Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '16

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
81
 

Uzay ve sürekli evrimleşme

Yazan:Uçar Demirkan

Evrimleşme nedir? Evrimleşme bir varlığın çeşitli etkileşimler sonucu değişim geçirerek yeni bir varlığa dönüşmesidir. Günümüzde uzayın(belki de uzayların) evrimleşmesinden, yerkürenin evrimleşmesinden ve canlıların evrimleşmesinden söz edilmektedir.Charles Darwin, bu evrimleşmelerden yalnızca canlılarla ilgili olan bölümüyle ilgilenmiştir. Dolayısıyla bu evrimleşmeye “biyolojik evrimleşme” de denilmektedir.

Biyolojik evrimleşmeye karşı çıkanlar; temelde iki konu üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Cansız moleküller nasıl olmuş da canlı varlıkları oluşturmuşlardır? Canlı varlıkların en temel yapı taşları proteinler olup nasıl olmuş da moleküller proteini oluşturmuşlardır?

Ne yazık ki Darwin’in yaşamı, evrimleşmeyi bu noktalara kadar getirmeye yetmemiştir. Ayrıca; ancak günümüzde kuantumlar fiziğindeki gelişmelerden sonra canlı-cansız ayırımı da tartışmalı bir duruma gelmiştir. Kuantum kuramına göre; en küçük varlıklar olan kuarkların da “iradesi”vardır. Çünkü kuarkların nasıl devineceği, ne zaman nerede ortaya çıkacağı bilinmemektedir. Buradan da kuarkların da “cüzi iradesi” nin olduğu bazı bilim adamlarınca düşünülmektedir.

Big Bang denilen ve uzayın başlangıcı olarak düşünülen büyük patlama sırasında yalnızca hidrojen ve sonra helyum elementinin ortaya çıktığı ve diğer elementlerin bu elementten türediği varsayılmaktadır. Diğer yandan, yerküredekine benzer bir yaşam biçiminin oluşması için karbon elementinin oluşması gerekmekteydi. Helyumun elektronlarının  kendi aralarında rezonans(titreşim)  yapmaları sonucu, elektron  yapısı helyumunkinden değişik olan karbon atomu oluşmuştur. Giderek ,aynı oluşumla diğer ağır metaller ortaya çıkmıştır. Elektronların böyle bir  olayı durduk yerde yapmadıkları açıktır. Diğer yandan; büyük patlamanın yaklaşık 14 milyar yıl önce  olmasına karşın, ilk karbon atomunun yaklaşık patlamadan 3 milyar yıl sonra ortaya çıktığı varsayılmaktadır.

Fizikteki bu gelişme Evrim teorisinin ortaya atıldığı yıllarda bulunmadığından Evrim teorisine karşı çıkanların ortaya attıkları bu iki temel soruya yanıt bulunamamıştır. Günümüzde, cüzi iradeye sahip kuarkların ve onların oluşturduğu atomların ve onların oluşturduğu molekülerin de  iradelerinin bulunduğu düşünülmektedir. Böyle olunca, rastlantılar sonucu değil, bu varlıkların iradi seçimleri ile ilk tek hücreli canlıların ortaya çıktığı düşünülebilir.

Bu varsayımın doğru olduğunun en iyi kanıtı su olmaktadır. İki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu bir araya gelmekte ve suyu oluşturmaktadır. Bu iki atom türü  durduk yerde neden böyle davranmaktadırlar? Bunu yaparlarken, bu atomların bilinçsizce davrandıkları düşünülebilir mi? Bu iki atom başka kombinasyonlarla da birleşebilirler ve o zaman değişik varlıklar ortaya çıkarlar. Örneğin iki hidrojen atomu ile iki oksijen atomu birleşirse oksijenli su ortaya çıkar.

Görüldüğü gibi; atomlar bilinçli davranarak moleküller oluşturmaktadırlar. O zaman; atomlardan oluşan moleküllerin de bilinçli davranmaları beklenebilir. O zaman da moleküller bilinçli olarak bir araya gelip ilk basit hücreyi-tek hücreli canlıyı da oluşturabilirler. Bunun gibi; proteini de DNA  yı da bilinçli olarak bir araya gelip oluşturmuş olabilirler.

Diğer yandan; uzayda bir evrimleşmenin varlığı benimsenirse yerkürenin de evrimleşmiş olması ve yerküredeki tüm varlıkların da evrimleşmiş olması gerekir.

Bir islam tasavvuf ehli “Ne arar isen kendinde ara” demiştir. Dolayısıyla; evrim kuramının doğru olup olmadığını kendi varlığımız üzerinden test edebiliriz.

Gerçekte; yalnızca canlı varlıklar için değil-zaten canlı cansız ayrımı tüm uzay düşünüldüğünde anlamsız olmaktadır, artık her varlığın bir enerji yumağı olduğu kanıtlanmıştır-tüm varlıklar için geçerli olan bir “genel evrim yasası” sözkonusudur.

Big Bang denilen büyük patlama ile başlamış olan ve halen sürmekte olan ve gelecekte de sürecek olan bir evrimleşme söz konusudur. Gerçekten de, büyük patlamada kuarklar denilen atom altı parçacıklar ortaya çıkmıştır. Bunlar, kendi aralarında birleşip evrimleşerek atomları(önce helyum atomunu), atomlar kendi ararlarında birleşerek molekülleri; moleküller kendi aralarında birleşerek hücreyi meydana getirmişlerdir. Kuarkın varlığı ve yetenekleri ile hücrenin varlığı ve yeteneleri karşılaştırılacak olursa, gerçek bir evrimleşmenin sözkonusu olduğu anlaşılmaktadır.

Hücrenin ortaya çıkmasından sonra evrimleşme sürmüş ve çok hücreli varlıklar;  ve hayvanlar-bu arada kişioğulları –ortaya çıkmışlardır. Kişioğlunun ortaya çıkması, kuarkların  milyarlarca yıl sürmüş evrimleşmesinin sonucudur.

Şimdi, evrimleşmeyi kendimiz üzerinde düşünerek arayalım. Nasıl atomlardan başlayıp kişioğlu olduğumuzu anlamaya çalışalım.

Kişioğullları bir erkekle bir dişinin birleşmesinden ortaya çıkmakta ve evrimleşerek kişioğlu olmaktadırlar. Kur’anda da “Biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık”denilmektedir.

Bir erkek çocuğu ergenlik yaşına ulaşana dek, erbezlerinde üremeyi sağlayan spermler yoktur. Spermler, erkek çocuk ergenlik çağına geldiğinde-on üç on sekiz yaş arası-üretilmeye başlamaktadır. Spermler, yoktan nasıl üretilmektedir? Tıpkı, Big Bang’de olduğu gibi, bu çağda erkek çocuğun erbezlerindeki bazı minerallerin atomları bir araya gelip molekülleri oluşturmaktadırlar. Bu moleküllerin bir araya gelmesinden DNA(Dioksi nükleik asit), RNA(Ribo nükleik asit), kromozomlar, çeşitli enzim molekülleri, protein molekülleri –molekül zincirleri-oluşmaktadır. Bunların çevresi bir zarla kaplanıp zarın içi bir sıvıyla-sitoplazma- dolduğunda ortaya bir hücre çıkmaktadır. Bu hücreye sperm denilmektedir.

Görüldüğü gibi sperm hücreleri, kişiolunun bedenindeki çeşitli minerallere ait atomların evrimleşmesi sonucu ortaya çıkmaktadırlar. Hücrenin içi yine atomlarla doludur. Ancak; bu atomlar artık bir başlarına davranmamakta, ait oldukları moleküllerin özelliklerini taşımakta ve ona göre davranmaktadır. Bu da onların bir bilincinin olduğunun belirtisi olmaktadır. O nedenle, atomlar evrimleşmişler ve spermlere dönüşmüşlerdir.

Diğer yandan, spermler de evrimleşmektedirler. Bazıları X kromozomları, bazıları Y kromozomları taşıyacak biçimde evrimleşmektedirler. İleride doğumuna yol açacakları bebeğin cinsi-erkek mi kız mı olacağı-bu kromozomlarca belirlenmektedir. XX biçiminde birleşme durumunda çocuk kız olmakta XY biçiminde birleşmede çocuk erkek olmaktadır. Bazı kez, birleşme sırasında mutasyon(kırılım) yaşanmakta ve XXY ya da XO gibi birleşmeler ortaya çıkmakta, bunun sonucunda  kişioğlu denilmesinde zorluk çekilen sakat ya da değişik varlıklar ortaya çıkmaktadır.

Spermlerin evrim geçirerek yeni bir varlığa dönüşmeleri için dişi yumurtasına gereksinimleri vardır. Kızlarda, doğduklarında 400.000 dolayında yumurta vardır. Bu yumurtalar da tıpkı spermler gibi atom yumaklarından oluşmaktadır.

Ergenliğe gelene dek bunların çoğu denejere olarak, bozularak yok olurlar. Ergenlikle birlikte her ay bir yumurta olgunlaşır ve yumurtalıktan atılır.Yumurtanın bedenin dışına atılması “adet kanaması” ile olur. Adet kanamaları 9-16 yaşlar arasında başlar. Ekvatora yaklaştıkça  başlangıç yaşı küçülür, ekvatordan uzaklaştıkça yaş büyür.

Kadın yumurtası, çoğalma hücresidir. Her hücre gibi çekirdek, sitoplazma ve hücre zarından oluşur. Sperm gibi, bu hücre de DNA, RNA ve  23 kromozom taşımaktadır.

Sperm hücresi, bir santimetrenin 250 de biri kadardır. Baş, gövde ve kuyruktan oluşur. Baş kısmının ucunda, kadın yumurtasının zarını delmeyi kolaylaştıracak kimyasallar bulunur. Gövdede bir hücrede olması gerekenler ve 23 kromozomlu genetik madde vardır. Kromozomlar da sonuçta atomlarca yapılmışlardır. Bir kamçıya benzeyen kuyruk, spermin meni-dölsuyu-içinde hızla ilerlemesini ve dişi yumurtasına bir an önce ulaşmasını sağlar. Spermin başı, hücre çekirdeği gibidir. İçinde genetik şifre ve DNA vardır. RNA yı sonra DNA yaratmaktdır.

Dişi ve erkek bireylerin birleşmeleri  sonrasında her sperm bir an önce yumurtaya ulaşmak ve onun içine girmek istemektedir. Hiç kuşkusuz, bu davranışları baş kısımdaki DNA da yazılıdır.

Diğer yandan; yumurta da seçilimli davranmaktadır. Çevresinde dolanan ve zarını delmeğe çabalayan spermlerden en güçlülerini seçer ve onlara zarını delmelerinde kolaylık sağlar. Bu da o dişi yumurta hücresinin DNA sında kayıtlı olmalıdır. Genel olarak, bir spermin yumurta içine girmesine izin verilir. Ancak, bazı kez iki sperm-ikiz doğum- ya da üç sperm-üçüz doğum-yumurtaya girebilmektedir. Bu durumun da kadının genetik şifresinde yazılı olduğu düşünülmektedir. Ençok yediz doğumu olmuştur.

Spermli yumurta-birden çok spermli ise önce o kadar bölünür-sonra spermli yumurtalar ya da spermli yumurta kendi içinde bölünmeye ve çoğalmaya başlar. Birleşmeden yaklaşık bir hafta sonra bölünerek çoğalan yumurta embriyo-cenin-durumuna gelir.

Cenin, yumurtadan farklı bir yapıdır, bir varlıktır. Burada da bir evrimleşme söz konusudur. Yumurta evrimleşmiş ve embriyoya dönüşmüştür.

Bu kez cenin evimleşerek yeni bir varlık ortaya çıkarır. Bu varlığa  fetüs denilmektedir. Birleşmenin üçüncü ayından doğuma dek  tüm organ taslaklarının oluştuğu bir varlık fetüs olarak  ortaya çıkar.

Bu varlık, kişioğlu değildir.Üstelik, asalak bir varlıktır. Beslenme kordonu ile  içinde bulunduğu varlığa bağlanıp onun yediklerinden ve içtiklerinden yararlanır. Tıpkı, bir ağacın köklerine ya da gövdesine yapışıp onun besinlerinden yararlanan mantarlar gibidir. Fetüs, beslenmeğe de başladığından yeni bir varlık olmuştur. Cenin evrimleşmiş ve fetüs ortaya çıkmıştır.

Belli süre geçtiğinde fetüs, içinde yaşadığı alemden-uzaydan-başka bir aleme-yerküreye-çıkmaktadır. Buna doğum olayı denilmektedir. Yeni doğmuş bir bebek, biz kişioğullarından değişiktir. Yaklaşık 3,5 kilo ağırlığında ve yaklaşık 35 cm boyunda bir ”et yığını” dır. Ama yine de o evrim geçirmiş bir varlıktır. Ana rahminden kurtulmuş ve uzaya gelmiştir. Bu durumuyla da evrim geçirmiş bir varlıktır. Havayı solumakta, çevresel koşullardan zarar görmemekte  ve devinmektedir. Ancak, asalak yaşamı bir süre daha sürecektir. Anasıyla olan göbek bağı kesilmiştir ama, bu kez de anasının memelerini emerek beslenmektedir.

Bu asalak yaratığın gelişerek önce çocuk, sonra ergen, sonra erişkin olması aşamalarının her biri de bir evrimleşme aşamasıdır. Çünkü, çeşitli etkenlerle bu aşamaları geçemeyen varlıklar da bulunmaktadır. O zaman yeni doğmuş varlık, kişioğlu olamamakta, başka bir varlık olmaktadır.

Sonuç olarak; Charles Darwin’in “evrimleşme yasası”nın gerçek olduğu anlaşılmaktadır. Kişioğlunun kendi bedeninde-varlığında-gözlenen bu evrimleşmenin doğadaki tüm varlıklarda olması da doğaldır. Çünkü, tüm varlıklar temelde atomlardan, moleküllerden ve hücrelerden oluşmaktadır.

Benim varlığımda ortaya çıkan bu evrimleşmeler, diğer varlıklarda da ortaya  çıkmaktadır.

Yaklaşık 3,5 kilogram ağırlığı ve 35 cm dolayında boyu olan bu “et parçası” evrimleşip bir kişioğluna dönüşecektir. O  zaman, bu et  parçası yapısında olan bir varlığın evrimleşerek kişioğluna dönüşeceğini benimsersek, bir maymunun da evrimleşerek bir kişioğluna dönüşebileceğini neden düşünmeyelim.

Diğer yandan; bu et parçasının kişioğluna dönüşmesi için, doğa koşullarından, aileden, yakın çevreden, eğitimden, kişioğlu topluluklarından gelen etkilerden yararlanması gerekecektir. Nereden bakılsa, bu et parçasının bir kişioğluna dönüşmesi ortalama  yirmi yıl sürmektedir.O nedenle;kromozom yapısı ve DNA sı kişioğullarından farklı da olsa  bir maymunun kişioğluna dönüşmesi için milyarlarca yıl gerekebilecektir. Unutulmamalıdır ki Big Bang  olduktan sonra kuarklar-atomlar-moleküller-hücreler-çok hücreliler-hayvanlar-kişioğlu evrim zinciri yaklaşık on dört milyar yıl sürmüştür.

Diğer yandan, din adamlarının genel evrim yasasına karşı çıkmaları da anlaşılır gibi değildir. Onların bu konuda diyecekleri şu olmalıdır. Evrim yasasını kim koymuştur? Tüm diğer doğa yasalarını kim koymuştur? Bu sorulara “Tanrı bu yasaları  koymuştur” yanıtını vermelidirler. Belki o zaman genel  evrim yasası ve seçenekli evrim  kuramı onlarca da benimsenebilir.

Diğer yandan; Adem’i balçıktan yarattığı söylenen tanrı; İsa’yı babasız doğurtan tanrı neden maymunu evrimleştirip ondan kişioğlu yaratmasın ki. O nedenle de evrim kuramına karşı çıkılmamalıdır.

Sorun, kişioğlunun hayvan olmadığını benimsemekten kaynaklanıyorsa; kişioğlunun yapısının diğer hayvanlardan farklı olduğunun kanıtlanması gerekmektedir. Oysa; böyle farklılıklar bulunmamaktadır. Maymun ile kişioğlu arasındaki tek fark  kromozom sayısının farklı olmasıdır. Maymunların da yüreği, beyni, midesi, kolları, bacakları bulunmaktadır.

Kişioğullarının çocukları bazı kez farklı kromozom yapısında doğabilmektedir. Normalde erkekten 23 kromozom kadından 23 kromozom gelerek 46 kromozomlu kişioğlu ortaya çıkmaktadır.

Bazı  kez kromozom sayısı 46 dan fazla, bazı kez eksik olmaktadır. O zaman ortaya kişioğlundan değişik yapıda varlıklar çıkmaktadır. Ya da kromozomların kimyasal yapısı değişmekte ve yine ortaya kişioğlundan değişik varlıklar çıkmaktadır.

Bu da göstermektedir ki; hayvanların kromozom sayılarındaki ya da yapısındaki değişiklikler ortaya yeni varlıklar çıkarmaktadır.O nedenle; maymunların kromozom yapısındaki değişiklikler sonucu kişioğlu denilen türün ortaya çıkmış olabileceğini ve de çıkabileceğini benimseyebiliriz.

Eski uygarlıklarda hayvan başlı ve kişioğlu bedenli varlıkların resimlerine ve yontularına rastlanmaktadır. Okyanusya uygarlıklarında başı kuş gövdesi kişi olan varlıklar gözlenmektedir. Hindistan’da başı fil  başı, bedeni kişioğlu olan varlıkların yontuları vardır. Eski Mısır tapınaklarında ve piramitlerinde de kedi, köpek, kurt başlı kişioğulları yontu ve resimleri bulunmaktadır. Diğer yandan eski Yunanda kişi başlı atlar(Centaurus), eski Mısır’da  kişi başlı aslanlar(Sfenks) vardır.

Yaradılış söylencesine göre Türkler Asena adlı kurttan gelmişlerdir. Roma devletini kuran Romus ve Romulus kardeşler de bir kurdun çocuklarıdır. Şahmaran öyküsünde yılanların padişahı, kişi başlı iri bir yılandır.

Bu  söylencelerden  anlaşıldığı üzere, kişioğullarının hayvanlardan gelmiş olması olasılığı çok fazladır. Belki de yalnızca maymunlar evrimleşerek değil, tüm hayvanlar evrimleşerek kişioğullarını oluşturmuşlardır. Nitekim, kişioğulları da benzerlerine kızdıklarında onların eşek,ayı,hayvan,köpek,leş kargası olduklarını söylemektedirler.

Şimdi bir derviş öyküsü anlatabiliriz. Bir tarihte, bir kasabada bir derviş her sabah arastadan, kasabanın çarşısından geçer gider ve bir kişi hariç kimseye selam vermezmiş. O kişinin dükkanına gelince içeri eğilir ve “Huu erenler” dermiş. Tüm esnaf, aylarca süren bu garip duruma öfkelenmeğe başlamışlar.  Sonunda, dervişin selam verdiği tek esnaf dayanamamış ve dervişe sormuş ”Erenler, koca çarşıdan her sabah geçersin, kimseye selam vermezsin ve bir tek bana selam verirsin. Nedir bu işin sırrı?” demiş. Bunun üzerine derviş sağ elini esnafın omuzlarına sarmış ve sol elini gözlerinin önünden geçirmiş ve “Bak bakalım, çarşıda ne görüyorsun”demiş.

Esnaf gözlerini açıp bir de bakmış ki, dükkanların önünde esnaf arkadaşlarının yerinde her türden hayvan-kedi, köpek, yılan, kurt, sırtlan, maymun vs.-duruyormuş. Bir tek kişioğlu görünmüyormuş. Derviş ”Gördün mü demiş, bu arastada senden başka hayvanlıktan kurtulup  kişioğlu olmuş başka tek kişioğlu yok da o nedenle bir tek seni selamlıyorum”demiş.

Bu öyküden de hayvanların evrimleşerek kişioğlu olduklarını anlayabiliriz.

Diğer yandan; dervişlikte dörtlü bir evrimleşme vardır. Onların inanışına göre varlıklar dört gruptur. En altta cemadat-taş, toprak, dağlar, sular –vardır. Bunlar evrimleşerek nebatat-bitkiler-olurlar. Bitkiler evrimleşerek hayvanat olurlar ve son evrimleşmede hayvanlar evrimleşip insanat denilen varlıklar oluşur. Burada da kişioğullarının hayvanlardan evrimleştiği belirtilmektedir. Üstelik, kişioğullarının doğrudan yaratılmadıkları ve bir evrimleşmenin sonucunda ortaya çıktıkları anlatılmaktadır.

Kişioğulları da ayrıca şeriat-tarikat-hakikat-marifet aşamalarından ve kırk kapıdan geçerek de evrimleşmektedirler.

Belki de Charles Darwin, islamdaki bu evrimleşmeyi bir biçimde öğrenmiş ve bunun sonucunda da evrimleşmeye bilimsel olarak eğilme greksinimini duymuştur.

Sonuç olarak Big Bang denilen büyük patlama ile uzayda, yerkürede, varlıklarda bir evrimleşme başlamıştır. Bu evrimleşme her üç  düzeyde de sürmektedir. Diğer yandan; birden çok –an az üç ayrı-uzayın varlığından söz edilmekte olup uzayların şişmekte olan bir basket topu gibi giderek genişlediği gözlenmektedir. Tüm uzaylarda bizdeki gibi varlıkların ortaya çıktığı ve evrimleştikleri düşünülmektedir.

Evrimleşme bizim için geçerli olduğu gibi,uzaydaki ya da uzaylardaki tüm varlıklar için de geçerlidir. Biyolojik evrim kuralı dışında bir “genel evrimleşme kuramı olduğunu söylemek olanaklıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 515
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster