Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '21

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
97
 

UNUS PRO OMNİBUS,OMNES PRO UNO

BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZ Mİ?

Size de garip gelmez mi? Herkes şikayetçi ve hem de aynı şeylerden. Beşeri şikayetler, ete kemiğe bürünmüş olanlar. Hayatta kalma çabası ve açlık ‘şikayet’ olarak adlandırılamayacak kadar zaruri. Dolayısıyla bu yazının konusu olamaz elbette. Çünkü biliriz ki ‘bu dünyada öylesi aç insanlar var ki, tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünebilir.’ Tanrının neden bu kadar çok insana somun ekmek suretinde görünmek zorunda kaldığı sorusunun cevabını ise beşeri şikayetlerimizden arda kalan zamanlarda biraz olsun düşünmeli.

Teknolojik gelişmelerin, değişimin ve ‘gelişimin’ üstel bir hızla devam ettiği süreçte, hepimizin her şeye ve herkese daha çabuk ulaşması, dünyayı farklı bir çok pencereden görme imkanı tanıyor. Farklı pencerelerden göreceklerimizin de farklı olacağı düşüncesi hepimizi heyecanlandırırken farklılıkları bir kenara bırakıp ‘bir’ olmayı kabul etme eğilimimiz arasındaki hız ise baş döndürücü.    

Günlük hayatta çoğunlukla kullanılan sosyal medya mecralarında herkesin benzer şikayetlerinin olduğunu görmek artık alışıla geldik bir durum. Tabi ki haksızlığa uğramak, şiddetin herhangi bir türüne maruz kalmak hiçbir canlı için kabul edilemez. Peki, neden hepimiz hem de aynı şeylerden bu kadar şikayetçi ve suçlayıcıyız. Sevinçlerimizin ortak olması bir nebze daha anlaşılabilir bir durumken, şikayet konularımızın aynı olmasına rağmen neden şikayet sıklıklarımız ve tepki metremiz önlenemez bir hızla yükseliyor. Bu kadar ‘aynı’ ve ‘bir’ olunan dünyada tepki vermemek bile tepkinin ta kendisi olurken çözüm için neler yapıyoruz. Kimi kime şikayet ediyoruz. Bu kadar çok kişinin şikayeti aynıysa, bu işin faili ya da failleri kim?

 Herkesin ‘iyi’ olması bu soruları sormamızın esas nedeni olurken, kendini kötüden payı yokmuşçasına soyutlayan inanç, Nitzche’yi ve ona atfedilen  ‘iyi olduğun için herkesin sana iyi davranmasını beklemek, vejetaryen olduğun için, boğanın sana saldırmayacağını düşünmeye benzer’  sözünü hatırlatır. ‘Toplumsal boğa’lığımızı ise bireysel iyi olma halini toplumsal iyilik haline tercih ettiğimiz anda başlatıyoruz.   

Korumak zorunda olduğumuz benlik algımız ve toplumsal iyi olma hali yerine tercih ettiğimiz bireysel iyilik olgumuz, cennet sanrılı cinnet kapısının yılmaz bekçileri yapmaz mı bizi?

Yüksek dozlu ‘ben’ dünyasında, ulaşılamayacak hiçbir hedef, kazanılamayacak hiçbir para, elde edilemeyecek hiçbir mal, mülk, unvan yoktur. Var diyenin de cezai ehliyeti yoktur! Kestirme yoldan başarı, para, mutluluk, ün vadeden yazılı ya da görsel yayınların neredeyse tamamında ‘sen özelsin’,  ‘henüz açılmamış kanatların var’ buna inan derken bu yolda yapılacak her şeyin mubah olduğu telkini bugün birlikte yürümekte zorlandığımız yolların zeminini oluşturuyor. Gözden kaçan ise herkes tarafından bilinen ancak dile getirildiği andan itibaren benlik algısında tehdit sirenleri çaldıran başarısızlık kavramının varlığı. Maruz kaldığımız yüksek doz ‘ben’ işbirliğini ve toplumsal iyi olma halini unuttururken hayatın doğal bir parçası olan başarısızlığı da utanç kaynağı saydı. Utanmaktansa bir diğerinin önüne geçme refleksi ağır bastı. Onu yeğledik.  Sonu ne olursa olsun. 

1950’li yıllarda yaklaşık 40.000 üniversite öğrencisi üzerine yapılan bir araştırmada ‘ben önemli bir kişiyim’ diyenlerin oranı çift haneli sayılara anca ulaşırken (%12) 1980’li yıllarda bu oran %80lere çıkmıştır. Bu sonuçlar ‘ben’ yüklü ekosistemin doğal bir sonucu olarak okunabileceği gibi gelecekle ilgili de ayrıştırıcı bir tehdit faktörü olarak kabul edilebilir.

Tarihi süreç göz önünü alındığında özellikle gençler arasında yardımlaşma ve dayanışma duygularını uyandırmak için kullanılan aynı zamanda da İsviçre’nin ulusal sloganı halini alan Latince kökenli  ‘Unus pro omnibus, omnes pro uno’ yani ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ anlamına gelen bir slogan bu takvimin ürünü olamazdı.

Hepimiz bu kadar önemli ve ben merkezliyken, birileri için bir şey yapmayı beklemek fazla iyimserlik sayılabilir. Bu durumun gerçekçi olmayan beklentilere sürüklemesi ise kaçınılmazdır.

Gerçekçi olmayan beklentilerin sonucunda ise hepimizin ortak şikayetleri, suçlamalarımız ve mutsuzluğumuz kaldı elimizde.   

Ne dersiniz unutalım mı elde kalanları? Şairin dediği gibi ‘Gitmek sadece bir eylemdir, unutmak ise koca bir devrim’

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 07.05.21
 
 

*Psikolog *İKY&Kariyer Danışmanı *Eğitimci *Girişimci   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster