Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
843
 

Üst kat komşum

Üst kat komşum
 

Elimdeki buz gibi birayı kafama dikiyorum, koca yudumlarla boğazım hissizleşiyor ve kafamın içinde milyonlarca iğne beynime hücum ediyor, derken kulağımın arkasından başlayan bir uyuşma vücuduma yayılıyor. Yudumlama aralarında sigaramdan derin bir nefes alıyorum ve ortalığı bir sis bulutuyla kaplıyorum. Tüm güzel günlere lanet ediyorum. Tüm güzelliklere lanet ediyorum. Güzel olan her şeye, tüm kötülükleri ortaya çıkarttığı için lanet okuyorum. Sigaramdan bir nefes daha çekiyorum, dumanı biramın içine üflüyorum ve sisli biramdan bir yudum daha alıyorum. Kulaklarımda açıklayamadığım bir nedenden kaynaklanan bir basınç var ve yutkunarak bu basıncı gidermeye çalışıyorum. Boğazdan esen rüzgar iliklerime işlemiş ama benim gidebilecek başka bir yerim yok. Bu bank ve bu şehir sadece bana zimmetli ve ben buranın demirbaşıyım; buraya bir iskele babası gibi çakıldım. Denizin kıyısındaki şu yaşamda tek dayanağım güzel bir gün. 

Aslında o gün gayet güzel başlamıştı. Sabah, saatimin alarmı çalmadan yaklaşık on dakika önce uyanmıştım. O sinir bozucu dit dit sesini duymadığımdan günü gülen bir suratla karşılamıştım. Benim için güne güzel bir kahvaltıyla başlamak gibisi yoktur ve o sabah da güzel bir kahvaltı yaptım ve saatime baktım; hiç acele etmeme gerek yoktu. Gayet rahat bir şekilde gömleğimi ve pantolonumu giydim, aynanın karşısına geçtim, kravatımı bağladım ve şöyle bir üstümü düzelttim; tüm bunları yaparken de ağzımda saçma sapan bir şarkının melodisini ıslıkla çalıyordum. Saçlar tarandı, ceket giyildi, ayakkabılar parlatıldı ve tam vaktinde evden çıkmaya hazırım; işte mükemmel bir iş gününe başlıyorum. Yüzümde anlamsız ve ahmakça bir sırıtışla evden dışarı fırladım. 

İş arkadaşlarım şaşkın şaşkın bana bakıyorlardı. Sanki bir güneş gibi sabahın köründe ofisin içine doğmuştum. Etrafa gülücükler dağıtıyor ve herkesle selamlaşıyordum. Bir zombi ordusu nasıl karşılarsa, onlar da öyle karşılıyorlardı bu davranışımı; ama onları takan kim? Masama şöyle bir kuruldum, bilgisayarımı, onunla sanki ilk kez karşılaşıyormuşçasına, büyük bir heyecanla açtım. Ellerimi ovuşturdum, arkama yaslandım ve içimden “Gelsin bakalım işler. Bugün onlara günlerini göstereceğim.” dedim. 

Öğle molası gelmişti. Herkes işi gücü bırakmış, dışarıda bir şeyler yemek için hazırlanıyordu; bense kafamı bile kaldırmadan önümdeki işle ilgileniyordum ve bu işi o gün herkese inat gülerek yapıyordum. Bir ara ofisin fazlasıyla sessizleştiğini fark edip işimden kafamı kaldırdım ve ofiste kimsenin olmadığını gördüm. Saate baktım ve aç olmadığım için “Nasıl olsa bir ara bir şeyler atıştırırım” diye düşündüm ve işime kaldığım yerden devam ettim. Moralim ve motivasyonum gerçekten üst seviyedeydi; çünkü o gün önümdeki tüm dosyaları bitirmeye niyetliydim ve inanın bana bunu yapabilirsem, ofis tarihinde kimsensin başaramadığı bir rekora imza atacağımı biliyordum. 

Mesai bitimine iki saat kala önümde sadece ama sadece iki dosya kalmıştı. Koltuğuma şöyle bir yaslandım ve küçük esneme hareketleriyle sevincimi dizginlemeye çalıştım. Müdürümün ağzı, yaptığım işi görünce, bir karış açılacaktı. Sanki müdürümün “Aferin sana, artık bir terfiyi hak ettin.” dediğini duyar gibi oldum. Bu düşünce yüzünden, farkında olmadan bir kahkaha patlattım ve zombilerin bakışlarını üstüme çektim. Onların aç bakışlarını hemen üzerimde hissettim fakat çabucak işime dönersem onların da bu ufak çıkışıma aldırmayacakları biliyordum ve ben de hemen önümde kalan şu azıcık işi bitirmek için kolları sıvadım. 

Ofiste, bilgisayar klavyelerinin tuşlarından çıkan seslerden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Bütün zombilerin konsantre olduğu bu dakikada, telefonum tüm çığırtkanlığıyla çalmaya başladı ve dikkatler yine üstüme toplandı. Telefondaki kişi oturduğum apartmanın kapıcısıydı. Aceleyle kendisini takdim ettikten sonra hemen konuya girdi. “Beyefendi üst katınızdaki dairede yangın çıktı…” Adam muhtemelen bir iki şey daha söyledi ama benim için cümlenin gerisini tamamlamak o kadar da zor değildi. “Yangın tüm binaya yayıldı ve evinize yeni aldığınız şu mobilyalarınız, yatak odası takımınız, kütüphaneniz, elbiseleriniz ve buzdolabınızda sizi bekleyen şu nefis yemekleriniz birer kül yığınına dönüştü.” O anda karnıma bir sancı saplandı. Midemin içinde sanki sönmüş bir yanardağ faaliyete geçmişti. Öğürme isteğim had safhada olmasına rağmen, kalbimin körük gibi atışı buna izin vermiyordu. Müdürün ofisinden gelen sesle bir anda doğruldum fakat kesinlikle kendimde değildim. Bacaklarım tamamen benden bağımsız bir şekilde hareket ediyor, ağzım hiç düşünmediğim cümleler kuruyordu. Başım bir andan dönmeye başladı ve gözlerim bir an için karardı. Kendimi bir anda müdürün karşısında buluverdim. Müdür raporlardan, müşterilerden, rakamlardan bahsediyordu; ama midemin baskın çıkan bulantısı ve baş dönmem bana müdürün söylediklerinin hiçbirini anlama fırsat vermedi. Benim kafamda sürekli yanan evim ve buna sebep olan üst kat komşum vardı. Müdürün sürekli oynayan ağzına bakarken iyice kendimden geçtim ve onun susmasıyla sıranın bana geldiğini düşünerek bir anda patladım; Avazım çıktığı kadar bağırarak “O lanet olasıca üst komşunun… Ah o üst komşuyu bir elime geçirirsem… “ dedim ve ardından tüm bulantılarım meyvesini verdi. Müdürün Kiton marka takım elbisesinin üstü, benim sabah kahvaltımdan arta kalanlarla bezenmişti. Arkama bile bakmadan koşarak terk ettiğim bu sahneden sonra, kendimi apartmanımın önünde buldum. 

Bina, evet içine ettiğimin binası sapasağlam ve gıcır gıcır yerinde duruyordu. O kadar güzel bir gün batımıyla aydınlanıyordu ki beyaz dış cephe tamamen turuncuya kaçan bir renge bürünerek gri bulutlara göz kırpıyordu. Göğe doğru yükselen dini bir sembol, bir totem, tapılası, yaşanası ve korunası bir tapınak gibiydi. Gözlerim yaşlarla doldu ve vücudumdan gelen bir titremeyle tüm sinirlerim bir anda boşaldı. Günahlarından arındığını zannedip şu saçma toplu ayinlerde titreyen, ağlayan ve yakaran kaçıklar gibi ben de kendimden geçtim ve avazım çıktığı kadar anlamsız cümlelerle sokağın ortasında bağırmaya başladım. İçimden şu üst kat komşuma lanet okuyordum. Hepsi onun suçuydu; yangını başlatan o değil miydi, kurşunu ilk sıkan o değil miydi, her şeyin sebebi o değil miydi? Ben nereden bilecektim yangının büyümeden kontrol altına alındığını ve kapıcının beni sadece bilgilendirmek amacıyla aradığını, nereden bilecektim? 

Kovulmamın ve parasızlıktan evimin elimden gitmesinin tek sebebi sen değil misin üst kat komşum söyle bana? Sokaklara düşmemin ve bu şehre yapışmamın tek sebebi sen değil misin? Sen değil misin şimdi tüm bu güzellikleri yaratan ve kötülükleri başıma getiren, söyle bakalım üst kat komşum? O zaman seni öldürmemem için bana bir gerekçe ver üst kat komşum, tek bir gerekçe. Hiç almamalıydım senin altından bir ev ki zaten almazdım seni tanısaydım üst kat komşum, inan ban almazdım o evi. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Herşeyin sebebi insanın kendisidir;hainse döner dolanır kendisini bulur,iyiyse sabreder mutlaka hakettiği güzelliği bulur!Aynası iştir kişinin,bu aralar sık sık aynaya bakması lazım,başına gelenler için hikayede üst kat komşusunu suçlayan kötü kalpli insanın!

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 01.02.2011 22:07
 

Tyler Durden'ın hayatına giriş... Onun da çok değer verdiği bir apart dairesi, spor aletleri falan vardı. Onu anımsattı bana. Fena değil.

Kayhan YILDIZ 
 01.02.2011 16:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 476
Kayıt tarihi
: 17.01.11
 
 

1984 İzmir doğumluyum. Celal Bayar Üniversitesi işletme bölümü mezunuyum. Okumak, müzik dinlemek, gi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster