Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '16

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
406
 

Üst kat komşusuna mektuplar

Yıllar önceydi üst kat komşumla gürültü yüzünden bir takım sorunlar yaşıyordum. Her ne yaptımsa komşumu gürültü yaptığı konusunda ikna etmeyi başaramamıştım. Aslında olayı önemsemesem hiçbir sorun çıkmayacaktı. Fakat yazı yazarken takıntılı ve agresif kişiliğim birden Dr. Jekyll ve Mr. Hyde misali ortaya çıkıyordu. Ne yapalım ki haklı olmama rağmen pek bunu ifade etmede becerikli sayılmam.

Geçen bu konuda bir kitaba rastladım, bir hayli hoşuma gitti. Çok sevdiğim Swann’ın Bir Aşkı ve Kayıp Zamanın İzinde’nin yazarı olan Marcel Proust’un; “Üst Kat Komşusuna Mektuplar”(YKY) isimli eseri Elif Gökteke çevirisiyle yayımlandı. Kitaba Jean-Yves Tadie’de güzel bir önsöz yazmış. Bu mektupların hikâyesi şöyle; “Gerçek bir kısa roman olan bu yapıt bir sürpriz üstüne kurulu: Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir hanıma yazılmış yirmi üç mektubun (üç mektup da kocasına) keşfi üstüne. Marcel Proust’un Haussmann Bulvarı 102 numaralı evin üçüncü katında oturan komşusu olduğunu öğrendiğimiz Madam Williams’a yazılmış mektuplar. Kadının Amerikalı dişçi kocası Charles D. Williams’ın muayenehanesi asmakatın üstünde ikinci katta, yani zavallı Marcel’in tepesinde. Dolayısıyla gürültü fobisi olan Marcel epeyce dram yaşıyor.”(s.7) Komşuya mektup yazmak, bu benim asla tahayyül edemeyeceğim bir durum.

Aslında bu mektuplar vasıtasıyla Proust’un ne kadar ince düşünceli bir insan olduğunu öğreniyoruz. Mektup yazma konusunda benzer şekilde ilginç olan iki olay daha hatırlıyorum. Bunlardan biri Cahit Sıtkı Tarancı’nın kendine mektup yazması ve evinin yakınlarındaki bir postaneden bunları yollaması, diğeri de Beşir Fuad’ın intiharı esnasında yazmış olduğu mektuptur.

Bizde aslında Mektup türünde bir hayli eser var. Ara sıra okumaktan zevk aldığım mektup türü eserler içinde; Beşir Fuad’ın Mektupları, Mezardan Bir Seda, Son Mektup, Kafka’nın Babaya Mektupları, Gürsel Aytaç’ın Mektup Seçkisi, Zygmunt Bauman’ın Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, Tanpınar’ın Mektupları, Dostoyevski’nin Mektupları, Heroides’ten Kadın Kahramanların Aşk Mektupları, Türk Dili Dergisi Mektup Özel Sayısı, Genç Plinius'un Anadolu Mektupları,Öbür Dava Kafka’nın Feliceye Mektupları gibi yapıtları hala büyük keyif alarak okuyorum.

Prous’un Madam Williams’a yazmış olduğu mektuplardan birisi şöyle: “Hanımefendi, Güzel mi güzel mektubunuza bütün kalbimle teşekkür eder, bundan böyle kendinizi rahat bırakıp yapabildiğinizce gürültü yapmanızı rica ederim. Aslında uyumaya çalışmamı engelleyecek kadar kuvvetli bir nefes darlığını hesap etmemiştim. Dolayısıyla gürültü beni hiçbir bakımdan rahatsız etmeyecek (istirahat edeceğim bir gün beni bundan kurtaracak aynı zamanda. Hasta olduğunuzu öğrenince çok üzüldüm. Yatak sizi çok sıkmıyorsa, sanıyorum böbreklere kendiliğinden çok yatıştırıcı bir etkisi oluyor. Ama belki de sıkılıyorsunuzdur (her ne kadar bana sizinleyken sıkılmak [atlanmış bir sözcük var: zor?] görünüyorsa da). Size kitaplar göndersem. Sizi ne oyalar, söyleyin bana, öyle mutlu olurum ki. Sıkıcı komşulardan değil de komşuluklarından yararlanamamanın dinmek bilmez bir pişmanlık vereceği kadar nazik komşulardan (temelde çelişik bir sıfat tamlaması bu Montesquiou göre en korkunç şeyin komşular ve postanelerin kokusu olduğunu ileri sürdüğüne göre..) söz edin.”(s.20) Mektup oldukça naif bir dille ve özenle kaleme alınmış.

Proust, bu mektuba göre artık komşusunun gürültü yapmasından rahatsız olmadığını hatta daha fazla gürültü yapabileceklerini söylüyor. Aksine onu istirahat alışkanlığından vazgeçirip daha çok çalışmasına vesile olacağını söylüyor. Bu ise olaylara iyi yönden bakmayla ilgili bir durum. Mektubun bir yerinde yazar komşusuna kitaplar göndermekten bahsetmiş. Şimdiye kadar kaçımız komşumuza kitap göndermeyi ve böyle bir komşuluk ilişkisi geliştirmeyi düşündük bilemiyorum.

Günümüz dünyasında artık o eski komşuluk ilişkileri ve mahalle kültürü kalmadı. Bunu sadece Yeşilçam filmlerinde görebiliyoruz. Son on yıldır birçok kez işim dolayısıyla ev değiştirdim. Çoğu oturduğum yerde fark ediyorum ki bırakın mahalleliyi doğru düzgün komşularımı bile tanımıyorum, kendime olduğum kadar topluma da yabancılaşmışım. Ne acı.. Gerçekten de yakında güzel yüzlü ve tatlı sözlü komşuların bulunmamasının derin üzüntüsünü Proust vasıtasıyla bir kez daha yaşadım. Thomas Fuller’in de dediği gibi arkadaşsız pek ala yaşarız ama komşusuz edemeyiz. Bizim toplumun acil olarak fabrika ayarlarına geri dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün komşumu çay içip sanattan konuşmak üzere evime davet edeceğim. Bakalım bu nostalji nasıl olacak.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu zamanda zor gibi. Artık insanlarda güvensizlik var. Kimse kimseyi tanımıyor. Anadolu şehirlerinde görüyorum artık sadece

Sevim Güney 
 05.01.2016 20:11
Cevap :
Değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum. Selam ile..  06.01.2016 12:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 968
Kayıt tarihi
: 07.12.12
 
 

Beyaz Arif Akbaş, (d.1979 İstanbul) Türk eleştirmen şair/yazar. 2005 yılında Ahmet Yesevi Ünivers..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster