Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
207
 

Ütopik Kent-5

Ütopik Kent-5
 

Herkes yiyeceği yemeği hazırlarsa ki gerçekte öyledir, kimse o yemeğin içine hile karıştırmaya çalışmaz. Sağlıklı yiyecekler yemeyi herkes ister. Aynı şekilde herkes kendi oturacağı evi yaparsa bunun için de hileye başvurmayı düşünmez, dolayısıyla yine evi en güzel şekilde yapmak ister.

Aslında insanlar birbirine her insan bir şekilde kendi evini yapar. Kendi evini nasıl yapıyorsa öyle bir evde yaşamaya mahkûmdur. Aynı şekilde yine her insan çocuklarının, torunlarının dünyasını da bizzat inşa ediyordur, bunu birçok insan elbette anlar. Dünyayı bir durak, medeni yaşamak sürekli hareket eden bir durakta olmadığının bilincinde olmamak sürekli kalacakmışçasına boş bir iddia peşinde koşarak, kendin için bir dünya düşlemek mümkün değildir. Biz insanların tamamına sorsalar yaşları kırkı geçen birçok insan olarak bizler deriz ki, bu dünyada ne yapıyorsak artık evlatlarımız için yapıyoruz. Bu bir kandırmacadır; tıpkı susuzluğumuzu dindirmek gibi hemen her sudan içmek iradesizliğine bir takım bahaneler, bir takım uydurma sebepler yaratırız. Öncelikle yarının ne olduğunu, ne olacağı hakkında hareketli bir trende yol alan bizlerin kendi fikrimizle istememiz mümkün değildir. Bunun için saatte beş yüz kilometre yol alan bir trenden kendimizi atmamız ve trenin nereye gittiğine bakmamız gerekir. Bu cesaret ve tehlikeleri göze alabilmek ve tamamıyla hayatta hiçbir şeysiz dımdızlak ortada kalmak gibi bir şeydir. Adeta İstanbul’da anadan doğma bir halde çırılçıplak kalmak demektir ki böyle bir durumda kalan birine ilk müdahale doğrudan halk tarafından yapılır. Halkın yaptığı müdahale ve sonrasından kişinin tımarhaneye kapatılması ile son bulur. Aynı şekilde lüks bir hayatı, tüm kazançları terk edip, köyün birinde inek, keçi çobanlığı yapma cesaretini gösterebilmek de lüksü, ihtişamı terk edebilmek de tıpkı kişiye İstanbul’un en merkezi yerlerinden birinde çırılçıplak bir hale gelmekle aşağı yukarı aynı tepki gösterilir. Yani delirmiş olmalı denir. Ki gerçek olarak algılanan dünyada bu böyledir. Şu anda dünyanın sayılı arabalarından bir koleksiyonu olan ve son derece lüks hayat yaşayan henüz kızından küçük sevgili yapan bir zenginin Doğu Anadolu’nun bir yaylasında koyun otlatmaya, artık çobanlık yapmaya karar vermesi ne kadar güçse alışılan birçok hayattan vazgeçmek aynı şekildedir. İnsanoğlunun birçok durumu aslında çaresizlik içinde kıvranmak ve tekrar en başa dönmek şeklinde cereyan eden olaylar silsilesidir.

Özgürlük de aynı şekilde muğlâktır. Biri anlatıyor; yıllar önce sınır illerinden birinde yaşıyordum ve en büyük zevklerimden birisi avlanmaktı. Avladığım hayvanı kovalarken hayvan kaçıyor ben ise onu takip ediyordum. Hayvan sınırdan komşu ülkeye kaçtı ben de farkında olmadan peşinden gittim. Ancak bir müddet sonra ülke topraklarından dışarı çıktığımı görüp çok endişelendim. Hayvan ise kaçmaya devam ediyordu. Hayvan hayvanlığıyla komşu ülkedeki hayvanlarla gayet dostane bir şekilde ilişkilerini devam ettirebiliyorken bense geri dönmek zorundaydım. Ne onların dilini anlayabiliyordum, ne de başıma neler geleceğini biliyordum. Aklımız, irademiz olmasına rağmen biz insanlar doğada hayvanlar kadar özgür değiliz diye düşündüm. Hayvanlar kadar insanların birbiriyle, ilişki kuramaması, kendini ifade edememesi, türleriyle bırakın dayanışmayı, türlerine rakip hatta av olması ancak biz insan gibi akıl ve irade sahibi olan canlıda zuhur edebilirdi.

Aynı şekilde kuşların sınırları yoktur, vahşi hayvanların sınırları yoktur. Sınırlarını bozanlar şüphesiz hemen her gün bir yerlerde asla kendilerine ait olmayacak bir dünya için savaş veren insanlık, seçilmiş mahlûk olan insandır. Sadece bir günlük haberleri taramak bile; şüphesiz birçoğundan asla haberdar olamayacağız, insanlığın ne kadar büyük bir krizde olduğunu anlamaya yeter de artar bile…

Ütopik kente gelenler insanın bu durumunu bilenler ve kendi kendini sürekli yok eden varlık olduğunu anlayanlar olabilirdi. Anlamsız sınırlarlar insanları ayıranlar, insanları birbirine düşman eden hemen her şeyden kaçıp sığınılan bir yer olarak Ütopik kent insanlık çöllerinde açan bir çiçek bahçesini andırıyordu…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1180
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 218
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster