Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
315
 

Utandıran gençler ve geleceğimiz

UTANDIRAN GENÇLER VE GELECEĞİMİZ Gerçeklerle yüz yüze gelmek bazen insanı karamsarlığa sürüklüyor. Koca bir umutsuzluk girdabının içinde buluyorsunuz kendinizi. Bu ülkenin üniversitelerinin değişik bölümlerinde öğrenim gören gençlerinin cehaleti yüzünüze şamar gibi iniyor. Bu topraklar üzerinde bizden önce yaşayanların çektiği onca acı, onca emek, onca zorluğun sanki boşu boşuna yaşandığını düşünüyorsunuz. Umutsuzlumun ve karamsarlığımın nedeni ulusal televizyonların birinde yayınlanan bir beş dakikalık bir röportaj. Bu röportajda, üniversitelerin değişik bölümlerinde öğrenim gören gençlerine mikrofon tutuluyor. Soru şu: “İsmet İnönü referandumda “evet” diyecek, üyesi olduğu parti CHP “hayır” demesine rağmen. Hatta İsmet İnönü’nün AKP’ne geçeceği söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Gençlerimiz bu soruya kesik kesik ve kelimeler arasına bol bol serpiştirdikleri “yani”lerle, “ama”larla uzatılmış cümlelerle nasıl karşılık veriyor biliyor musunuz? Sıkı durun! -Kişisel kararını açıklamakta özgürdür. -Partinin kararına uymak zorundadır/değildir. -Bu konuda yorum yapmak istemiyorum. -Demokratik bir karardır, saygı duymak gerekir. -“Evet” leri çok fazla etkileyeceğini sanmıyorum. -“Hayır” ları çok fazla etkileyeceğini sanmıyorum. Yaklaşık 5 dakika süren bu röportajı üzülerek izliyorum. İzlerken de içimde halen bir umut kırıntısı var, biri çıkacak ve spikere celallenecek; “Siz gençlerle dalga mı geçiyorsunuz? İsmet İnönü’nün ölümünün üzerinden 35–36 yıl geçti, nasıl mezarından kalkıpta referandumda oy kullanacak, bu soru biz gençlere hakaret etmektir.” diyecek, diye bekliyorum. Ama nafile! Röportaj, spiker ve kameramanın dalga geçen, kısık kısık konuşma ve gülüşleriyle son buluyor. Sonra internetten tekrar tekrar izliyorum röportajı.Ama beklediğim cevabı bulamıyorum. Üniversite gençliğimizin gerçekliğiyle yüz yüze gelmek kahrediyor beni. Bir yandan genç ve dinamik bir toplum oluşumuzun avantajlarını düşünürken, bir yandan bu kadar “boş” ve “birikimsiz” bir gençliğe sahip olmamız korkutuyor beni. Korku ve karamsarlık duygularıyla çeşitli senaryolar geliyor aklıma. Ülkeyi istediği gibi yönetmek, istediği yöne çekmek ve ülkede yaşayanların çoğunluğunun aleyhine olacak kararları almayı düşünen siyasal partiler ve politik gruplar için çok elverişli bir ortam ve olanak sunuyoruz bu gençliğimizle, onlara. Bilinçsiz kitleler yönlendirilmek için bulunmaz kaftandır. Bu toplumsal yapımıza bir de iletişim teknolojisinin katettiği devasa gelişimi de eklersek tehlikenin boyutunu anlayabiliriz. İletişim teknolojisi sayesinde bu topluma istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. Oysa böyle mi olmalı üniversiteler! Üniversiteler öğrencisi, öğretim üyesi ve yaptıkları akademik çalışmalarla bir ülkenin beyni konumundadır. Ülkenin beyni olan üniversitelerin diğer bileşenlerini(öğretim üyeleri ve akademik çalışmalar) ayrı tutarsak, önemli bir bölümünü oluşturan gençler “boş” ve “birikimsiz”. Bu kadar “boş” ve “birikimsiz” bir üniversite gençliğine sahip olan bir toplumun diğer toplumsal kesimlerini düşünün. Dumura uğramış bir beyinden, sağlıklı bir düşünce beklenemez. Kendini bilmeyen, geçmişini bilmeyen, günlük yaşayan, geleceğe dair (kişisel beklentilerin dışında) toplumsal bir beklentisi ve umudu olmayan, nemelazımcı bir gençlikle karşı karşıyayız. Bu ülkenin beyni dumura uğramış! Beyni tahrip olmuş bu toplumun! Tehlikeyi kestirebiliyor musunuz? Abdullah Damar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 869
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster