Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
302
 

Uygarlaştıkça Türkçe

Uygarlaştıkça Türkçe
 

UYGARLAŞMA SÜRECİNDE TÜRKÇE,RASİM ŞİMŞEK,TÜRKAY KORKMAZ SÖYLEŞİ, 21 NİSAN 1990, TRABZON, KIYI


Bir toplumun gelişmişlik düzeyi “uygarlık” sözcüğüyle karşılanmaktadır. Uygarlık ve dil ilişkisi toplum gibi dilin de gelişmişlik düzeyinin göstergesidir. Bu gelişmişlik dile yansıdığı gibi, dildeki gelişmeler de toplumun kültürel yapısını derinden etkiler. Uygarlaşma bireyin, toplumun dil içinde somutlaşması, yaşam bulması olarak tanımlanabilir de. “Dil devrimiyle gün yüzüne çıktı bireyliğimizin anadili, toplumsallığımızın ulusdili ve devletimizin devlet dili varlığımızın kurucu dili oldu Türkçe.”                                             

(Ali Dündar, Dilimiz Düşüncemiz, TDD, Eylül-Ekim 2009)

 “Dil bir uygarlık olayıdır. Bir uygarlığın kurduğu dil, başka bir uygarlığın düşündürdüklerini söylemez, yetmez söylemeye. Bir ulus uygarlığını değiştirdi mi dilini de değiştirmek zorundadır.”                                                           

(Nurullah Ataç, Ulus gazetesi,9 Kasım 1952) 

 Kısaca bir ulusun düşüncesi kendi dilinde gelişir.

Türkçe ulusdil olmadan once Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde yönetimce dışlandı. Osmanlıca yönetim dili olarak Türkçe'nin önüne geçti.Türkçe unutuldu. Kırsal kesimde yaşayan, okul yüzü görmemiş, okuma yazma bilmeyen halk Türkçenin yaşamasını sağlar. Türkçenin yönetimce unutulmaya bırakılması karşısında halk ozanları Türkçeyi deyişlerinde kullanır. Böylece halk, ozanlar Türkçe'den yana emek verirler. Ancak kesin çözüm, dil devrimiyle gerçekleşti.

 Kişinin tek başına dilini savunması kuşkusuz çözüm değildi. Bu bir toplum, devlet sorunuydu. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti kurulana dek devletin bir Türkçe sorunu olmamıştır. Ancak ulusal kimliğine kavuşan toplumumuz gündemine dil sorununu taşımış, Atatürk’ün “Ulus demek , dil demektir. ”  özdeyişiyle onun toplumsal yaşamımızdaki önemini kavramıştır.

TÜRKÇE'NİN YETERLİLİĞİ

Türkçe'nin yeterliliğini halk ozanları kanıtlar. Örneğin Yunus Emre’nin kullandığı sözcük sayısı sınırlı da olsa duygu ve düşüncesini derinliğine anlatmasını bilmiştir.

“Bir ben vardır benden içerü "

dizesi günlük konuşma dilin sözcükleriyle Türkçe'nin neler anlatabileceğini gösteriyor.

Türkçe'nin gelişmesine emek veren,Türkçe sözcük üretmede yol gösteren dilcimiz Nurullah Ataç,“Zengin dil, sözü bol olan dil değil, asıl sözdizimi kullanışlı olan dildir.” diyor. Bugün anlatımda %90’lara varan Türkçe sözcük oranı geniş yığınların iletişim gereksinmesi yanında sanat ve bilim dili olma düzeyine ulaşmıştır. Akşit Göktürk, Çağdaş Uygarlığın Türkçesi başlıklı yazısında,“Sanat ve bilim yapıtlarının diline bakılınca çağdaş düşüncenin, araştırmanın, yaratıcılığın gereksinmelerini karşılama çabasında bir dilin nereden nereye vardığı açıkça görülür.”  diyor .

2009’da TÜYAP onur yazarı ödülünü alan Cevap Çapan’a yönelttiğim, “Çeviri yaparken Türkçe yeterli mi?” sorusuna verdiği yanıtta, “İngilizce sanayi  toplumunun dili, Türkçe ise henüz sanayileşmemiş bir toplumun dili. Bu gerçek karşısında Türkçenin yaratıcılığı yardımıma koşuyor.”dedi. İngiliz dilbilimci Noam Chomsky dilde yaratıcılık denen bir gerçeği dilbilim açısından kanıtlıyor.

Türkçe kısa anlatımı seven matematiksel bir dildir. Konuşurken, yazarken matematik işlemleri yaparız.

Örneğin,

üç yüz: 3.100 Bir çarpma işlemidir.

yüz üç:100+3  Bir toplama işlemidir.

üç yüz altı: (3.100) + 6 = 306 Çarpma ve toplama  işlemi iç içe yer almıştır.

Sevmiyor değil.”(- . - = + )  olumlu,

“Seviyor değil.” (+. - = -)   olumsuz anlatım.

Türkçe'de düşünce matematikteki kümelerin işleyişine bağlı olarak gelişir, oluşur. En büyük küme metin-bölümce-tümce-sözcük sıralamasına göre oluşur.

Örnek,

A . Dil bir uygarlık olayıdır.

B .  bir uygarlık olayı

C . uygarlık olayı      

D . uygarlık  

E . olay                      

Beş küme iç içe yer almış.     

A-B-C-D-E

Dili oluşturma, adlandırma, matematiksel sadelik, imgelerle düşünme dilin gizil gücünü yakalama kuşkusuz bir süreç gerektiriyor. Dilin gücü konusunda “Ne denli üretim o denli dil.”diyor Ali Dündar.                                                                                              

 (Ali Dündar, TDD, Ocak- Şubat 2012) 

Betül Çotuksöken de dilin doğasını, kuruluşunu “gramer, diyalektik, retorik” kavramlarıyla açıklıyor.                                                                                                      

(Ortaçağ Yazıları s.127)

Türkçe 8.yüzyılda dikilen Orhun Anıtları’ndan once de vardı. MÖ 4000 yıllarına dek uzandığı son bulunan belgelerle kanıtlandı. Böylesine tarihsel geçmişi olan bir dili geliştirmede “…yeter ki bilinçle işlensin.” diyen büyük Atatürk’ün bizlere verdiği görevi yeterince yerine getirmiş sayılmayız. Ancak bu alanda aldığımız yol da küçümsenemez.

Uygarlık uygulayım (teknoloji) alanındaki gelişmeleri kapsarken bunun kültürel boyutu da var kuşkusuz. İşte dil bu boyutun en önemli aracı. Hangi dille kavramları karşılayacağız. Bugün Türkçede bulunan yabancı kökenli sözcükleri karşılamada  türettiğimiz sözcükler Türkçe'nin üretkenliğini göstermektedir. Bunu şöyle örnekleyebiliriz:

  ODTÜ  Türkçe Topluluğu

Start almak     : başlamak

CV                      : özgeçmiş

Trend                : eğilim

Link                    : bağlantı

Feedback          : geri bildirim

Data                    : veri

Prezantasyon   : sunum

Konsept             :  kavram, içerik

Online              : çevrimiçi

Dizayn               : tasarım

Mail                   : ileti    

Fonksiyon        : işlev

Avantaj             : üstünlük

Antipatik          : sevimsiz

Analiz                : çözümleme

Bye bye              : hoşça kal

Aktiv                    : etkin

Spontane            : kendiliğinden

Objektif               : nesnel

Empoze etmek  : dayatmak

Advısor                : danışman

Orjinal                 : özgün

Paradox             : çelişki                                                      

 

İ.Gürşen Kafkas, Ya Türkçe Giderse 

Show room     : sergi yeri

Sponsor           : destekleyen

Spekülator      : vurguncu

Mafya               : eşkiya

Star                   : yıldız

Dublex              : iki katlı

Triplex              : üç katlı

Okey                 : olur, peki

Menu               :  yemek listesi

Mesele            : sorun

Metot               : yöntem

ULUSAL VARLIĞIN ANA BELİRLEYİCİSİ OLAN DİLİN DEĞİŞTİRİLİP GELİŞTİRİLMESİ

Toplumlar birtakım dış etkilerle değiştikçe, diller de kimi yönleriyle değişip gelişir. Bunu görmek için, az gelişmiş toplumlarla ileri toplumların dillerine bakmak yeterlidir.

Gerçekten dil değişmese, ilerleme olmazdı. Düşüncenin,  bilimin değişmesi dilin de değişmesi demektir. Çünkü, “Düşüncelerin gelişmesi, yeni yeni düşüncelerin doğmasıyla kültür alanında da yükselmeler olmakta, ortaya çıkan yeni kavramlara bulunan karşılıklar, dilin sözvarlığını geliştirip değiştirmektedir.” (Dr . K . İmer)

Çağdaş dilbilimin görüşü budur. Peki, dillerin değişmeyen, hep aynı kalan yönleri yok mudur? Vardır. Dillerin değişmeyen yönleri, özyapılarını oluşturan dizgesel nitelikleri, başka bir deyişle, temel özellikleridir. Örneğin, sözcük yapısı bakımından Türkçe, eklemeli; Arapça, bükünlü bir dildir . Türkçede yapım ekleri, değişmeyen köklere getirilir: göz-lük, bil-gi ... gibi. Arapçada ise kökler, sözcük yapımı sırasında önemli değişmelere uğrar: şekil, teşkil, teşekkül, müteşekkil, eşkal, teşkilât, teşekkülât  gibi.

Dillerde, anlatımın ana çatısı (öğe sırası) da değişmez.

Kısacası, dilin bir değişmezlik ekseni, bir de değişebilirlik yönü vardır. Dilin değişmesinde  daha çok  onu işleyip geliştiren ozanlar,  yazarlar ve bilginler etkili olur.

Bir dilbilimcinin dediği gibi, “Dünya, bireyin ruhunda bir sözlük gibidir; o onu anadiliyle okur.” (A.Dilaçar)  Bu nedenle, bireyin düşünme yeteneğinin gelişimi ile anadili arasında doğrudan bağlantı vardır. Başka bir deyişle, kişi, ancak anadilinin kendisine benimsettiği düşünme düzeni içinde verimli düşünebilir. Çünkü, kişi ancak kökleri bilinç altına varan anadili sözlerinin aydınlığında nesneleri, kavramları açık seçik görebilir; ancak bu ortamda duruluğa erebilir.

Bedia Akarsu’nun anlatımıyla,“ Atatürk’ün ereği uygarlık yolunda her alanda yenileşmedir; iyiye, güzele doğru değişmedir. Her şeyden önce de bu düşüncenin değişmesidir, ulusun her bireyini düşünebilen insanlar yapmadır.” Bunun için, Türkçenin ses düzenine uygun , kolay öğrenilip öğretilir bir yazıyla  eğitimi yaygınlaştırmak gerekiyordu. Yalnız Türkçe sözcükler göz önünde tutularak oluşturulan “Yeni Türk Yazısı “ bunu sağlamıştır.

“Türkçe, düşüncemizin, duyarlığımızın, dünyayı algılama, yorumlama gücümüzün toprağıdır. Kendi diliyle yaşama bakamayan toplumun özgür olması, bağımsız olması düşünülemez.” diyen bir başka aydınımız Mehmet Başaran, dil sevgisinin, dil bilincinin gerektiğine önemle parmak basmaktadır.                                                           

( Mehmet Başaran, Çağdaş Türk Dili , Nisan 2002 )

Aydınlamacı yazarımız Mehmet Başaran dil düşüncenin aynasıdır gerçeğini, bir kez daha kanıtlıyor.

Türkçe, benim “bilinç evrenim”dir. Benliğimin nice seslerle yoğrulduğu bir evren. Düşüncelerimin arındığı, duygularımın durulduğu aydınlık bir evren. Daha yerinde bir deyişle, “dilim kimliğimdir”; bireysel, ulusal, evrensel kimliğim. Bunun için onu yürekten sever sayar, tüm değerlerin üstünde tutarım.

 

 

 

 

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1020
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 688
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster