Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
629
 

Unutma Bahçesi

Unutma Bahçesi
 

Unutacağınız hiçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü” diyor Unutma Bahçesi adlı romanında Latife Tekin.

Unuta unuta in aşağı sen… Madem anılar bizim atıklarımızmış, unutmanın sonuna var, anlarsın… Tanrı senin yüzüne bakıyor muymuş? Her şeyin başına dönmek isteyen nedir biliyor musun, akıl ister bunu… Aklı da kendi haline bırakmamak gerekir, aptalca işlere kalkışır çünkü…” diye devam ediyor.

İlk önce adı ilgimi çekmişti kitabın. Akıl ve gönlün, mantıkla yüreğin çarpışmasından oluşan o karmaşanın, mantıksız savaşın yorgunu olarak böyle bir bahçede bu savaştan galip çıkabilme umudu çekmişti belki de… Unutma beni der gibi öylece bakıyordu bana ve kim bilir ne kadar zamandır orada duruyordu. Elimi uzatıp o bahçeye girebilmek umudu ile çaldım kapısını.

Bomboş unutabilsek, unutmadan yanayım ben… Ama unuttukça insanın anıları çoğalıyor.” diye başlıyor kitap. “Bir rüzgâr yok mu, anılar yaratan unutma rüzgârı, uğultusunu dinliyorum onun, yaşadıklarım için kalbim sızlıyor, bütün isteğim yaşayacağım şeylerin, sonradan unutacağım hafiflikte olmasıydı” diyerek…

Unutmak isteğiyle yolu böyle bir bahçeye düşmüş bir grup insanın yaşantısına, savaşına, fikir çarpışmalarına tanık olurken aslında unutmak istemedikleri şeyleri unutmaya çalışmanın kargaşasını görüyoruz kitapta.  Aklın emrettiği şeyleri yüreğin reddetmesinin iflah olmaz yorgunluğu içinde en ince ayrıntısına kadar hatırladığı anılarını unutmaya çalışırken bir yandan da hatırlamaya çalışmasının mantıksız çabasıyla yorgun düşen beden ihanet ediyor sonunda. Bellek de tanımsızlaşıyor kalp de…

Arada kitaptan uzaklaşıp kendimi o bahçede varsayıyorum. Akıl diyorum, unutma bahçelerinde dolaşırken, gönül, bahçenin bir köşesinde birden bire karşısına çıkan tanıdık bir çiçeğin o doyumsuz kokusuyla mest olunca yine o rüzgârın peşine takılıp sürükleniyor. Akıl bir ucundan çekelerken kolunu kurtarıp yine ve yine o yalancı aydınlığın büyüsüyle o ışıkta yanmak isliyor. Biliyor zira o unutma bahçelerinin yalancılığını. Unutmak istediği hiç bir şeyi unutmayı beceremediğini, unutmak için verdiği onca çabayı ve vermiş olduğu bir yığın kararları bir çırpıda unutacağını biliyor…

Nereden geldiğini bilmediği bir rüzgâr unutma bahçesinin toprağını havalandırıyor, eski yeni birbirine karışıyor, o toz toprak içinde eski defterlerin sayfaları havalarda uçuşuyor, içinde bir yerlerde bir el bombası patlıyor, her bir kıymık canına batıyor, yaralıyor… Küstüm çiçeklerini topraklarından elleriyle çekip fırlatıyor her bir yana.

Akıl ve gönül arasındaki savaş sürdükçe aralarındaki uçurum derinleşiyor, birinin isteğini diğeri reddediyor. İnsan sevmediği kişinin doğrularında yalanlar ararken, sevdiğinin yalanlarında doğrular ararmış ya hani.  Bahaneler bulmak kolay. Sırtını o bahanelere dayayıp durmadan, inatla, tekrar ve tekrar inanmak için ayak diretiyor.

Yanlış zamanlarla yanlış insanların hep ters orantılı olarak birbirlerine çalım attığı yaşamları yaşayan insanların kaderciliğiyle yoğrulup ne unutmayı becerebilmek, ne de unutmayı istemek mümkün. İstemekle değil de belki zamanla…

Tekrar kitaba dönersek; yazar bütün suçlardan günahlardan arınmış huzur içinde bir yaşamın olduğu adı Unutma Bahçesi olan bir bahçe düşünmüş ve cennetle eşleştirmiş. Ancak sonunda huzursuzluğun bu bahçeye de sızabildiğini ve cennetin yitirildiğini görmüş. Cennetin yitirilmesi ile birlikte dünyanın sonuna kadar sürecek savaş başlar. İnsan, masumiyetini ve mutluluğunu yitirir. Kendisini Auschwitz, Hiroşima, Vietnam, Maraş ve Sivas katliamlarının olduğu bir dünyanın içinde bulur. Kişinin, cennete dönmesi, bu dünyada karşılaştığı tüm kötülüklere rağmen delirmemeyi başarıp masumiyetini korumasına bağlıdır. 

Bunu gerçekleştirebilmesinin tek yolu ise unutmaktır. Öyle diyor yazar…

Unutma Bahçesi, unutma/hatırlama kavramlarını incelerken, insanın vahşiliği, iktidarın gücü ve gücün tadı üzerine de eğiliyor. Değişik karakterdeki kahramanlarıyla, belleğin ve toplumsal rollerin, çelişkilerin altını çizen Latife Tekin belki de daha çok unutamamanın kitabını yazmış.

 

Şükran Okyay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Latife Tekin'in adını çeşitli yayın organlarından duymuştum,lakin bu romanını ben de merak ettiem. Yazarını ve de sizleri bu tanıtmadan dolayı kutluyorum. Her ikinize de nice sağlıklı yıllar diliyorum....Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 07.12.2013 17:42
Cevap :
Sevdiğim yazarlardan biridir Latife Tekin. Değişik bir konusu vardı bu kitabın. Bir de ben üsluplarını, tarzlarını merak edip tanımak için de çeşitli yazarların kitaplarına uzanır elim. Çok teşekkür ederim Sn. Güler ilginiz ve iyi dileğiniz için. Saygılar, selamlar...  07.12.2013 19:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 249
Toplam yorum
: 1563
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 2862
Kayıt tarihi
: 19.03.11
 
 

Doğup büyüdüğüm şehirde, İstanbul'da yaşıyorum. Emekliyim. Gezmeyi, görmeyi, keşfetmeyi sevdiğim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster