Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '19

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
273
 

Uzay Çağı ve Türkiye

Teknoloji ne kadar gelişebilir sorusunun bir cevabı yok! Çünkü sınırlar geliştirilebilir hale geldi. Filmlerde izlediğimiz 20 -30 yıl önceki bilim kurgular bugün gerçekleşmeye başladı. Hemde bire bir aynı şekilde. Kendi kendine açılan kapılar için 1 adet sensör yeterli oldu. Görüntülü konuşmalar cep telefonuna kadar indi. Lazer teknolojisi bugün ışın kılıçlarından daha keskin. Uçan arabalar belki yok ama o ağı sağlayacak bir gökyüzüne henüz sahip değiliz. Fakat her şey bir adım ötede. Çok değil 20-30 senede oldu tüm bunlar.
20 sene sonrasını gerçekten çok merak ediyorum.

Bugünlerde insanlık 2 konu üzerine yoğunlaşmaya başladı. Birincisi yapay zeka ve geliştirilebilir robotik sistemler. Neredeyse her şeyi kumanda eden bizler şimdi de kendimizin yerini alabilecek bir şeyi yaratmaya çalışıyoruz. Evet kabul etmesek bile doğrusu budur. Yapay zeka yada bilinç insanların yerini alacak.Beraber yaşasak bile bir çok alanda şimdiden insanların işini elinden almış gibi görünüyor.

Birileri uzay çağı ne demek bize hissettirmeye başladı bile. Ancak bizler Türkiye olarak neredeyiz? Enerji 4.0 vb. ataklarda yerimizi alamadık maalesef. Yapay zeka konusunda da bildiğimiz kadarıyla yokuz. Yine gerilerden geliyoruz. Bu da demek oluyor ki teknoloji satın almak zorunda kalacağız? Peki bunun için sermayemiz var mı? 

Ülke olarak gelişiyoruz evet. Bugün geçmişe göre daha güçlü bir ekonomimiz var. Şişirme belki ama kapitalist sistemde büyüyen bir ekonomi. Üretimden daha fazla tüketen bir toplumuz. Ancak ticaret konusunda geçmişten gelen deneyimlerimizle dengeyi sağlayabiliyoruz. Bugün afrika ve ortadoğu pazarına hitap edebilirsek üreten değil belki ama kazanan olabiliriz. Rusya ve ortaasya pazarında eskiden olduğumuz gibi etkin değiliz. Bunun bir çok nedeni var. Ancak düzelebilir. Buradaki sosyokültürel ve kan bağımız her kapıyı açacaktır. Yeter ki güven veren dürüst ve kalıcı ilişkiler kurabilelim. 

Geçmişte buralarda iş dolayısyla bulundum. Gözlemlerim bizle ticaret yapmayı seviyorlar ancak içimizdeki bazı iş adamlarının yaptığı yanlışları hepimize mal etmişler. Maalesef üç kuruş için yüzyılların bağını ve gönül köprüsünü yıkmaya çalışmışlar. Kısmen başarılı olmuşlarsa bile bin yıllık Ahilik hala umutları yeşertmeye devam ediyor. Buralar atalarımızın olduğu kadar bizlerin de ortak yurtlarıdır. Kendimizi tam olarak oralara ait hissetmesek bile bir ruh var bizden oralarda. 

Ayrıca ortadoğu ki Irak, Suriye, Mısır vb. arap ülkelerinde de yatırımlar yapmak zorundayız. Teknolojiyi direk Çin üzerinden alan bu ülkelere alternatif pazar yaratabiliriz. Burada ucuzluk değil kaliteli ürünler ile pazara çıkmak çok etkili olacaktır. Özellikle avrupadan alacağımız ve Kore-Japon ürünleri bizim ticaretimizi etkin kılacaktır.

Keşke dememek üzere konuşmak istedim. Ancak gönül ister ki biz üretelim. Biz yapalım. Başkalarının ürettiklerini değil kendi ürünlerimizi konuşalım. Ancak olmuyor. Nedenler belli, çözülebilir. Çözülmüyor. Fakat her zaman başka bir yol vardır. Umutlarımız hep var olacak. Bir gün her şeyi kendimiz üreteceğiz. Sanayide ve teknolojide dünya devi olacağız umutlarını hep taşıyorum. Biz yapamadık belki ama sonraki kuşaklar neden yapamasın. Yapacaktır elbette. Fırsat verilsin yeter.
O günlerin özlemiyle...

Saygılarımla,
Can DEMİRCAN
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 193
Kayıt tarihi
: 22.12.17
 
 

Şair, şiir heveslisi. Dans ve latin tutkulu. Müziksever, sanatyaşar. Tarihten ders almaya çalışan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster