Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
7
 

Unutursam K. Kurusun Özgürlük

Bauer  Yahudilerin  özgürleşme talebine ve Hıristiyan devletin özgürlük bahşedişine  bir  özsellik atfederek  her ikisinin de olanaksız olduğunu bu atıf üzerinden temellendirmeye çalışır. Ona göre Yahudilerin özgürleşmesinin tek yolu dinlerinden vazgeçmeleridir. Marx, Bauer’in bu düşüncesini eleştirerek başlar ve bu doğrultuda siyaset (devlet) ve dinin karşı karşıya kalışında dinin ya da devletin başına ne geldiğini, birbirlerinden nasıl etkilendiklerini, asıl anlamda politik özgürleşmenin ne olduğunu ve zemininin neliğini, politik özgürleşmenin dinle ilgisinin ne olduğunu, insan hakları konusunda  olanla olması gereken arasındaki makasın iki ucunun ne kadar daraltılabileceğini ele alır.

  1. politik özgürleşme ve insani özgürleşme ilişkisi nasıldır?
  2. Devlet olamayan devlet, eksiksiz devlet nedir ve nasıl var olur?
  3. İnsan hakları bildirgesi neyi, kimi temsil eder? Kimler arasındaki bir ahiddir?

“Devletin Yahudilikten Hıristiyanlıktan ve genel olarak dinden özgürleşmesi “ ni politik özgürleşme olarak tanımlayan Marx, politik özgürleşmenin beraberinde insani özgürleşmeyi getirmeyeceğini savunur. İnsani özgürleşmeyi sağlayacak olanın kapitalizmin yapıtaşı ve kendisinin Yahudilerin “tanrısı” diye tanımladığı paradan kurtulmak olması gerektiğini beyan eden Marx’ın teorisinin haklı gerekçelerinin olduğu görülmekle birlikte, pratikte uygulanışına dair bir metod önermiyor, somut bir yol göstermiyor oluşu da gözden kaçmamaktadır. Devletin laik olmayışıyla bağdaştırılan devlet olamayan bir devlet “Hristiyan diye bilinen devlet olsa da devlet olmayandır çünkü din olarak Hristiyan değil ama yalnızca kendi ifadesini edimsel insani yaratımlarla bulabilen, Hıristiyan dininin arka planıdır.” Olarak tanımlanır. Tam olamayan devlet ise “ Hristiyan dini kendi olmayışı ve kendi kutsallaştırdığı olarak görür” biçiminde açıklanır. İnsan hakları “kısmen politik, başkalarıyla ortaklık durumunda kullanılan haklardır. İnanç ayrıcalığı, ya bir insan hakkı olarak, ya da bir insanın hakkının, yani özgürlüğünün sonucu olarak açıklanıyor.”

   Politik özgürleşme devletin bir dininin olmamasıyla mümkün kılınır. Yahudi sorunu üzerinden gelinen bu tanım Yahudi halkının dinsel bir çatı altında toplanarak bir arada kalıp, Mısır’ da köle olarak devam ettikleri hayatlarından sıyrılmaları için bir araç olmuştur. Kölelikten özgürlüğe geçişleri Musa’nın din aracılığıyla bir millet olduklarını hissettirmesi şeklinde gelişen İsrailoğulları için gerçekten Marx’ın politik özgürleşme tanımı geçerli midir? diye sormak yersiz olmayacaktır. Hitler döneminde toplama kamplarında soykırımına girişilen Yahudi topluluğunun büyük yemini – seni unutursam kalbim kurusun Kudüs- onların din tarafından vaat edilmiş topraklarına bakan yüzlerinin birleştirici gücü, bugünün İsrail gerçeğini oluşturmuştur  ve kendi içine kapanık bir toplum olan Yahudilerin politik özgürlüklerini sürekli, dünyanın her yerinde öteki kimliği olmalarına rağmen devam ettirmelerine aracılık etmiştir. Bu bakıma dinin birleştirici ve daha da önemlisi özgürleştirici gücü Marx’ın din devlet ilişkisini Hristiyanlık üzerinden okuyup Yahudilere de bu okuma üzerinden özgürleşmenin engeli olarak mal etmiş olduğu savını öne sürmeyi boşuna çıkarmaz denilebilir.

     Ortaçağ felsefesinde gücünü ve meşruluğunu tanrı’dan alan hükümdara bakıldığında devlete devlet kavramının içi boşaltılıp meşruluğu tanrıdan alındığı için devlet olmayan bir devlet tanımı kullanmak doğru olmakla birlikte, özellikle Machiavelli ile başlayıp Hobbes, Spinoza, Rousseau ile devam eden devlet anlayışında meşruluğunu sözleşmeden alan bir devlet vardır. Devlet mekanizması siyaseti de beraberinde kaçınılmaz olarak getirmesi gereken bir kavram olmakla birlikte sözleşme kuramlı yapıda doğal durumda siyaset yoktur, sözleşme sonrasında ise yaptığı sözleşmeyi akılla yaptığından bozmayacak iki taraf arasında yine siyasetin olmadığı görülür. Siyasetsiz ve Marxist anlamda çatışmasız bir alanda da devletin devlet olmayan bir devlet olması söz konusu edilemez mi? İçi boşaltılmış bir devlet kavramı yalnızca tanrı devletinin bir ürünü müdür? Çatışma ya da bir öteki sorunun olduğu her mekanizma devleti ve siyaseti kaçınılmaz olarak doğurur. Halkın halk olmayan devlet yöneticileri ile çatışmasından doğan insan hakları bildirgesi yalnızca bireyler arası bir sözleşme gibi anlaşılıyor Marx’ta. Oysa evrensel olarak kabul edilen bu haklar maddeleri de göz önünde bulundurulduğunda halk olanların kendi arasında yaptığı bir sözleşme olmaktan çok devletin halkların korkusuyla oluşturduğu bir beyanname gibi görünüyor. Özellikle halklar arasında öteki kimliğini yaratanın devlet otoritesi olduğu göz önünde bulundurulduğunda sözleşme bu öteki kimliğini sadece kendisinin kullanacağı bir mekanizma haline getirebilmek için halka devlet muhataplı bir sözleşme önerisi olarak okunabilecek niteliktedir.

Celal Çakmak

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Kayıt tarihi
: 06.09.19
 
 

Bİr devlet üniversitesi Witgenstein Dİl Felsefesinde Saklı Olan Ahlak ve Adalet Kuramı üzerine ma..