Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
926
 

Uyuyabilmek...

Uyuyabilmek...
 

Google resimler


Uyku, yarı ölümdür demiş filozoflar.

Bilimse; bir günlük programa dayalı düzenlemede, sirkadien ritm adıyla bilinen, beyinde, suprakiazmatik çekirdekte üretilip melatonin hormonu aracılığıyla yürütülen etkinliktir, şekliyle açıklamış.

Kim ne derse desin, nasıl tanımlarsa tanımlasın, uyku bireyseldir. Ve herkesin uykuya geçiş süresi ve şekli muhakkak farklıdır. Kimi yastığa bir karış kala uykuya geçer, kimi dön Allah dön sabahı eder. Kimi kitap okurken dalar gider, kimi yarını planlarken, kimi yaşadıklarını gözden geçirirken.

Uyuyabilmenin ne büyük bir sağlık ve ne büyük bir devlet olduğunu, uykuyu kaçırınca anlıyor insan.

Eskiden, ama çok eskiden uyku beni kovalardı, ben kaçardım. Şimdi ben onu kovalıyorum, o benden kaçıyor. Ne kötülüğümü gördüyse artık?! Bir afili, bir kıymetli şey oldu çıktı başıma. Fasulye gibi nimetten sayıyor kendini. Aslında fasulyeden bile kıymetli oluyor kimi kez.

Özellikle bedenim yorgunluktan iflahı kesilmiş bir vaziyette debelenirken, beynimin “uyumam da uyumam” diye diretmesi elbette hepimizi çıldırtıyor. Ben ve bendekileri kast ediyorum elbette. Yoksa elli kişilik bir kız yurdunda kalmıyorum.

Öyle zamanlarda bedenim ve beynim arasında bir kavga başlıyor, tam seyirlik!

- Uykum yok diyorum sana, anlamıyor musun?, diyor beyin hazretleri.

- Sabahın kör zoddiginde kalkacak olan benim! Ne yap yap, uykuya geçmeyi becer!, diye azarı basıyor bedenim.

- Yahu sana bir şey diyen var mı? Sen uzan ve gevşe. Beni kendimle bırak. Ben düşüneyim, kurgulayayım, yazayım kendi kendime.

- Olmuyor işte! Sen uyanıkken, tüm kaslarım gergin ve tetikte bekliyor! Dinlenemiyorum!

- Öf! Ne çekilmez şey oluyorsun bazen! İyi hadi deneyelim bakalım uyumayı.

Kısa bir sessizlik oluyor. Bedenim gözlerini kapatıyor. Sağ avucuma yatırdığım yanağım rahata geçiyor. Çaktırmadan beynime bakıyorum. Gözlerini kapatmış, fakat sensörü hala kırmızı alarm vaziyetinde yanıp sönüyor. Bacaklarımı uzatıyor, geriyor, tekrar topluyor ve karnıma çekiyorum. Saçlarımı geri doğru atıyor, yastığa iyice yamanıyorum. Uykuya geçmek üzere olduğumu hayal etmeye çalışırken;

- E, nasıl uyuyacağız şimdi? diyen beynimi duyuyorum.

- Kendini bırak. Pamuksu beyaz bulutların üzerinde olduğunu düşün.

- Üşürüz kız, diyor.

- Hey Allahım ya! Bak haydi hayal et, o beyaz bulutların üzerindeyiz, bahar güneşi vuruyor üzerimize, ılık ve ipeksi. Ta aşağılardan minik serçelerin huzur veren şakımalarını duyuyoruz. Uzaklarda, çok uzaklarda…

- Sen kendi işine baksana. Bunları benim hayal etmem lazım. Sen bedensin, sadece kaslarına bak sen. Bir de şu böbrek üstü bezlerinin salgılarına mukayyet ol.

- Sen uyumayı beceremezsen, birazdan bir kurşun sıkacağım tepene, o zaman tüm işleri ben yapacağım haberin yok!

- He he (!) Dene istersen, ayva kompostosu olursun (!)

- Bırak dalga geçmeyi de, işini yap o zaman. Bak yarın erken kalkmak zorundayız. Lütfen diyorum sana.

- Peki peki. Dur senin hayalin üstüne biraz sos ekleyelim. Belki sen de o zaman gevşeyebilirsin.

- İyi hadi seni dinliyorum.

- Dinle bak, bir ağaç evdeyiz. Mevsim sonbahar. Ağacımızın kocaman kalın dalları arasına yaptığımız evimiz hem sağlam hem de güvenli. Yatağımız yeteri kadar yumuşak, üstümüz yeteri kadar örtülü. Dışarıda ılık bir rüzgar var, ağacımızın yaprakları hışırdıyor. Rüzgarın getirdiği melodik bir ıslık çalınıyor kulaklarımıza. Ağız mızıkası ile flüt karışımı bir ses. Daha evvel hiç duymamışız bu melodiyi. Tınılar sinir sistemimize işliyor. Gergin olan her bir tele dokunup bırakıyor. Karışmış tüm sistemleri yeniden onarıyor. Haydi, uzat bacaklarını; yerimiz geniş, rahat bırak tüm kaslarını; evimiz sıcak… Güvendeyiz, rahatız, sağlıklıyız… Uyumak istiyoruz… Melodiye bıraktık kendimizi… Uyuyalım haydi… Uyuyalım… Uyuya… Uyu… U…

Şşşş…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yatağa yatıyorum ve dön allah dön.. uyku bana da kolay kolay gelmiyor, nazlanıyor.. Ben uyumak istesem de zihnim uyumak istemiyor.. Fazla mesai yapmak istiyor. Söz dinlemiyor hiç.. Vicdanı hiç sızlamadan yatağa yatar yatmaz uyuyanları; yani asıl uyuyamaması gerekenlerin rahatça nasıl uyuduklarını anlamak istiyor benim zihnim ama anlayamıyor.. Bu gidişle ben daha çoook uykusuz kalırım.. Saat şu an 01.15..:) iyi uykular herkese...:)

şule yüksel öztürk 
 08.03.2010 1:18
Cevap :
:)))) Seni şu dünyada en iyi ben anlayabilirim inan küçük bilgem :) Ben ve bizim gibi olanlar, anlarız birbirimizi. "Biz biliriz bizi" diyen bir söz mü vardı ne ? :)) Fakat artık beynime direnmiyorum. "Tamam, uykun yok mu, kalk o zaman, hiç uğraştırma beni, haydi oturalım, karalayalım bir şeyler yahut oyun oynayalım" diyor ve kalkıyorum. Ertesi günü verimli çalışamıyor ya; işte o zaman; "Seni mikrop seni! Dün gece uyumayacağım diye tutturken iyiydi di mi?" deyip hıncımı alıyorum :))) Şu repliğe bakar mısın, sanki beyin benim değil de, komşudan ödünç aldığım bir şeymiş gibi söz ediyorum. Yok ya, komşudan değil, bir ayıdan ödünç aldım ben bunu, dermişim. :))) Kış uykusu canı çekiyor da bazen, o bakımdan yani :)))) Çok teşekkür ederim varlığına ve yorumuna Küçük Bilge Kalemim benim... Var ve daim olasın.  08.03.2010 11:56
 

Rüya, kanat sesleriyle başladı. Geriye dönüp bakınca - Alaycı Kuzgınlar'ın serbest kalmasının ardından - bunun kötüye işaret olduğunu anlamam gerektiğini görüyorum. Ancak rüyamdaki ses , daha çok fondaki bir gürültü bigiydi. Hızla dönen bir pervane ya da QVC'nin açık olduğu bir TV misali. Rüyamda güzel bir çayırın orta yerinde duruyordum. Geceydi ama çayırı çevreleyen ağaçların üstünde kocaman bir dolunay asılıydı. Ay, gölgelerin düşmesine neden olacak kadar parlak, gümüşümsü mavi bir ışık saçıyor ve her şeye suyun altındaymış gibi bir hava katıyordu. Çıplak bacaklarıma sürtünen yumuşacık çimenleri kıyıyı tatlı tatlı okşayan dalgalar gibi hareketlendiren hafif esinti, bu duyguyu daha da belirginleştiriyordu. . . Konuyla alakalı olsun istedim yorumumun ablişkom :)) ama bu kitabı oku bak . harika. ben yeni başladım da :)) KRISTIN CAST yazarı. . .

Sokrates 
 16.02.2010 8:32
Cevap :
Okurum canım ablam. Güzel bir hikayeye benziyor. Tasvir manyaklığı var bu ara bende. Olabildiğince çok tasvir okumak istiyorum. Klasiklere sarasım var yeniden... Yeniden "Durgun Akardı Don" hikayelerine gidip gidip geliyor ellerim. Bir sigara yakış anını üç sayfa yazabilmek istiyorum. (Korkma burada yayına verecek değilim, patlar insanlar kesin) :) Ama bunu yapabilmeyi çok istiyorum. Sadece tasvirle, görsel tavirle bir sigara yakış anını üç sayfa işleyebilmek marifet olsa gerek. Paylaştığın, emek emek yazdığın bu paragraf için çok teşekkür ederim. Sanırım bu kitabı okuyacağım. :) Var ve daim ol ablasının bir tanesi.  17.02.2010 0:01
 

Habercimden haber gelmemiş yine...Ne iştir anlamadım...Yeni okudum bu yazını ve çok keyif aldım yine, inan...Sonunda uyumuşsun anlaşılan:)) Dönem dönem benim de aram bozuldu uykuyla ama bu günlerde iyiyiz Allaha Şükür...:) Şu anda da kapanıyor gözlerim, o yüzden yorumunu bitirip doğru yatağa koşacağım...:) Darısı tüm uykusuzluk çekenlere...İyi geceleeer!...Sevgilerimle...

fatma iyibilgin 
 16.02.2010 0:19
Cevap :
Bazen oluyor, Blog Habercisi uyuyakalıyor :) Sanırım anlattığımız başucu öyküleri neden oluyor uyumalarına. :) Varsın olsun, değil mi ki; yüreklerimiz hep bir, nasılsa dönüp dolaşıp gidiyoruz dostların bahçelerine... Ektikleri yeşilden deriyor, diktikleri güllerden topluyoruz... Bir güzel selam not edip kapılarına dönüyoruz... Varlığın ne güzel İyi Bilginim, Güzel Bilgin'im... Uykuların derin ve dinlendirici olsun dilerim...  17.02.2010 0:04
 

Bazen hani dogum sancısı arasında uyur derler ya o moddayım, ayakta uyurum, bazen o uyku gelmezde gelmezzzzzz....

Nilay Yıldırım 
 13.02.2010 23:21
Cevap :
Eskiden ben de öyleydim. :) Başımı herhangi bir yere dayamam yeterdi. Gittikçe kıllaşıyor ve kekreleşiyorum. Yaşlılıktan diyor bendekiler :) Gülüyorum. :) Mızmız ve huysuz bir ihtiyar olacağım sanırım :) Çok merak ediyorum ihtiyarlığımı. :) Umarım hiç kaçmasın o uykular. Vaktinde gelsin, vaktinde gitsin bünyeden. Çok teşekkür ederim bu güzel yoruma, anlatımında edebiyat kokan Siyah-i Mor'um. Var ve daim olasın.  15.02.2010 9:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2982
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster