  Eşi ve kızları olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster