Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '20

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
136
 

Uzmandan Nasıl Yararlanmalı?

 

Zülf-ü yâre dokunmak hâriç

Herkesin her istediğini yapmak

Serbesttir bu topraklarda!

                               Sabri Galip Nakipler

                               (Beşiktaş/İstanbul)

 

                1940’lı yılların ikinci yarısı… Üç, dört yaşlarındayım henüz. Akseki’ye yaya dört saat uzaklıktaki Gödene (Menteşbey)köyü…

                İki odalı evimizin bir odasında Mevlüt Amcam kalıyordu eşiyle, bir odasında biz…

                Salon kısmında bir tezgâh vardı. Bir dokuma tezgâhı… Amcam, o yıllarda adına “kaput” denen bir bez dokuyordu.

                Akseki’den kır eşeğimize yükleyip getirdiği iplikler bitinceye kadar gece gündüz demeden çalışırdı.  Sonra o bezleri yine eşeğe sarıp Akseki’ye götürür; yeni iplik paketleriyle dönerdi.

                Benim bildiğim, köyümüzde birkaç evde daha vardı; bu tezgâhlardan.

                Nedendir bilmem, bir gün, âniden rahatsızlandı amcam. Birkaç gün yattı yatmadı; “öldü” deyiverdiler. “Nine” dediğim babaannemin feryadı göklere yükselirken, camide duran bir sala koyup alıp götürdüler mezarlığa.

                O günden sonra bir daha çalışmadı; o tezgâh. Bir süre sonra da söküldü. Kim söktü, niçin söktü, nereye götürdü; bilmem. İşin ilginç yanı, ben ilkokula başladıktan sonra, dokuma tezgâhı olan öteki evlerden de duyulmaz oldu mekik sesi.

                Neden bilmem; daha düne kadar bu konu ile hiç ilgilenmedim ben.

                Neydi bu işin aslı? Kimler nasıl organize ediyordu? Nasıl ve ne amaçla başlamıştı? Hedefine ulaştı mı? Neden ve nasıl sona erdi?

                Pekiyi, onca yıl sonra, neden mi söz açtım bu konudan? Söyleyeyim:

                Akseki’nin her sorunu ile yakından ilgilenen elli beş yıllık dostum eğitimci ressam ve yazar İbrahim Ekmekçi’den yeni bir ileti aldım:

                Dostumuzun uzun yıllar başkanlığını yaptığı Akseki Eğitim Derneği Antalya Şubesi her ayın ilk cumartesi günü bir toplantı düzenliyor. Ve her toplantıda bir uzman konuşuyor. Geçen aralık ayının konuşmacısı, hemşerimiz Cengiz Demirtaş’mış.

                Kim midir; bu hemşerimiz?

                Dostum, iletisinde bu sorunun cevabını da vermiş:

                Cengiz Demirtaş, Güzelsulu (Pınarbaşı) bir öğretmenin oğludur. İlkokuldaki öğretmeni babasıdır. Fen lisesinden sonra, Boğaziçi Üniversitesi Elektronik bölümünü bitirip, İngiltere’de iktisat mastırı yapar. Hollanda’da ünlü bir bankada önemli görevler üstlenir. Bir Türk doktor hanımla evlenir. Sonra da,“Bilgi ve deneyimlerimden ülkem yararlanmalı artık.” deyip yurda döner.

                Geçen ay, derneğin Antalya’da yapılan toplantısında konuşan bu değerli hemşerimizdir işte. Dostum İbrahim Ekmekçi, şöyle değerlendirmiş bu konuşmayı:

                “Bir yörenin kalkınması için yapılacak girişimlerin koşullarını, o denli güzel ve gerçekçi olarak grafiklerle anlattı ki, bugüne dek yapılan yanlış ve eksiklerin ne olduğunu çok iyi anladı dinleyenler. Bilgi ve akıl ile yapılmayan işlerin iyi sonuç vermeyeceğini somut olarak öğrenmiş olduk.

                Ayrıca ne yaptığını ve ne yapacağını çok iyi bilen liderlerin önderliğinde, bilimsel ve gerçekçi plan ve programlarla yapılacak girişim ve uygulamaların da mutlaka başarılı olacağını anladık.

                Akseki’de bugüne dek gerçekleştirilmeye çalışan üç girişimden yalnızca biri başarılı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık ve yoksulluk günlerinde kurulan ‘Akseki Dokumacılar Kooperatifi’...”

                İşte bu son cümleyi okuyunca anımsadım; üç dört yaşlarındayken evimizde bir dokuma tezgâhı olduğunu. Demek ki, “Akseki Dokumacılar Kooperatifi’nin üretici bir üyesiymiş; Mevlüt Amcam. Ve yalnızca amcam değil, köyümüz Gödene’den en az 8-10 aile….

                Kimdi bu kooperatifi kuran? O yokluk ve kıtlık günlerinde nasıl ikna etmişti insanları? Onca dokuma tezgâhını yapmak ve yaptırmak için gerekli parayı nerden ve nasıl sağlamıştı?

                Yolu olmayan, telefonu olmayan dört saat uzaklıktaki Gödene köylülerine nasıl ulaşmış, neler anlatmıştı da onları ikna edip kooperatifin üretici birer üyesi yapmıştı?

                70 yıl sonra bile “başarılı bir girişim” kabul edildiğine göre, neden devam edemedi?

                Öyküsü, romanı yazılması gereken bir konu bu… Ya da niçin bir doktora tezi olmasın?

                Hele hele onca uyduruk filmler ve diziler yerine, benzer girişimleri anlatan filmler ve diziler olsa ilgiyle seyredilmez mi?  Ve dahi izleyenlerin, özellikle çocuklar ve gençlerin genlerinde bulunan girişimcilik ruhunu ateşleyen bir kıvılcım olmaz mı?

                Bu güzel örnekten sonraki başarısız girişimlerin bire bir tanığı olmuştur; dostum İbrahim Ekmekçi. Hemşerimiz Cengiz Demirtaş konuşurken, birer birer gözünün önüne gelir; o başarısız girişimlerin öncüleri. Onların yardımcıları, destekçileri, ortakları…  Ve de arabozucuların olumsuz etkileri.

                Sanki o başarısız girişimlerin kuruluşuna ve yıkılışına tanık olmuş, sanki kurucularını ve de arabozucuları yakından tanıyormuş gibi öyle bir anlatır ki Cengiz Demirtaş, şaşar kalır Ekmekçi dostum bu işe.

                Bu arada, işadamı Metin Duruk’un, “İç dinamikler harekete geçmezse hiçbir şey yapılamaz.” sözünün ne kadarı doğru olduğunu düşünür.

                Pekiyi, iyi, güzel de kendi kendine harekete geçer mi iş dinamikler? İç dinamikler harekete geçsin diye bekleyip durarak, hiçbir iş yapmamak, hiçbir işe girişmemek olacak şey mi?

                Öyleyse ne yapmalı? İç dinamikleri harekete geçirmek içi ne gerekiyorsa onu yapmalı. Biz yapamıyorsak bunu, yapacak kişileri arayıp bulmalı.

                Geçen ayki toplantının konuşmacısını dikkatle dinleyen dostum, “Bir insanın Cengiz Demirtaş gibi bir danışmanı varsa, hangi işi yaparsa yapsın, başarısız olması mümkün değildir.” diye düşünür ki, ben de aynı kanıdayım.

                Şu kesin olarak bilinmelidir ki, her başarılı insanın arkasında mutlaka bilgili, bilinçli, çağdaş kafalı ve ileri görüşlü uzman danışmanlar vardır.       

                                                    YENİLİKTEN KORKMAYANLARA 

                “Kırk yıllık alışkanlıkları değiştirmek mümkün değildir.” denir ya, ben aynı kanıda değilim. İstenirse niçin olmasın?

                Bırakın kırk yılı, 65 yıllık alışkanlığımı bile değiştirdim ben. Merak ederseniz, anlatayım:

                On iki yaşımdan bu yana, her sabah ve akşam fırçalarım ben dişlerimi. Bunun için de floridli diş macunu kullandım hep.

                Bir ay kadar önce, “Olivera” adlı bir diş macunu gördüm. “Bana ne! Onca yıldır kullandığım bir diş macunum var benim.” demeden, merak edip araştırdım. Baktım ki nar özü, karanfil, kakule, kekik ve gül yağı karışımı bitkisel bir ürün…

                “Tamam, alıyorum”; dedim. İlk günler, onca yılın alışkanlığı sonucu, yadırgamadım desem, yalan olur. Ama vaz geçmedim. Yaklaşık bir aydır Olivera diş macunu kullanıyorum ve memnunum.

                Yenilikten korkmayanlara tavsiye ederim…

               

                                                                                                                   Hüseyin Erkan

                                                                                              huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

               

               

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 286
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster