Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
206
 

Ütopik gerçekler ve eritilen Toplumlar…

Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke

Son yıllarda çeşitli hastalıklar icat edildi. Evet, yanlış okumadınız efendim, icat edildi. Genetiğiyle oynanan gıdalar, genetiğiyle oynanan canlılar, kirletilen tabiat, teknolojinin nimetleriyle beraber gelen külfetleri gibi birçok sebeple yepyeni hastalıklar, yeni nesil travmalar, geçmişte kalmış ve tedavisi mümkün olan hastalıkların yeni versiyonları türetildi, üretildi, servis edildi edilmeye de devam ediyor ne yazık ki…

Denemesi bedava, hatta  “Denemek ister misiniz?” diye bile sorulmadan enjekte edilmekte ruhlarımıza ve bedenlerimize bu teknolojik virüscükler…

Köylerde yaşayan insanlar yaylalarda doğum yapıp iki günde ayağa kalkarlarken, günümüzde hastanelerin hijyenik ortamlarında mikrop kaparak ölen bebekler ve doğum sonrası aylarca kendini toparlayamayan anneler var. Benzer şekilde, köylerde çocukluk, erginlik, ergenlik, genç yetişkinlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerini sağlıklı bir şekilde geçirerek Allah nasip ettiği müddetçe 80-90 yaşlarına dek yaşayan insanlar var ve maşallah son derece sağlam, son derece sağlıklı bir ömür geçiriyorlar.

Yeni nesil hastalıklardan örnekler vermek gerekirse;  efenim son yıllarda bir hiperaktivite-dikkat dağınıklığı sorunu musallat olmuş çoluk çocuğa. Algı eşiğimi geçemeyerek beynimin yorumlamasına fırsat tanımayan detay şu ki;  yahu eskiden niye yoktu böyle hastalıklar? Ne yapıyorlar bu çocuklara? Tüketilen gıdaların içinde neler var ki bu zehir zemberek zekâlara sahip olarak doğan minik beyinler bu denli bocalıyor? Adapte olamayıp, kendini tehlikeye atabilecek kadar hareketli olabiliyorlar. Peki, ama neden?

Kuşların grip olabildiğini, bu hayvansal grip türünü bize bulaştırarak kanıtlayan bilim katilleri, deliren danalardan, öldüren kenelere dek birçok yeni keşifle, zafer naraları attılar gizliden gizliye… Öyle ya, savaşarak öldüremedikleri insanları bu şekilde katletmek daha keyif verici olsa gerek.  Faili meçhul cinayetlere kurban gitti masum insanlar. Cinayet mahalli laboratuar ortamlarıydı. Cinayet silahları ise teknoloji…

Hazır gıdalar, iklim bozulmaları, nesli tüketilen hayvanların artık yaşamaması nedeniyle doğanın ekolojik dengesinin bozulması, ilaç sektörünün kazanma hırsı yüzünden yeni hastalıklara yeni ilaçların üretilmesi için hastalık üreten bilim insanları biyolojik hastalıklara sebep oluyorlar.

Gelelim ruhumuza enjekte edilen virüslere… Hırs, şehvet, kibir, egoizm gibi negatif ve yıkıcı nefsanî özellikleri tetikleyerek, insan olduğumuzu unutturmaya çalışıp hayvan-insan modeli oluşturma projelerinin farkında mıyız acaba? Ruhumuza doğrultulan silah türleri, medyadan kişisel gelişim terminojilerine, modadan estetiğe kadar değişik versiyonlarla üretilmeye ve bizleri tüketim toplumları haline getirmeye hızla devam etmektedir. Narsisizmden tutun da şizofreniye kadar her türlü yıkıcı kişilik bozuklukları ve ruhsal hastalıklar toplumların üzerinde kara bulut gibi dolaşmakta… Bazı filozofların ütopya olarak senaryolaştırdığı ve o dönemlerde gerçekleşmesi hayal olan bilim kurgu oyunlarının günümüzde itinayla gerçekleştirildiğini gördükçe kanım donuyor. Merak edenler için ütopya çalışmalarından çarpıcı bir örnek vereyim; Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley. Laboratuar ortamlarında üretilecek insanlardan bahsediyordu bu ütopya türleri. Şimdilerde genetik çalışmalar yapılmaya başlandı ve amaç bu ütopyayı gerçekleştirmek. Koyunla başlayan genetik oyun, insanla neticelendiğinde, yaşanacakları düşünmek ürkütücü…

Bu savaşlardan zaferle çıkmanın yolları var elbette… Toplumları zehirleyerek onları asimile etmek için yıllarca çalışan bilim katillerinin örnek alınacak tek özelliği çalışkan olmaları tabii ki. Hastalıkların doğal yollarla ve yan etkisiz tedavi yöntemleri varken, bu konularda çalışmalar yapan gerçek bilim adamlarının yollarına engel koymak yerine onların maddi ve manevi olarak desteklenmesi gerekiyor. Terapilerin en etkilisi, en güçlüsü olan dua varken, şifayı salt maddede aramak bizleri çıkmaz yollara sürüklüyor ve kısır döngü devam ediyor.  Bu gidişatı değiştirmek için ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor.

“Baş” olmak için “arı” gibi çalışmak gerekir. (Mümin Sekman)

Mehtap Özay-Aralık 2013 Köşe Yazıları/Denemeler

felsefeciyazar@gmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 6764
Kayıt tarihi
: 17.03.13
 
 

Öğretmen, Yazmaya çalışan,yazarak konuşanlardan...'Kelimelerin gücü adına!'    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster