Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
157
 

Üretken İnsan/Öğretmen Yetiştiren Bir Kurum: Köy Enstitüleri

Bugün 17 Nisan, Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 78’inci yıldönümü…17 Nisan 1940’da çıkarılan bir eğitim-öğretim yasası ile Cumhuriyet Devrimi’nin en özgün eğitim-öğretim kurumu olan Köy Enstitüleri kurulmuştur. Aradan 78 yıl gibi uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın Köy Enstitüleri gerçeği unutulmamış; yapıp ettikleri Türk halkı ve aydınlarımızın hafızasından silinmemiştir. Özellikle Türk Eğitim Tarihi ve Eğitim Sistemi’nde, o tarihlere dek dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan yeni bir eğitim-öğretim modeli bizde uygulamaya geçirilmiştir.

Köy Enstitüleri’nin önemi, 21. Yüzyılda eğitim-öğretim sistemini tartıştığımız ve içinden bir türlü çıkamadığımız bugünlerde daha iyi anlaşılmalıdır.

Köylünün sosyo-kültürel ve ekonomik yapısına, inanç ve değerlerine, gelenek ve göreneklerine uygun öğretmen/eğitmen yetiştirmeyi; köylüyü eğitim-öğretim aracılığı ile kalkındırmayı amaçlayan Köy Enstitüsünün baş aktörleri Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tur. Özellikle bu konuda Almanya’da eğitim gören İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitüsü’nün fikir ve isim babasıdır. Köy Enstitüleri’nin kuruluş çalışmalarında hizmeti geçenlerle birlikte her iki eğitimcimizi saygı ve minnetle anmak gerekir. Onlar olmasaydı, biz bugün ne Köy Enstitülerinden, ne köy öğretmenlerinden, ne köy romanlarından, ne de köy ve köylü sorunlarını dile getiren yazarçizerlerden söz edebilirdik!

Köy Enstitüleri’nin amacı neydi?

Köy Enstitüleri çok amaçlı, çok işlevli, çok yönlü bir eğitim-öğretim deneyimidir. En genel amacı ise, bir yaşam gereksinmesi olarak eğitimi yaygınlaştırmak, okuma yazma bilmeyen Türk köylüsünü, kendi kültürü içinde okuryazar hale getirmekti. Bunları da yapmak için, köy kültürünü, sosyal ve ekonomik yapısını iyi bilen köy öğretmenleri ve eğitmenlere gereksinme vardı.  İşte Köy Enstitüleri, bu gereksinmeden doğan,“Yaparak, Yaşayarak Öğrenme” ya da “İş başında, iş içinde eğitim-öğretim” kuramlarını temel alan ve özyönetimi benimsemiş eğitim-öğretim kurumlarıdır. 

Köy Enstitüleri kapalı köy yapısının, kendi içinden çıkacak çocukların beyinleri ve elleriyle, ağacından beslenen tomurcuklar gibi, açılmasını sağlamayı amaçlamaktaydı. Köy Enstitüleri, köy çocuklarının 5 yıllık ilköğretim aşamasından sonra gidebileceği her yerde kurulmuştur. 1940-1946 yılları arasında, o günlerin yoksulluk, yolsuzluk, cahillik, açlık zamanlarında, büyük kentlerin dışında, doğa ve toplumla iç içe 21 Köy Enstitüsü kurulmuştu. Öyle bir kuruluş ki,  Kırklareli’nden Kars’a, Kastamonu’dan Adana’ya, İzmir’den Van’a, Trabzon’dan Antalya’ya, Samsun’dan Malatya’ya, Diyarbakır’a kadar yurdun doğusuyla, batısıyla her yöresine dengeli bir biçim dağıtılmıştı bu 21 Köy Enstitüsü!   

 Köy Enstitüleri çok kısa sürede örgütlenip geliştirilmişti. Yetiştirdiği binlerce öğretmen, Anadolu’nun her köşesine, özellikle de doğup büyüdüğü köylerine, zorunlu hizmetle gönderilerek hem öğrenci yetiştirmişler hem de köylü sınıfını aydınlatmışlardı. Kurucuları, yaptıkları, eğittiği eğitmenleri, öğretmenleri, yazarları çizerleriyle Türk toplumunu aydınlatan, halk katmanlarını cehaletten kurtarmayı, üretken insan/öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan Köy Enstitülerinin kuruluşunun bugün 78’nci doğum gününü; böylesine anlamlı, yararlı bir eğitim kurumun, kısa sürede, politik nedenlerle kapatılmasının üzüntüsü içinde anımsıyoruz..

Ne var ki Cumhuriyet Devrimi’nin en önemli yeniliği, en önemli başarısı olan bu kurum unutturulmuş, unutulmuş; kuruluş günü ve yılı bile anımsanmaz duruma gelmiştir. Sokaktaki halk-insan bir yana, eğitim/edebiyat fakültelerinde öğrenim gören ve bitirdiklerinde “ Biz öğretmen olacağız” diye yeri göğü inleten öğrenciler bile anımsamıyor; kuruluşunu, amaçlarını, kapanış nedenlerini bilmiyorlardı! Öğrencilerin/araştırmacıların bu bilgisizliği, onların suçu ya da ihmali değil, içine düştükleri eğitim-öğretim sisteminin, bilimdışı yobaz siyasal anlayışın bağışlanamaz suçu idi.

Köy Enstitüleri bir çağdaşlık ve üretkenlik projesiydi

Aradan 78 yıl geçmiş, 17 Nisan 1940’ta kurulmuş olan ve uzatmalarıyla 12-13 yıl Türk Eğitim tarihine altın harflerle yazılarak binlerce üretken eğitmen/öğretmen yetiştirmiş Köy Enstitüleri bugün artık anılmaz olmuş! Hâlbuki Cumhuriyeti kuran genç ve ülkesini canından çok seven kadro,  yüzde 80’ı köylü olan, çiftçilikle geçinen ve aynı oranda okuma yazma bilmeyen toplumu, kadınıyla erkeğiyle kısa yoldan okuryazar yapmak, aydınlatmak istiyordu…

 Yine bu proje aynı zamanda ülkemizin çağdaşlaşma ve modernleşme projesiydi. Ayrıca araştıran, öğrenen, öğreten, sorgulayan, üretken ve Atatürk devrimlerine inanan yurttaşlık bilgisi/bilinci yüksek bireylerin yetiştirilmesi, bu ideal eğitim modelinin bir başka amaçları arasındaydı.

“ Demokrasi” denilen ve halk eşitliğine, halk egemenliğine dayanan bir yönetim sistemi, bu kadronun yaşama geçirdiği ve topluma sunduğu çok önemli bir değişimdi. Bunun başarılabilmesi, halk katmanlarına inebilmesi için de çok yönlü yetişmiş, özgüveni gelişmiş, karşılaştığı sorunu çözebilen yetenekli ve zeki köy çocuklarıyla işe başladılar. Tüm amaçları eğitim ve öğretim sorununu çözmeye, ülkeyi eğitim-öğretim aracılığı ile kalkındırmaya, geliştirmeye yönelikti.

Osmanlı’dan gelen “kamucu eğitim” ve “tüketici memur tipi” yerine, toplumun gereksinmelerini karşılayabilecek, kişiliğin gelişmesine önem veren, üretken insan yetiştiren bir eğitim-öğretim sistemi gerekliydi… Bu da, Köy Enstitüleri gibi bir eğitim modelinin yaşama geçirilmesiyle mümkündü. Duvar ören, tarım ve arıcılık, marangozluk, demircilik yapan, aynı zamanda dünya klasiklerini okuyan ve bir müzik aleti çalarak ruhunu güzelleştiren mutlu köy çocukları, ancak böyle bir eğitim aracılığı ile kendi köyüne, kendi halkına daha iyi hizmet verebilirdi.

Neden ve niçin kapatılmıştı?

İşte bu erekle, bu idealle kurulan Köy Enstitüleri, Türkün değişmez ulu önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Köylü milletin efendisidir” söylemini yaşama geçirecek bir toplumsal kalkınma, ilerleme ve modernleşme projesiydi. Ne var ki bugün olduğu gibi halkının, insanının aydınlanmasını, bilinçlenmesini istemeyen Cumhuriyet ve devrim düşmanları, bu köklü eğitim-öğretim kurumlarını birer “Komünist yuvası” ilan ederek yok olmalarını, kapatılmasını sağlamışlardır.

17 Nisan 1940’da kurulmuş olan ve binlerce öğretmen yetiştirerek Türk halkının eğitim-öğretim hizmetine sunulan Köy Enstitüleri, 1946 seçimlerinden sonra kurucuları Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve efsane isim babası İsmail Hakkı Tonguç’un görevden alınmalarıyla zayıflamaya ve kuruluş amaçlarından saptırılmaya başlamıştır. Nihayet, 1950 seçimlerinden sonra DP iktidarının yönetiminde önce adı “Köy Öğretmen Okulları”na dönüştürülmüş ve 27 Ocak 1954 tarihinde tümüyle kapatılmıştır.

Kapatılmasına kapatılmıştır ama yerine konulan eğitim-öğretim kurumlarının, okullarının hiç biri Köy Enstitülerinin başarısını gösterememiş; öğretmen, öğrenci sorunları, bugün içinden çıkılmaz bir hal almıştır!

17 Nisan

Benim asıl doğum günüm

İklimim, toprağım, varlığım

Bozkırlarda yeşeren yaprağım

Tüm halkımıza kutlu olsun!  

gülseren dalbudak bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 189
Kayıt tarihi
: 27.03.13
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji (Sosyal Antropoloji) mezunu 1971;..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster