Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
273
 

Ünlü Yazar Muhammed Gül ile..

Ünlü Araştırmacı ve Yazar Muhammed Gül hocaefendi ile bir röportaj gerçekleştirdim.
Kendisi yakın zamanda yazdığı ve çıktığı günden itabaren en çok okunanlar listesine girerek, raflarda yerini alan  'Sabret-Şükret-Seyret' isimli kitabı ile gündem oluşturmuştu.
 
 
İŞTE O' OLAY RÖPORTAJIM;
-Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız? Gerçi biz sizi tanıyoruz, sosyal medyada büyük bir kitleniz var ve hakkınızda çok şey yazıldı. Ancak biz sizi, sizin ifadelerinizle tanımak istiyoruz? Muhammed Serkan Gül kimdir?
Elbette, öncelikle size çok teşekkür ederim. Milliyet Blog'daki köşenizi keyifle takip edenlerden olmak çok güzel. Bu nedenle başarılarınızın devamını dileyerek söze başlıyorum. 
 
Evet doğru söylüyorsunuz, hakkımda çok şey yazıldı çizildi, kimi doğru kimi yanlıştı yazılanların. Öncelikle bir gazeteci olarak mesleğinizin en önemli gerekliliğini yapıyorsunuz yani konuyu asıl kaynağından öğrenmek ve doğru bilgiyi edinmek. Bu duyarlılık ve meslek etiğiniz için teşekkür ederim. Muhammed Serkan Gül kimdir dediniz. Aslında basit bir cevabı var. Sizden biri, sizin gibi biri, sıradan bir vatandaş. Devletini, milletini, bayrağını, dinini, sosyal ve hukuksal değerlerini seven, yasal ve sosyokültürel değerlerine sadık, bunları yaşayan ve yaşatan biriyim. 35 yaşındayım, evliyim, ticaretle uğraşıyorum. Yaklaşık 20 yıldır serbest çalışıyorum. İlk çalışma hayatım bir denizcilik firmasında satış departmanında idi. Ardından oradan ayrılıp kardeşlerimle tekstil üzerine iş yapmaya başladık. Derken yalnız çalışmaya karar verdim ve yaklaşık 10 yıldır yalnız çalışıyorum. Ticaret üzerine bir şirketim var. İlk başta inşaat sektöründeydim, ülkemizdeki ekonomik gelişmeler ve inşaat sektöründeki daralma nedeniyle bu sektörden ayrıldım. Şimdi hizmet sektöründeyim.
 
-Peki Muhammed hocam, Bir ay önce ilk kitabınız yayınlandı ve büyük bir çıkış yakaladı. Kitabınızın gerek içeriği ve gerekse ismi sevildi, beğenildi. Kitabınızı yazma gerekçeniz nedir? Niçin Sabret, Şükret, Seyret dediniz?
Doğru. İlk kitabım yayımlandı ve bir ayda üçüncü baskıyı yaptı. Tanınmış birçok kitapevinde, yurtiçi ve yurtdışında satıldı. Son satış rakamını bilmiyorum ancak ilk gün 2000 adet’e yakın online satılınca ilk günde en çok satan kitaplar arasına girdi bilgisini vermişti yayınevi. Şuan’da ise tüm d&r ve seçkin kitap evlerinde. İlk önce okuyucuma teşekkür ederim, bu ilgi ve alakaları beni onurlandırdı.
Hele ülkemizde kitap okuma oranın bu kadar düşük olduğu bilgisiyle baktığımda, ülkem ve ülkemin güzel insanları adına umut dolu bir satış oranı. Bir yazar okuyucunun ilgisi ve  beğenisi ile beslenir.
 
Bundan dolayı da müteşekkirim.
Ayrıca bana bu onuru yaşatan Yüce Allah’ıma şükürler olsun.
Niçin sabret, şükret ve seyret: Bunu kitabımdan da sıklıkla yazdım. İnsanlığın gidişatına bakıyorum ve tüm insanlığa sabırlar diliyorum dedim. İki sebebi var bunun. Birincisi; tüm dünyada giderek artan fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet; haksızlıklar, savaşlar, ekonomik ve siyasi zorluklar, ekonomik ve siyasi zorlukların insanların gündelik hayatını zorlaştırması, boşanmalar, kavga gürültüler, ağır işleyen veya işlemeyen hukuk sistemi, eğitimde sağlıkta ekonomide zorlu süreçler. Tüm dünyayı yakıp yıkan savaşlar… Zor dönemlerden geçiyoruz ülkemiz ve dünya adına. Bu bağlamda hepimizin, tüm dünya insanlarının sabretmesi gerekiyor.
İkinici sebebi de tam bununla ilişkili yine: Bizlere sabretmek  yanlış öğretildi:  Kitabımda da bunu sıklıkla vurguladım. Bize öğretilen sabretmek çaba göstermeden, gayret etmeden, bize verilen ne varsa ses çıkarmadan bunu kabul etmek, bundan razı olmak ve hatta memnun olmak. Oysa ki sabretmek çaba sarfetmektir, gayret etmektir, haksızlığa maruz kaldığımızda mücadele etmektir, başımıza gelen kötü olaylarda mücadele ederek durumu en optimum hale getirebilmektir.  Bir diğer konu şükretmek; teşekkür edebilmek, incelik ve nezaket gösterebilmek, değer bilmek, kadirşınaslık, kıymetini bilmek. Bunların şöyle bir çevremize baktığımızda ne kadar az olduğunu görürüz; ikili ilişkilerimizden iş ilişkilerimize, kendimizin kendimizle ilişkisinde, aile ilişkilerinde gibi birçok alanda bunu göremiyoruz ancak hepimizin buna ihtiyacı var, birbirimize verebileceğimiz bir şey bu, çok zor değil. Seyretmek ise kitabımda da belirttiğim gibi düşünebilmek; Allah bize düşünebilme, fikir yürütebilme, akıl edebilme, muhakeme etme, dikkat edebilme, algılama ve yorumlama yeteneklerini verdi ancak bizler kendimizle veya hayatımızda olan diğer insanlar ile ilgili, içinde yaşadığımız dünya ve dünyanın güzellikleri ile ilgili, çevremizde olup bitenler ile ilgili düşünmüyoruz, düşündüğümüzü zannediyoruz. İşte kitabımda bunları anlatmaya çalıştım.
 
-Evet Muhammed hocam, Kitabınızın başarısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanırım bu başarı kitabın konusu ile ilgili. Bence ben toplumsal olarak bir sıkışmışlık içerisinde olduğumuz konularda doğru zamanda, doğru bir bakış açısı ile toplumsal ve insani önemli üç ihtiyacımızı aktardım. Bu başarı insanların ihtiyaçlarına cevap verebilmem ili ilgili.
 
-Hımm peki Kitabınızın dili hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Sabretmek, şükretmek ve seyretmek yani tefekkür etmek dinsel bir terminoloji ile aktarılmıştı bugüne kadar. Ben bunları dinsel terminolojiden ziyade dilimize en uygun kelimeler ile aktardım. Hepimizin bildiği, ihtiyacı olan, aşina olduğu ancak dinsel ağır terminoloji ile bizden uzakta, soyut gibi sunulan bu kavramları en sade dil ile aktarmış olmaya özen gösterdim. Çünkü bu kavramların bizim dinimize has olduğundan ziyade evrensel olduğunu düşünüyorum. Diğer dinlerde veya inancı ne olursa olsun herkeste olan insani özellikleri sade, sürükleyici, samimi olarak aktardım ve sanırım bu da kitabın başarısında önemli bir rol oynadı. İnanıyorum ki birşeyi iyi bilmek demek, iyi öğreteceksiniz demek değildir. Mesleğinde çok başarılı bir profesör düşünün, sürekli terminoloji kullansa, onu dinleyenler bundan bir şey anlamasa bunun bir öğreti olduğunu düşünür müsünüz? Bilmek başka birşeydir ancak aktarabilmek, aktardıklarınızın anlaşılır olması, anlaşılanın günlük hayatta bir karşılığının ve uygulanabilirliğinin bulunması ise öğretidir. Ben bu kavramaları öğretmek istedim ve sanırım başarılı oldu.
 
-Anladım hocam pekiyi, Kitabınızın içeriğinde günlük hayattan herkesin kendisini bulabileceği örnekler ve hikayeler var. Bunlar hakkında ne söyleyebilirsiniz.
Kitabımın okuyucusu olarak bir hedef kitlem yok. Seküler bir çalışma olsun istedim. Din veya din adamları, muhafazakar kesim gibi toplumsal bölünmeler rahatsızlık verici. Haliyle din ve dinsel öğeler belli kesimler ile eşleştirilmiş durumda, kitapta bu önyargıları kırmak istedim. Biz hep birlikte kocaman bir ülkeyiz, biz hep beraber kocaman bir insan oğlu topluluğuyuz ve yine biz hep bereber ortak bir yaratıcının kullarıyız. Sabretmek, şükretmek ve düşünmek dediğimiz seyretmek sadece muhafazakar kesimin insani ihtiyaçlarını anlatıyor olamaz. Bizler hangi milletten, hangi dinden, hangi sınıftan, hangi etnik kökenden ve hangi politik görüşten olursak olalım aynı insani ihtiyaçlar içerisindeyiz. Benim kitabım da günlük hayatta rolümüz, mesleğimiz, statümüz ne olursa olsun bu insani ihtiyaçlarımızı  anlatan ve bizi ortak paydada buluşturan bir kavramlar dizgisi. Kitabımda evli veya bekar, genç veya yaşlı, bir mesleği olan veya işsiz olan, bir ev hanımı veya bir çalışan, bir öğrenci veya öğretmen kısaca herkese yer verdim. Çünkü inanıyorum ki ayrışmaya değil, birleşmeye; yabancılaşmaya değil yakınlaşmaya, ötekileştirmeye değil kendinden görmeye ihtiyacımız var.
 
-İyi bir toplumbilmici olduğunuzu düşünüyoruz. Ayrıca kitapta biyoloji, psikoloji, sosyoloji, felsefe ve hatta uzaybilimi ile ilgili yaklaşımlarınız var. Tüm bunları ilminizle birleştirerek sundunuz. Bu zenginliğin kaynağı nedir?
Öncelikle böyle değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Bu değerlendirmeniz sizin zenginliğinizi gösteriyor. Kitabımda biyoloji, psikoloji, sosyoloji, teknoloji, uzay bilimi vs tüm disiplinleri ilmi bir ışıkta yorumladım. İlim tüm bilim dallarının özü, bilim ilimi yani Allah’ı ve yarattığı bu muazzam evreni anlamamızı kolaylaştıran bir araç. Bilim olmadan evreni ve insanı yani Yüce Alllah’ın ürünlerini anlayamayız. Yüce Allah’a büyük bir sanatçı, yarattıklarına sanat eseri dersek, sanat eserini anlamak için bir takım enstrümanlara ihtiyacımız var. Bilim bu enstrümanlardır. Sanat eserini anlamadan sanatçıyı anlamak, tanımak, kavramak mümkün mü? Hayır değil. O halde bizler bilimi kullanarak ve  bilimsel çalışmaları yaparak Yüce Allah’ı ve sonsuz şaheseri olan evreni anlayabiliriz. Bunun için bizim yapmamız gereken de  öğrenmek yani okumak. Okuyorum, araştırıyorum, sorguluyorum, düşünüyorum, öğreniyorum ve kitabımda bunları bir araya getirerek aktarıyorum. Bu zenginliği kaynağı bu.
 
-Kitap ne kadarlık bir bilgi birikiminin sonucudur?
17 yaşımdan beri dini eğitim alıyorum. Uzun yıllar Mahmud Efendi (Ustaosmanoğlu) kitaplarından ve diğer önde gelen alimlerimizden bireysel ilmi eğitim aldım. Akraba bağlarınızı sebebiyle’de aziz vatanımızda bulunan bir çok kanaat önderi ile aile dostluklarımız var, onlarla birebir nasihatlerinin ve sohbetlerinin de çok faydasını gördüm. Bunları diğer okumalarım ile birleştirdim. İçine kendimden, hayatımdan, deneyimlerimden, gözlemlerimden ve insanlardan edindiğim tecrübelerimi kattım. Bu yüzden bence 35 yıllık bir birikim.
 
Bir sonraki kitabınızın hazırlığını biliyoruz. Ne zaman okuyucu ile buluşacak?
Allah nasip ederse bu yıl yani 2019’da okuyucusu ile buluşacak.
 
-Yeni kitabınızın konusu ve içeriği hakkında biraz ipucu verir misiniz?
Yeni kitabım hepimizin hayatında olan, zaman zaman hepimizi yoran, sıkan zaman zaman hepimize coşkulu ve anlamlı bir hayatın ipuçlarını veren, yine günlük hayattan ve yine hepimizden bir olgu üzerine. Yine insana, varoluşumuza, temel ihityaçlarımıza yönelik. Şimdilik bu kadar söyleyebilirim. Gerisini kitaptan takip edebileceksiniz. Yani sabredin lütfen (tebessüm).
 
-Son olarak araştırmacı yazar kimliğiniz ile önplanda olan birisiniz. Bunun dışında sizi daha yakından tanımak isteyen okurlarınız için, kimliğiniz diğer yönleri hakkında bilgi verir misiniz?
24 saatlik bir zaman üzerinden anlatayım: Biraz öncede ifade ettiğim gibi ticaretle uğraşıyorum. Günümün bir kısmını iş hayatıma ayırırım tüm çalışanlar gibi. Geri kalan bir kısmında okumalarımı yapıyorum, şu dönemde yeni kitabımın hazırlıkları ve okumaları devam ediyor. Günümün bir kısmında sohbetlerimi sürdüyorum, bu sohbetler belli düzende ve belli programlar çerçevesinde sürüyor. İbadetlerime zaman ayırıyorum ve bir kısmında ise ailem, arkadaşlarım ve dostlarım ile vakit geçiriyorum. Hobilerime zaman ayırmaya gayret ediyorum.  Aslına sıradan ve herkes gibi bir yaşantım var.
 
-Bu üzel ve anlam yüklü duygularla dolu röportaj için çok teşekkür ederim Muhammed Gül hocam. Güzel yüreğinizden dökülen inci tanelerinin, yarınlarımızın teminatı olan ve yeni nesil gençliğe de aktarılması dileğimle..
 
Saygı ve Hürmetle
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 218
Kayıt tarihi
: 19.11.17
 
 

1978 Malatya/İstanbul'da doğdu. İş hayatına Tekstil ile başlayarak yöneticiliğe yükselip, İhlas H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster