Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
736
 

Üniversite sınavı

Üniversite sınavı
 

Aadana, Bbursa, Cceyhan,Ddiyarbakır ya da Hiçbiri


Sevgili Genç Arkadaşım,  


Girdin çıktın mı ilk basamağa? Haydi gözün aydın! 

Var mı bir numara? 

Sanmam!... 

Üç soru ordan, beş soru burdan... 

Hakkında hayırlısı... 


Üniversite sınavına ben de girdim. Bir kereden bir şey anlamadım iki kere girdim. 

Yine iki basamaklıydı o zamanlarda da. 

Çooook eski zamanlardı. İki basamaklıya iki kere girdim. 2 kere 2'nin dört etmediği çağlardı. Nerden baksan bayağ bir merdivendi. 

İlk girişimde, bilinçsizdim. İkincide de bilinç milinç yoktu. Üzerimde birşaşkınlık... öyle girip girip çıktım sınavlara ben. 

18 yaşındaydım, gençtim, çok farkında değildim hayatın. 

Hayat, standartlar, paranın satın alma gücü, mesleki kariyer, toplumsal saygınlık, etiket, ekmek-aslan-ağız üçlemesi, ev-yurt, yuva-geçim derdi dörtlemesi ve bazı 5'lemeler.... hayhuylar, vahvahlar, sağlık sorunları, sosyal güvence beklentisi....... yoktu böyle kötü kötü şeyler kafada. Pırıl pırıldık; 17 buçuktan 18 yaşındaydık, şaşkındık genelde. 


Nolacak bakalım? diye girdim sınava ilk yıl. 

Girmek istemeye istemeye girdim. 

Hatta aileme "ben bu sene girmiyim ya... kem küm şabalop" dediğimi hatırlıyorum. 

"Sen bu sene bi gir de olmazsa seneye bir daha girersin" demişlerdi. Öyle de oldu. 


Üstelik ilkinde yalan yanlış bir bölüme sokmuştum da başımı. 

Ama dedim ki " ya ben sevmedim bu bölümü, bir yıl daha çalışsam da bir daha girsem" 

"Sen bilirsin" dendi bana. 

"HAYAT SENİN HAYATIN" dendi. 

Annem, "İnsan ömrü uzun, sen bu bölümden bir iş sahibi olacaksın ve hayat boyu o işi yapacaksın. Mesleğini seçme hakkın var. 60-70 yıllık bir hayatın yanında 1 yıl birşey değil, hem daha gençsin!" dedi. 

O gün anladım ben: Hayat, senin hayatın! 

Hayatı kendi hayatın kılmak senin elinde! 

Bu büyük bir hayat dersi oldu benim için. Her zaman ilk günkü tazeliğiyle kalbimi çarptıran bir yaklaşımdı. 

Aileme bu yaklaşımlarından dolayı her zaman 10 puan veriyorum. 


Ana-baba olmanın ilk adımının şefkatli ve duyarlı olmaktan geçtiğini bilen, evladını her durumda sımsıcak bağrına basabilen,  

başarısız (başarısız??? bu da ne demekse artık) çocuğunun karşısına dikilip " yazıklar olsun sana verdiğim emeklere, bu mu bana verdiğin karşılık?!" diyerek çek-senet, borç-alacak hesaplarına girmeyen, aman da şimdi konu komşu ne diyecek?!" diyerek pazarcı yakınmalarına girişmeyen,  

"Yaa ben sana demiştim! Çalışmadın çaktın işte" deyip kaşını gözünü oynatmayan,  

Hayattaki başarısızlıklarını, evladının başarılarıyla yamamaya çalışmayan,  

bütün anneler-babalar! 

Sizleri Seviyoruz! 

Hepinize,  

10 Puan! 10 Puan! 10 Puan! 


Tabiki her ana-baba ister ki çocuğu çalışsın başarsın! Ama bunu, öncelikle ve her zaman o çocuk iyi bir hayata dahil olsun diye istemek lazım. Ve şunu hep hatırlamalı: Hayat, değişkenleri, üç beş sağlam direğe bağlamakla güllük gülistanlık olmuyor! Nefes alıp vermekle de insan yaşamış sayılmıyor! 


18 tercih hakkımız vardı o zamanlar. 

En son tercihime girmiştim o ilk yıl. 

Gazetelere bakılıyordu sınav sonuçları için o antik çağlarda. 

Çarşaf çarşaf gazetede numaranı ara filan, sıkıntılıydı. Bilgisayar milgisayar, internet filan yoktu, düşün artık ne biçim zamanlardı, karanlık çağ. Kolay değil geçen yüzyıldı. A-ha da yeni bir yüzyıldayız, bakıyorum pazar günü televizyonlara, karanlık aynen devam!... 


Sonra bir yarım dönem, bünyemle kaynaşmayan o bölüme devam da ettim ben. Gerçekten değişik bir deneyimdi, deney yapıp duruyorduk zaten. Sonra bir daha gitmedim lablara. Evet kimyayı seviyordum ama hayatımı organik-kovalent bağın tellerine bağlayamadım. Periyodik cetveli kırdım kafamda konuyu kapattım. 


O dönem "İşletme" çok havalı(!) bir bölümdü. Bütün yakışıklı erkekler ve süpersonik kızlar bu bölümde toplaşarak güncel danslara iştirak ediyorlardı. Bütün bölümlerden çok daha fazla çay partisini bu bölümde okuyanlar tertip ediyordu. Aman güldürme şimdi beni. "Adı" vardı işte. "İşletme mi? Kimi işleticen" denir ve "hohoho!...." diye gülünürdü. İngilizcesini okursan daha havalı oluyordun. Öylesinden olalım dedik. Ne bileceksin ki okul başka, hayat başka imiş... 


Sevgili Arkadaşım,  

Pazar günü ilk basamağa sen de girdin çıktın işte. Belki düşündün :" koca hayat bu sayılı dakikaya sığar mı? " Ben bunu o zamanlar çok düşünmüştüm o yüzden de baştan reddetmek istemiştim zaten böyle tuaf bir sınavı. Yok ama işte öyle olmuyor. Bir sürünün ardına düşüp gidiyorsun giriyorsun kazanırsan okuyorsun. Kazanmakla da bitmiyor zaten. Sonra çok şeyler oluyor, hayli maceralı bir dönemdesin. İsyan ediyor insan, noluyo lan? diyor, böyle sönüyor bazen, umutsuz-mutsuz olabiliyor, şen şakrak deli deli oluyor bazen, sanıyorsun bütün hayatın bu bir yıl, o zaman bir tükenmişlik duygusuna kapılabiliyorsun, ya da yok sayıyorsun, önemsemiyor ayaklarına yatıyorsun, sonuç boru olunca tüh diyorsun en kibarından. 


Sadece şunu bil: OKUL BAŞKA, HAYAT BAŞKA! 

Okul, hayatın bir alt kümesi. Boş küme olmazsa, hayatın da zenginleşiyor 


Konu komşu ne der, akrabalar ne der, aman annem-babam, kuzenler, halamlar filan.... Bırak onları! Sen ne istiyorsun? 

Sen bu hayatta ne yapmak istiyorsun? 

Ama kaçak güreşmek yok bak! Bazen öyle oluyor çünkü: kapasiten var ama tembellik etmek istiyorsun. Bunu yapma! 

Çünkü bir tane hayatın var. 

Bu hayat boyunca da sınırlarını, yeteneklerini sen ortaya dökeceksin. Başkası değil. 

İşte bazen kolayına kaçmak istiyor insan. A alacakken, C alayım geçeyim diyor. Bunu yapma. Beyin hücrelerine yeteri kadar egzersiz yaptırmazsan kayberdesin onları. 

Bir de unutma: sihirli bir değnek yok ki seni hayallerine ulaştırsın. Hayalim yok diyorsan da bence atıyorsun biraz. Çok kasmışsın kendini geçici kabızlık yaşıyorsun. Serbest bırak bünyeni, üzme güzel canını. 

Bak ne diyorum sana: Seçerken cesur olmayan yaşarken mutlu olmuyor! Cesaret en çok da gençliğe yakışıyor. Cesursan gençsin! Cesur ol, gir sınava boş kağıt ver demiyorum ama sana bak dikkat et! 

Cesur ol ve kendinle-sınırlarınla-korkularınla-bilmediklerinle-hatalarınla-eksiklerinle savaşmaktan korkma! 


Ben sevdim, devam edelim mi sohbete? Ne dersin cesur yürek?! Bi de böyle bi film vardı: cesur yürek-braveheart, o neydi sahi öyle? Mel Gibson çılgınlar gibi sağa sola koşturuyordu, üfff haftalarca gösterimde kalmıştı. İzlemedin mi? E izlersin artık bir ara... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 971
Kayıt tarihi
: 11.04.10
 
 

Üniversitede işletme okudum. Kendi işletmemi işletmek dışında çok çeşitli alanlarda çalıştım. Sahne ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster