Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '08

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
2037
 

Üşür ölüm bile

Üşür ölüm bile
 

Kar Fırtınası


Yukarıya doğru kar derinliği arttıkça ilerlemek zorlaşmış ve değişerek karda iz açmaya çalışan iki kişilik bu kurtarma grubunun hızı çok düşmüştü. Yavaşladıkça terleyerek ıslattıkları pamuklu iç giysileri artık ısıtmak yerine dondurucu soğukluğu ile hem sırtlarına hem de göğüslerinin üzerine kırık cam parçaları ile masaj yapılıyormuş gibi acı vermeye başlamıştı.

Eksik malzemelerine ve daha çok az olan kış deneyimlerine rağmen buralara gelmeyi göze almışlardı. Onno Tunç’un yaşadığı kaza, daha önceden planladıkları bu faaliyetin ortasına denk gelince, kazazedelere ulaşabilmeyi hedefliyorlardı. Sadece Türkiye’ye gelen yabancılarda gördükleri içten iskeletli sırt çantaları yoktu ama spor çantasından devşirme çantaları vardı, sadece iki tane olan malzeme mağazasının vitrinlerinde görebildikleri tozluklar yerine migros poşetleri, su geçirmeyen hafif anoraklar ve kaz tüyü montlar yerine ise, parkaları gocukları, vibram tabanlı yarma deri botlar yerine poşetlerle mes yaptıkları postalları vardı.

Artan tipi ile beraber, karda iz açmanın gayreti ile görüş açıları tamamen sıfırlanmış ve yukarılarda üzerine yağan karın ve rüzgarın etkisiyle uçları eğilmiş yere doğru esneyerek yatan gürgenlerin arasında artık yol kaybolmuştu. Kaybolduklarını düşünmeye başlamışlardı. Yüzlerine, artan tipiyle beraber buz tutmuş burunlarının ve bıyıklarının üzerine küçük ama çok hızlı savrulan taşlar gibi her defasında tekrar tekrar tokat atan kar taneleri, ayakta durma güçlerini sınıyordu.

Ellerinde ve ayaklarında parmak uçlarını artık hissedemiyorlardı. Sallana sallana attıkları adımlar, her defasında daha da zorlaşıyor, iyice hızlanan tipide daha da derinleşen kar üzerinde artık tükenmişlerdi. Biraz olsun oturup dinlenmeleri gerekiyordu. Son ana kadar oturmamak için direndiler. Biliyorlardı ki oturmak ya da biraz durmak hiç bitmeyecek bir uykunun başlangıcı olabilirdi ama biten enerjileri sonunda onları durdurdu.

Büyük bir çam ağacının gövdesinin arkasında, ağaç gövdesini kendilerine siper alarak oturdular. Çok kısa bir mola olacaktı. Sadece biraz soluklanacaklardı. Birisi diğerinin omzuna kafasını yasladı ve yorulmuşuz dedi. Evet dedi diğeri, birazdan yaylaya ulaşacağız, kulübe de ateşi yakarız. Sıcak bir çorba içeriz ve sonra güzel bir uyku… Akşam yemeği programını bile anlatmıştı arada. Çok sonra fark etti ki; arkadaşı ona ses vermiyordu. Birden irkildi!!!

Dehşetle ona seslendi, bir daha seslendi. Cevap almayınca onu sallamaya başladı, tekrar tekrar salladı… Tepki gelmeyince yüzüne bir tokat atmaya çalıştı ama vurup vuramadığını anlayamıyordu. Onun artık gittiğini ve uyumaya başladığını anladı. Garip bir hüzünle doldu yüreği, güçlü bir haykırışla bağırmak istedi, bağıramadı. Arkadaşına sarıldı. Ağlamak istiyor ama hıçkırıkları artık buzlanmış boğazının altında nefes borularında bir yerlerde takılıyordu. Sadece gözünden ılık iki damla yaş akabildi yüzünün soğukluğuna. Arkadaşının yüzüne yüzünü yasladı. Gözlerini kapattı. Artık gün ışığını hissedemiyordu. Sadece karanlık, karanlık ve karanlık vardı. Huzur dolduğunu ve çok hafiflediğini hissetti. Son bir nefes aldı dağlarından. Soğuk ama huzurlu bir nefes ve onların son nefesi dağlarının nefesi oldu. Ve soğuk bir rüzgar da artık ölüm de üşüyordu iki cansız bedenin üzerinde.

    1996 yılı kışında ( 14 Ocak 1996 ) Onno Tunç ve arkadaşı Hasan Kınık, Bursa'dan İstanbul'a giderken, Tunç'un kullandığı uçağın Taz Dağları mevkiinde elverişsiz hava koşulları nedeniyle düşmesi sonucu öldüler.Arama çalışmaları sırasında genç dağcılar Cem Emrah Çelebi ve Selçuk Olcay’da soğuktan donarak öldüler.

Yukarıda gerçek bir olayın sonradan mizanse edilmiş, ölenlerin anısını taze tutabilmek adına yazdığım kısa bir öyküsü bulunmaktadır. 2002 yılında Yalova Belediyesi tarafından uçak kazasının olduğu mevkiye, Onno Tunç, Hasan Kınık ve genç dağcı ( kaza sırasında 20-21 yaşındaydılar) arkadaşlarımız için bir anıt mezar yapılmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 850
Kayıt tarihi
: 24.07.08
 
 

Dağların doruklarında geven otlarının dikenlerinde, Tepelerin arasında sıkışan ovalara sarka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster