Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
5824
 

Uykularımızı kaçıran güzel Mostar

Uykularımızı kaçıran güzel Mostar
 

“Gönül Yolculuğumuzun Durakları”: Gezimizin sloganı bu. Saraybosna ve Hırvatistan. Bize vize yok, yolculuğa hemen çıkıyoruz. Saraybosna’nın başkenti Sarajevo’dayız; uçakla İstanbul’dan 1.5 saatlik yolculuktan sonra. Yemyeşil ormanlarla kaplı dağların arasında küçük bir şehir Sarajevo. Ortasından geçen Miljacka nehrinin akan sarı suları boyunca kurulmuş. Eski şehrin dokusuna hiç yabancı değiliz. Osmanlı’dan kalma tarihi binalar, camiler, medreseler, hanlar ve kapalı çarşısı bunca savaşa rağmen iyi korunmuş.Barış güvercininin gözyaşları döktüğü topraklardayız...

20. yüzyılın sonlarında yaşadığı dram hafızalarımızda hâlâ... Duygularımız altüst... Hava soğuk ve kurşuni gri. Yağmur başlıyor. Başçarşı yavaş yavaş boşalırken, herkes kafelere sığınıyor. Mis gibi Türk kahvesi kokusu yayılıyor etrafa. Kahveyi mırra fincanları gibi kulpsuz fincanlarda ve bir kişilik minik cezve ile ikram ediyorlar. Çarşı “cevapdzinica”, yani köfteci dolu.En güzel köfteyi eski Galatasaray futbolcusu Hodziç’in cevapdzinica (köfteci) dükkânında yiyoruz. Duvarlarında 10. Cumhurbaşkanımız Sezer’in, buraya gelen ünlülerin ve Galatasaraylı futbolcuların fotoğrafları asılı. Servis yapan garson kızın üniformasında Galatasaray’ın arması ve kapıda da bayrağı dalgalanıyor. Başçarşı, Sarajevo’nun kalbi. Gazi Hüsrev Bey Camii’nin avlusuna giriyoruz. Karşısındaki medresenin içinde, dünya Müslümanlarının maruz kaldığı işkence ve acıları belgeleyen fotoğraf sergisini geziyoruz. Geçmişte Saraybosna’yı ele geçiren Avusturyalılar Osmanlı mimarisini koruyarak kendi binalarını inşa etmişler. Osmanlı’nın mütevazı ve sıcak mimarisinin yanında Avusturyalıların heybetli eserlerinin bir örneği milli kütüphane binası. Savaş sırasında çıkan yangın, içindeki 2 milyonun üstünde kitapla birlikte, önemli belgeleri de yok etmiş. Pencerelerine tahtalar çakılmış, duvarlar hasarlı. Kütüphanenin önündeyiz ama, tadilat olduğu için içeri giremiyoruz. Kapısındaki tabelada bombardımanı belgeleyen yazının sonuda “Do not forget, remember and warm!“ yazıyor. Bosnalıların kimliklerini ve tarihini acımasızca silmek istemiş Sırp nefretinin izleri var... Hemen karşısında, nehrin öte yanında küçük bir Osmanlı evi göze çarpıyor. Ünlü restoran İnat Kuca. Bina sahibinin inatçılığı yüzünden bu adı almış. Nehir boyunca paralel giden caddesinde, geçtiğimiz hafta sona eren “Sarajevo Film Festivali”in afişleri hâlâ asılı. Dört yıldızlı modern otelimiz Exclusive’de onca konfora rağmen rahat bir uyku uyuyamıyoruz. Sabah Hırvatistan’a geçiyoruz. Üç gün Dubrovnik’te kaldıktan sonra dönüş yolundayız. (Hırvatistan’da Dubrovnik ve Split ayrı bir yazıda.) Dubrovnik’ten öğleden sonra ayrılıp Kravice’deki şelalede mola veriyoruz. Şelalede verdiğimiz mola yüzünden karanlıkta ulaştığımız Pocitelj’deyiz.

Mostar’ın 20 km güneyinde Neretva nehrinin kıyısında. 16. yüzyıldan kalma tipik bir Osmanlı köyü. Burası birçok ressamı ağırlamış. İlham kaynağı olmuş onlara. Biz de karanlık, dar sokaklarda namazdan çıkan kalabalığa karışıyoruz.Yeri gelmişken rehberimizden de söz etmek isterim. Selim Bey, tarihe ve özellikle siyasi tarihe adamış kendini. Sorun, size anlatsın. Karanlık çağlardan yakın tarihimize kadar ince ince. Yürüyen tarih kitabı sanki... Ama öfkeli bir kitap... İşte gezimizin en önemli bölümlerinden biri, Mostar. Burada bir gece konaklayıp ertesi sabah ayrılacağız. Bütün Avrupa’nın gözünün önünde yıllarca süren acımasız savaşın durdurulmasında önemli bir rol alan Mostar Köprüsü... Mimar Sinan’ın öğrencisi Osmanlı mimar Hayruddin tarafından 1566’da inşa edilmiş. Savaşta yıkılışına ve yeniden onarılmasına yakından tanık olduk. 1992’de Sırpların düzenlediği saldırıda büyük yara alan köprünün taş kalıpları Neretva nehrinin derinliklerine gömülmüştü. Nehrin derin sularından çıkarılan taş kalıpların tekrar eski yerini bulması için çalışmalar, savaştan sonra 2002’de başladı ve 2004’te kullanıma açıldı. Gece karanlığında köprünün üstünden, hızla akan Neretva nehrinin henüz zümrüt rengini göremiyoruz. Sadece ne kadar hızlı aktığını duyuyoruz. O kadar yüksek ki, aşağıya bakamıyorum bile. 24 metre yüksekliğindeki köprüden, kentin genç erkekleri evlenmeden önce nişanlılarına cesaretlerini kanıtlamak için nehre atlarlarmış. Hırvatlar nehrin batısında, Müslümanlar doğusunda yaşıyor. Köprünün girişinde “Don’t forget ’93” yazılı taş blok duruyor. Sniper’ların, havan toplarının, makineli tüfeklerin dokunmadığı bir yer yok. Karanlık ve boş sokaklardan yürüyerek gittik otelimize. Bu gece de uyku yok bize... Saati sabahın beşi yaptık yine... Hep görmek istediğim Mostar’daydım... Çok heyecanlıyım. “Yarın bol bol fotoğraf çekeceğim!” diye avutuyorum kendimi. Sabahın ilk ışıkları içimizi ısıttı. Rehberimiz Selim Bey’i de ikna ettik. Bir gün daha buradayız. Öyle iki saat kalınacak yer değil ki Mostar. Çok güzel bir şehir; doğası muhteşem. Köprünün üstü cıvıl cıvıl, dünyanın dört bir yanından ziyaretçisi var. Arkadaşım Reyhan’la birlikte burayı seyre doyamıyoruz. Mostar Köprüsü’nün daha küçüğü, 16. yüzyıldan kalma “Kriva Cuprija”nın üstünde yürüyoruz. Camilerin içlerini gezmek için bilet alırken, Türkçe konuştuğumuzu duyan genç delikanlı paramızı iade ediyor. “Rahat rahat dolaşabileceğimizi, ” söylüyor. 1618’de inşa edilen Koski Mehmet Paşa Camii’nin içine girince Reyhan kendisini tutamıyor. Ben de bırakıyorum gözyaşlarımı... Çekilen acıların bir daha yaşanmaması için dua ediyoruz. Mostar bugün bize hem güneşli yüzünü, hem de yağmur ve fırtınasını gösteriyor. Artık ayrılık saati. Çok renkli, çok kültürlü Mostar’dan ayrılmadan, ünlü Boşnak böreklerinin tadına bakıyoruz. Lokumla birlikte ikram edilen kahvelerine de...Sarajevo yolu üzerinde Blagaj’dayız. Romalılar tarafından kurulmuş eski bir yerleşim yeri. Buna nehrinin doğduğu heybetli mağaranın kıyısına yaslanmış Halveti Tekkesi’ni ziyaret etmeyi de ihmal etmiyoruz. Geceyi Sarajevo’daki güzel otelimizde geçiriyoruz. Bu sefer deliksiz bir uyku uyuyabiliyoruz.Sabahın ilk ışıklarında Sarajevo’ya yakın Visoko kentindeki yeni keşfedilen Bosna Piramitleri'ndeyiz. Boşnak arkeolog Semir Osmanagic tarafından yürütülen kazı çalışmaları 2005’te başlamış. Bir büyük, iki küçük tepeciğin uçları doğu-batı-kuzey-güney (cardinal) yönlerini işaret ediyor. İnsan yapımı olduğu kuvvetli bir düşünce. İsimleri Sun, Dragon ve Moon. Biz Moon, yani Ay piramidinin üstündeyiz ve küçük bir bölümü açığa çıkarılmış. Kazı ekibinden olan gencin anlattıkları çok ilginç. Çizgi dışı bir durum. Helisel formda yukarıya doğru tırmanan katmanların üzerinde 40 cm’e yakın toprak oluşmuş. Birbirine tünellerle bağlı. Ama henüz kazının başındalar... Osmanagic’e göre pramitlerin tarihi MS 600 yıllarında gelmeye başlayan Slav kavimlerinden önce Balkanlar’da yerleşik bulunan İlliryalılardan da öncesine dayanıyor...Gönlümüzden çok yeni keşfedilen pramitlerin bir an önce gün ışığına çıkarılması geçiyor...

Sarajevo’da son günümüz. Eski şehri gezmiştik, ama yine oradan başladık. Miljacka nehrinin akışına doğru ilerlerken sokaklar hareketli. Bugün yağmur yok, hava pırıl pırıl, renkli tramvaylar. Duraklarda bekleyen Bosnalı gençler, Türkçe konuştuğumuzu duyunca hemen selam verip sohbete başlıyorlar. Kimisi savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınmış, sonra dönmüş ülkesine. Kimisi hâlâ İstanbul ve Ankara’da okuyor. “Haftaya okullar açılacak, tatil bitti!” diyorlar. Viyana tarzı kafeler katedralin etrafını sarmış; küçük bir Beyoğlu havası var. Reyhan’la birlikte bombalanan pazar yeri Markale’deyiz. Taze meyve ve sebze satılan pazarda hayat devam ediyor. İki ucunda birer anıt var: Burada yaşamını yitiren 47 sivilin anısına... Biraz ileride tatlı mı tatlı bir pazarın içinden geçiyoruz. Sevimli balarısı ve ayıcık maketleriyle zenginleştirilmiş tezgâhlarda sadece bal, polen ve doğal otlar satılıyor. Bal pazarının müşterisi de çok.Sarajevo’ya yolunuz düşerse, ki düşmeli... Boşnakların savaş sırasında hayatta kalmak için kazdıkları 800 metre uzunluğundaki tüneli ve savaş müzesine dönüştürülen evi ziyaret etmelisiniz. Biz zamanımızı iyi kullanamadık ve gidemedik. Bir dahaki sefere...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel anlatmışsınız. Gitmemiştim ama görmüşüm gibi bir duygu uyandırdı anlatınız. Fotolar da güzel. elinize sağlık.

Ezgi Umut 
 11.11.2007 2:26
Cevap :
Teşekkür ederim. Mostar bizi çok etkiledi. Sanırım onun için böyle bir yazı çıktı ortaya. Sizin de bir gün Mostar'ı ve Saraysbosna'yı görmenizi isterim. Sevgiyle kalın.  12.11.2007 11:15
 

Selam E-Mail adresimi de vererek,söz verdiğiniz gibi Mostar ve çevresinin bana yollanacağını bekledim.Sizden cevap mı çıkmadı,yoksa E-mailimi alamadınız mı? Lütfen beni aydınlatma zahmetinde bulunursanız veya resimleri yollarsanız,sevinirim. Selam sevgiler.(Gezginler,birbirini anlar.Di mi?)

Muzaffer Cellek 
 09.10.2007 23:39
 

Valla tek kelimeyle mükemmel bir yazı... Sizin seyahatnamenizi takip edeceğim. Kaleminize ve gönlünüze sağlık..Selamlar..

murat ertaş 
 06.10.2007 12:38
Cevap :
Merhaba Murat Bey, yazılarım uzun ve sıkıcı mı diye düşünüyordum. Sizin kısacık mesajınızdan bir nefeste okuduğunuz anlaşılıyor. Çok teşekkür ederim. Size ve ailenize iyi bayramlar...  09.10.2007 12:06
 

Mostarı bana yeniden yasattiniz bu güzel anlatimla... bir ayrıntı köprüyü yapan Mimar Hayrettin çocuklugunda bir arkadaşını Neretva nehrinde kaybediyor ve taa o zamanlar bir köprü yapma hayeli oluşuyor...hele o genclerin cesaaret gösterisi olarak köprüden atlamaları muhtesem bir şey dimi?bizde cok konusurduk acaba atlaya bilirmiyiz diye:)Bir yıla aşkın süre orda kaldım tüm yasadıklarım biran canlandı:) unutamadım Mostarı!! ve bir blogumda var Mostar narası diye,elinize saglık.

griadam 
 05.10.2007 23:56
Cevap :
Merhaba Ali bey, Mostar Köprü'sü için verdiğiniz bilgiye ve gösterdiğiniz duyarlılığa teşekkür ederim.. Ben de sizin Mostar yazınızı okudum. Çok etkileyici ve farklı... Sizin de elinize sağlık... Köprüden atlama konusunda ise sanırım 20'li yaşlarda korkusuzca atlardım ama şimdi imkansız, korkarım. Gerçi bunu sadece erkekler yapıyormuş ama... Güzel bir gelenekmiş doğrusu.. İyi bayramlar, selamlar.....  09.10.2007 12:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3793
Kayıt tarihi
: 07.11.06
 
 

İstanbul doğumluyum. Güzel Sanatlar'ın Grafik bölümünden mezunum. Sanatın bütün alanlarını seviyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster