Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
821
 

Urfa’da bir seçim öyküsü

Urfa’da bir seçim öyküsü
 

Urfa’da çalıştığım yıllarda pek çok seçim dönemi geçirdim. Bu seçimlerin tamamında vatandaşlık hakkımı kullanarak oy verdim. Ancak bazı seçimlerde oy verirken bir yandan da sandık kurulu üyesi veya başkanı olarak da görev yaptım. Sandık kurulu üyeliklerim genellikle şehir merkezinde oluyordu. Şehir merkezindeki bir okulda görevli olduğumda önemli bir problemle karşılaşmıyordum. Genellikle eve yakın bir okula düşüyordum ve sabah yürüyerek gidiyor, orada bulunan birçok sandık kuruluyla beraber görevimi rahatlıkla yapıyordum. Bu görevler içerisinde problem yaşadığım bir seçim olmadı. Demokrasinin kuralları gereği yapılması gereken her şey kuralına uygun olarak yapılabiliyordu. Sandıklar kapandıktan sonra sayımı yapıyor, gerekli formları hazırlıyor ve sandık sonuçlarını alıp adliyeye götürerek teslim ediyordum. Buradaki en zorlu saatler gündüz seçim sırasında değil, akşam sandığı teslim edebilmek için adliyede geçiyordu. Çünkü hemen herkes aynı saatlerde adliyeye gelince sıra oluşuyor ve çok uzun saatler boyunca beklemek durumunda kalıyorduk. Bu bekleyişler o zamanlarda bazen sabaha kadar sürebiliyordu. Sabaha karşı yorgunluktan bitmiş bir şekilde eve gidiyordum.

Genel seçimlerin birinde Urfa’nın biraz dışında olan bir köye sandık başkanı olarak görevlendirilmiştim. Seçim gününden birkaç gün önce seçim evraklarının olduğu torbayı teslim aldım. Köyün yerini zaten etüt çalışmaları yaptığımdan dolayı biliyordum. Ancak yine de görevli resmi araç gelip alacaktı. Nitekim seçim sabahı saat altı civarında resmi araç beni aldı. Güzergah üzerindeki diğer köylerdeki görevlileri de aldı ve yola çıktı. Saat yedi gibi köye vardık. Araç beni muhtarlığın önüne bıraktı ve gitti. Muhtarın kapısını çaldım. Muhtar geldi, büyük bir saygı ve hürmetle beni buyur etti. Beraber muhtarlık bürosu olarak kullanılan yere geçtik. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da getirilen kahvaltılıkları yemeğe başladık. Bu arada yavaş yavaş köyden bazı kişiler daha gelmeye başladı. Sohbet ilerlerken muhtar sürekli o günlerde iktidarda olan partinin adaylarından birisi ile anlaştıklarını, bütün köy olarak ona oy vereceklerini, o kişinin de müteahhit olduğunu, köyün yakınına yapılacak toplu konut alanında köydeki gençleri çalıştırma sözü verdiğini anlatıyordu. Ben de kendi kendime, eğer bunlar silme bu kişiye oy vereceklerse -ki ben o kişiye vermeyi düşünmüyordum- benim oyum iyot gibi açıkta kalacak diye düşünüyordum. Zaman biraz daha ilerleyip saat sekize doğru muhtara artık bir köşe hazırlamamız gerektiğini söyledim. Şaşırdı. Ne için diye sordu. Onun şaşırmasına da ben şaşırmıştım. Ben bu köye sohbet etmeye gelmemiştim. Netice olarak bir oy kullanma köşesi hazırlamamız lazımdı. Yok başkanım dedi, buna gerek yok. Biz dedi bütün köy anlaştığımız için, köyün ileri gelenleri burada toplanıp bütün pusulalarda o adayı işaretleyeceğiz dedi. İyicene şaşırmıştım. Bu nasıl iş dedim. Anlaşmış bile olsanız herkes gelip kendi oyunu kendi kullanacak. Muhtarla birlikte odadakilerin suratlarındaki değişimi fark etmiştim. Hiç hoşlarına gitmemişti benim bu tavrım. Muhtarın yanı sıra diğerleri de ses tonlarını yükselterek bu şekilde bir uygulama yapamayacağımızı anlatmaya başladılar. İnsanların yazıda yabanda çalıştığını, hele hele kadın kızların hiç buraya getirilemeyeceğini söylüyorlardı. Ben ise yıllardır sandık başkanlığı yaptığımı böyle bir uygulama yapmadığımı anlatmaya çalışıyordum. Karşılıklı konuşmalarla birbirimizi ikna etmeye çalışırken tabiri caizse birden aklım başıma geldi. Ben ne yapıyordum? Güneydoğu’nun bir köyünde tek başıma oturmuş ahaliye demokrasi dersi vermeye çalışıyordum. Kimdim ben ya? Ne yapmaya çalışıyordum, bu cesareti nerden alıyordum? Adamların demokrasi anlayışı işte buydu. Nereye kadar itiraz edebilirdim? Şu odadan çıktıktan sonra başıma bir şeyin gelmeyeceği garantisi var mıydı? Sonra kimin kazanacağı çok mu önemliydi? Kim kazanırsa kazansın neticede bizi, yani halkı düşünen var mıydı? Her şey aynı tas aynı hamam olmayacak mıydı? Seslerin şiddeti artınca bir adım geri atma gereğini hissettim. Yöre koşullarını iyi kötü bildiğim için hiç olmazsa listede kayıtlı bütün erkeklerin gelmesini, kendi oylarıyla birlikte anne, bacı, eş ve kız çocuklarının oylarını da nüfus kağıtlarını göstererek kullanabileceklerini söyledim. Buna bile itiraz ettiler. Bir sürü insanı buraya toplamak istemediklerini söylediler. Ben de itirazımı sürdürdüm. Benim daha fazla geri adım atmayacağıma kani olduklarından sanıyorum, bazılarının sesi kesildi. Muhtar ve bir kişi konuşuyordu. Sonunda onlar da bir adım geri atarak dediğim şekilde oy kullanılmasına razı oldular. Köye haber salındı. Biraz sonra köyün erkekleri gelmeye başladı. Odada bulunanlardan sandık üyelerini de belirledim ve seçime başladık. Erkekler gelip kendi oylarıyla birlikte nüfus kağıdını getirdiği kadınların da oylarını kullanmaya başladılar. Zorlamalar bitmiyordu. Bazen nüfus kağıdını getirmediği kadınların oyunu kullanmak isteyenler çıktığı gibi, nüfus kağıdı olmayan erkekler bile oy kullanmaya çalışıyor ancak ben izin vermiyordum. Tahminim odur ki, köyde olmayan hatta ölmüş kişiler için bile oy kullanmaya çalıştılar. Elimden geldiğince dikkat ederek engel olmaya çalışıyordum.

Akşama kadar bekledim. Saat üçü geçiyordu. Artık kimse gelmez olmuştu. Ancak listede hala oy kullanmamış otuz kırk kişinin adı vardı. Aradılar taradılar bulamadılar. Yerlerine kimseye de oy kullandırmayınca o isimler boş kaldı. Saat dört gibi seçimi bitirdim. Sayıma geçtim. Sayım sonunda onlar için sürpriz ancak benim için ise sürpriz olmayan bir sonuç çıktı. Üçyüze yakın oy sözü verdik dedikleri kişiye sadece yüz on bir oy çıktı. Oylar tam anlamıyla dağılmıştı. Her partiye oy vardı. Hiç hoşlarına gitmedi. Homurdanmaya başladılar. O andan itibaren korktuğumu itiraf edeceğim. Yavaş yavaş odayı boşalttılar. Ben de sandık üyelerine gerekli evrakları imzalatarak torbayı kapattım. Şimdi bir an önce buradan ayrılmak ve adliyeye ulaşmak istiyordum. Ancak araba yoktu. Muhtar arabası olmadığını söyledi. Yalan söylediğine adım gibi emindim. Diğerlerinin de çoğu gittiği için ne yapacağımı bilmiyordum. Resmi aracın gelmesine en az iki saat vardı. Baktım, yanıma köyden biri yanaştı ve başkanım sizi ben götürürüm dedi. Aslında ürktüm de. Tanımadığım biri. Ancak yapacağım fazla bir şey de yoktu. Gerçi o kişi bir ara muhtarla tartışmıştı. Başkanın üstüne bu kadar da gitmeyin diye. Biraz da ona güvenerek kabul ettim. Külüstür bir aracı vardı. Ona bindik ve şehre doğru gitmeye başladık. Issız arazilerden yüreğim ağzımda geçtik. Yolda bana muhtarın anlattıklarından köylünün haberi olmadığını, birkaç kişinin kararıyla böyle bir uygulama istediklerini anlattı. Anladığım kadarıyla kendisi bu anlaşmadan memnun olmadığı gibi karşıydı da. Neyse sonunda sağ salim adliyeye geldik. Kendisine teşekkür ettim ve içeri girdim. İçeri girince rahatladım. Saat beşi geçiyordu. Erken geldiğim için ortalık tenhaydı. Kısa bir sürede de torbayı teslim ettim ve çıkıp eve geldim. Demokrasi için yaptığım mücadeleyi tam olarak olmasa da yine de kendimi kazanmış olarak görüyordum. Ertesi gün sayımlar sonuçlanınca o kişinin seçilemediğini görünce daha da sevindim demokrasi adına.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hocam ben de 2000-2005 yılları arasında Siverek in bir köyünde tek öğretmendim.Silahların gölgesinde yapılan yalan dolan seçimler hepimize ecel terleri döktürmüştü.Ama dediğiniz gibi ,doğruyu yaptırmayı direktmek aslında da bizim için "Donkişot"lükten başka bir şey değilmiş.Canımıza kastedilen yerde yanımızda kimseyi görememek ne kötü..Ne zaman değişecek bu olay derseniz ben umutsuzusum.Ya siz?..Güzel bir anlatımdı yüreğinize sağlık değerli hocam..

İbrahim kaya 
 03.09.2009 21:55
Cevap :
Güneydoğuda özellikle de kırsalda yaşamak zordur. Oralarda yaşadığım uzun yıllar bana bunu öğretti. O coğrafyada seçme ve seçilme hakkınızı her zaman kendinizin kullandığız söylenemez. Başkaları sizin yerinize karar verebilir. Hele hele Güneydoğuda kadın olmak, daha da zor. Hakkı yok ki kullansın. Doğru iş yapabilmek için çok uğraştım ama tam sonuç aldığımı da söyleyemeyeceğim. Elimden geleni yaptım. Saygılarımla.  08.09.2009 14:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2277
Kayıt tarihi
: 27.05.08
 
 

Yıl 1960. Adana. Çığlık çığlığa geldim bu dünyaya, niyeyse? İlk, orta lise ve Çukurova Üniversitesi...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster