Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '19

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
113
 

Uzun İnce Bir Yol Hikayesi

Yine bir fotoğraf gezisiyle sizlerleyim değerli sanat dostlarım….

Yalnız bu gezim diğer gezilerimden biraz farklı oldu. Gezinin adından da anlaşılacağı gibi bu gezi uzun ve bir o kadar da tarihi ve kültürel değerlerimizi yansıtan bir gezi oldu. Gidilen yerlerdeki tarihi ve turistik mekanlar ziyaret edilip fotoğraflandı ve bu fotoğraflar yeri geldikçe çeşitli yayın organlarında yer bulacaktır diye düşünüyorum.

    Gezide sırasıyla şu illere uğranıldı: Adıyaman, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Bitlis, Van, Ağrı ve Kars. Güzergah üzerinde olduğu için Kahramanmaraş, Iğdır, Erzurum, Erzincan ve Sivas’tan da geçildi ama buralarda fotoğraf çalışması yapılmadığı için buraları dile getirmedim. Diyarbakır’da bulunan Malamadi Köprüsü’ne de yol üzeri olduğu için uğranıldı.

      Gezide şehir içi ve şehirlerarası olmak üzere toplamda 2000 km. yol yaptım. Bu mesafe dile kolay ama öyle sanıldığı gibi kolay olmuyor. Hele hele ülkemizdeki acemi sürücüleri hesaba katarsak durumu daha iyi izah etmiş olurum. Bundan dolayı geziyi kazasız belasız bitirmiş olmam işin diğer bir sevindirici tarafı.

       Gezinin ilk durağı Adıyaman. Adıyaman’a ulaşabilmek için Kahramanmaraş’tan geçtim. Tekir’de kısa bir mola verdikten sonra Göksun’a geldim ve burada beni yağmur karşıladı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur sonrası aracım serinledi ve yolculuğuma devam ettim. Aracımda benden başka 2 kişi daha vardı. Bu iki kişi öğrenciydi ve otostop yoluyla Türkiye’nin değişik yerlerini gezmekteydiler. Bu kişilerden biri Kahramanmaraş’ta diğeri de Adıyaman’da benden ayrıldılar.

      Ve sonunda ilk durak Adıyaman’a vakit biraz geç olsa da gelebildim. Burada beni fotoğrafsever Muhammet Alan karşıladı ve onun kılavuzluğunda Adıyaman’ın güzel sayılabilecek yerlerinden Seyir Tepesi’ne intikal ettik. Burada bizi Adıyaman Fotoğraf Yolcuları’ndan fotoğrafsever arkadaşlar bekliyordu. Adıyaman’ı kuşbakışı gören burada semaverimizi yaktık ve koyulduk sohbete. Sohbet koyu olmasına koyuydu ama yol yorgunu olmamdan dolayı sohbeti biraz kısa kestik. Semaverde çayımızı içtikten sonra konaklayacağım Adıyaman Öğretmenevi’ne geçtim. Aracımdaki ufak teknik bir durum canımı sıksa da gezi iyi halde seyrediyor diyebilirdim. Modelim Öznur Bal’ı öğleye doğru geziye dahil edip alacağım için o zamana kadar vakit öldürmem gerekiyordu. Malum, uykuyu pek sevmezdim ve uyandığımda saat sabahın 5’iydi.

    Sabah sabah sıcak bir çorba iyi gider misali güzel bir mercimek çorbası içtim ve hemen devamında gezi boyunca ilgilerini eksik etmeyen Adıyaman Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü çalışanlarının yanına gittim. Orda gerek müdür bey olsun gerekse Fethi Bey, Muhammet Ulum olsun ilgilerini yine gösterdiler. Buradan kendilerine bir kere daha teşekkür ediyorum. Kendilerinin sohbetleri de ayrı bir güzellikteydi.

      Saatler öğleye doğruyu gösterdiğinde modelimi bulunduğu yerden almaya gittim ve yol boyunca sürecek o sıcak sohbet de başlamış oldu. İstikamet Adıyaman Karakuş Tepesi,Cendere Köprüsü ve tabii olmazsa olmaz Nemrut Dağı’ydı. Güzergahı tam bilmediğimizden dolayı Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü’nde çekim yapamadık. Ama Nemrut Dağı’na çıkarken yol boyu yaşanılan anılar herşeye yetti. Yöre halkının ilgisi, doğanın güzelliği kayda değer anıların birkaçıydı. Modelimle birlikte yol boyunca fotoğraf çektik. Meğerse modelim fotoğraf çekinmeyi çok seviyormuş ve bu da bende ayrı bir mutluluk kaynağı oluşturdu.

       Saat 15:30 sularında Nemrut Dağı giriş kapısına ulaştık. Tesislerdeki ilgisinden dolayı tesis sorumlusu Kadir beye de teşekkür ederim. Valilikten aldığımız izinden dolayı zirveye yakın bir noktaya kadar aracımızla çıkabildik. Sonrası mı? Tabii ki tabana kuvvet …Yaklaşık 400 metre kadar bayır yukarı çıktık ve dağın iki noktasından biri olan doğu terasına ulaştık. Hava biraz soğuk olduğundan dolayı modelimi üşütmemek adına çekimlerimi elimden geldiğinde hızlı yapmaya çalıştım. Bizim için doğu terasından ziyade batı terasındaki çekimler daha önemli olduğu için doğu terasındaki çekimlerimizi bitirip batı terasına geçtik. Dünya’da güneşin doğuşu ve batışının en güzel izlenebildiği ender yerlerden biri olan Nemrut Dağı’nda hava tam da benim istediğim gibi hafif kapalıydı. Bu da fotoğraftaki ışık patlamalarının önüne geçmemizde yardımcı bir faktör olmaktaydı. Havanın kapalı olması bir bakıma bizim için şans olurken güneşin bulutlar arkasında kalması da işin dezavantajını oluşturmaktaydı. Çekimlerimiz devam ederken telefonlarıyla çekim yapmak isteyenlerin fotoğraf çekme istekleri de görülmeye ve tartışılmaya değer ayrı bir durumdu.

        Nemrut Dağı’nda güneşin batışı ile birlikte çekimlerimizi sonlandırdık ve modelimi aldığım yere bırakıp gezinin ikinci durağı olan Şanlıurfa’ya geçiş yaptım. Gece yolculuğunu pek sevmesem de, gezinin ikinci günü Adıyaman’da konaklama imkanı bulamamdan dolayı Şanlıurfa’ya geçmeyi uygun buldum.

        Saat 22:00 sularında Şanlıurfa il sınırlarına giriş yaptım.22:45 gibi konaklamamı ayarlayıp fotoğraf çekimlerime kaldığım yerden devam ettim. Balıklı Göl ve uzun pozlama ile çektiğim fotoğraflar Şanlıurfa’da çektiğim ilk kareler oldu.

        Sabah olduğunda değerli gazeteci ve fotoğrafçı Halil Doğan’ın eşliğinde Balıklı Göl ve Şanlıurfa şehir merkezini gezmeye devam ettim. Devamında Şanlıurfa’nın belki de en tanınmış ilçelerinden olan Harran’a gittim. Malum, dünyanın ilk üniversitesi burada kurulmuş. Topraktan yapma kerpiç evleri ve insanlarının misafirperverliği ilçenin diğer artı yönünü oluşturmakta.

       Şanlıurfa Harran’dan sonraki durağım, Güneydoğu Anadolu’nun incisi, gerdanlığı Mardin oldu. Burda yine güzel anılara ve fotoğraflara imza atabildim. Burdaki çekimlerimde Mardin Fotoğraf ve Sanat Derneği başkanı Latif Sakız ve Mardin Belediyesi çalışanlarından Amber Kafe sorumlusu(kafeyi belediye adına işletmekte)Suphi ve Nazlı hanımın yardımları yadsınamaz. Suphi’nin ikramları ve Nazlı hanımın modelliği kayda değer durumlardı. Mardin Evleri, Kasımiye Medresesi, Konuk Evi, Protestan Kilisesi, Ulu Camii, Latifiye Camii, Zinciriye Medresesi, Sıhhat Emir Hamamı burada gezdiğim ve fotoğrafladığım yerler arasındaydı.

            Diğer durağım Midyat, bağlı olduğu Mardin’e yaklaşık 150 km. mesafede güzel ve çekici bir yer. Sarı taşlardan yapılmış eski ve yeni konakları, belediyeye bağlı konuk evi, camileri ve kiliseleri görülmeye değer yapılar arasındadır. İlçede bir yanda çan çalarken diğer yanda ezan okunması sanırım burda yaşayan insanların birbirlerine ne kadar saygı duyduklarının birer göstergesi olsa gerek. Suryani şarapları, sabunları ilçenin meşhur ürünleri arasında.

        Midyat’taki çalışmalarımdan sonra yol güzergahım üzerinde bulunan, Diyarbakır sınırları içerisindeki tarihi Malamadi Köprüsü’nü de gördüm ve sizler için fotoğrafladım.

        Malamadi Köprüsü’nden sonra sıra yine yolumun üzerinde olan ve Batman ilimize bağlı, tarihiyle sular altında kalacak Hasankeyf ilçesiydi. Tarihi bu ilçede yapıların restarasyon işleri yapıldığından birkaç fotoğraf dışında pek fotoğraflanacak alan bulamadım.5 poza yakın fotoğraf çalışıp ilçeden ayrıldım.

        Sırada, tarihimizde en az Osmanlı Devleti kadar öneme sahip  Selçuklu Devleti’nin ileri gelenlerinin ebedi istirahatgahı ,dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığı olma özelliği olan Ahlat Selçuklu mezarlığı vardı. Burası günde yaklaşık 1000 kişinin ziyaret ettiği bir mekan ve bakımlı olmasıyla da dikkat çekmekte.Mezar taşlarının üzerindeki motifler,yazılar gerçekten görülmeye değer eserler.Buraya gittiğimde saat öğlen saatlerini gösterdiği için fotoğraf çekmek için biraz bekledim. Çünkü bizim fotoğraf dağarcığımızda öğlen saatlerinde güneş sert olacağı için çekimler genelde ya sabah saatlerinde ya da akşam üzeri yapılır.Birkaç saat oyalanmadan sonra burdaki mezar taşlarını fotoğrafladım ve yoluma devam ettim. Sıradaki yer Van ilimiz.

        Van ilimiz ülkemizin güzide yerlerinden. Hele hele Van gölünün kenarında olması bu ile ayrı bir güzellik katmakta. Dediklerine göre Van için doğunun Paris’i diyorlarmış. Ama ben sadece Van’ın Edremit, Gevaş ve Ani ilçelerine uğradım. Edremit’in köftesini herkese tavsiye ederim. Edremit köftesini Trabzon Akçaabat köftesine tercih ederim diyebilirim. Bu lezzeti tattıktan sonra Gevaş’a dönüş yaptığımda saat gecenin 1’ydi.Kara ile Akdamar adası arası sefer yapacak deniz taşıtlarının seferlerini Akdamar’dan yaptıklarını öğrenince Gevaş’tan Akdamar tarafına geçiş yaptım. Sabah 7’de ana iskeledeydim. Daha önce edindiğim bilgilere göre Akdamar’a gitmek için özel kayık kiralayabilme imkanımız var diye biliyorken iskeleye vardığımda böyle bir imkanımız olmadığı bilgisini edindim. Hal böyle olunca saat 9 sularında kalkan ilk deniz taşıtına kadar bekleme durumunda kaldım.15 dakika süren yolculuğun ardından tarihi yapıların bulunduğu Akdamar adasına geldim. Burdaki serüvenim 2 saat kadar sürdü. Şansımdan güneş tam yükselmeden gelmiştim ve öğleye doğru çekimlerimi bitirdim.

           Akdamar Adası’ndan rotam tekrar Akdamar ilçesi oldu ve burdan aracımla Ağrı Doğubayazıt’a doğru yol aldım. Yol üstünde bulunan Muradiye şelalesine uğramamak olmazdı. Gün 14 sularını gösterirken şelaleye geldim. Yol boyu portre fotoğraf da çalışma şansım oldu. Şelalede de fotoğraf çalıştıktan sonra rotam Doğubayazıt oldu. Doğubayazıt için ayrı bir yol ayrılmakta, Ağrı merkeze girmenize gerek yok yani. Yollarda her zaman olduğu yapım çalışmaları devam etmekte olduğundan bu tür unsurlar tehlike oluşturabilmekte.

           Saat 17:00 sularında Doğubayazıt’a giriş yaptım ve 17:30 sularında tarihi İshak Paşa karşımda göründü. İshak Paşa Sarayı tüm güzelliğle beni bekliyor gibiydi. Sarayın bir bölümü resterasyon halindeydi ve bu da fotoğraf adına bende biraz burukluk yaratmıştı. Sevgili Murat Kocaman’ın rehberliğinde İshak Paşa Sarayı fotoğraf çalışmamı yaptıktan sonra günün yorgunluğunu atlatmak için Doğubayazıt merkezde konaklamaya geçtim.

   Ertesi günkü rotam Kars olacak. Sabah 5 sularında konaklama yerimden ayrıldım ve kahvaltı için Doğubayazıt ilçe merkezinde kahvaltı için açık bir yer bakmaya başladım. Sakadat sever misiniz bilmem ama Doğubayazıt merkezde yapılan paça çorbasını pek çok yemeğe tercih ederim diyebilirim.

    Ve yollar Kars. Ermenistan sınırı boyunca yol kıvrıla kıvrıla süregitmekte. Aynı bir önceki durağımda yaptığım gibi il merkezine girmeden direk ilçeye yani Digor’dan Ani’ye yol gitmekteydi ama aracımın yakıtı az kaldığı için mecburen Kars merkeze giriş yaptım. Yakıtımı aldıktan sonra yolum doğruca Ani ilçesiydi. Kars Ani arası ortalama 45 km. Ani’ye vardığımda girişte beni köpekler ve kazlar karşıladı. Kazların evcilliğine diyecek yoktu doğrusu, sanki gelen yokmuş gibi sürü halinde bir o yana bir bu yana gidiyorlardı. Ama köpekler hiç evcil olur mu? Biri hırladı mı diğeri de hırlıyordu ki benim diğerini sevmeme rağmen bu hırlamalar devam edince yöre halkı köpeklere kızınca kendimi güvenceye almış oldum. Ve Ani  Antik Kenti’ne geldiğimde yine bir hüsran beni bekliyordu. Tadilat çalışmaları devam ediyor ve bazı eserler tırlara yüklenerek başka yerlere nakil ediliyordu. Ama kalan sağlar bizimdir misali gezmeye  değerdi.Ani’ye gitmeyi düşünenler olursa şu uyarıyı yapmak isterim: Antik kente girdiğinizde yolun solunda İpek Yolu diye yön tabelası var.O yol sizi antik kentin aşağısındaki Tigran Honents kilisesine götürür ama yolun yukarı çıkışının olmadığını belirtiyim.Zira ben yukarı nasıl çıktığımı bilmiyorum. Kendi yolumu kendim çizdim yani.

     Yaklaşık 3 saatlik Ani Antik Kenti gezimden sonra gezimin son durağı olacak Kars merkeze doğru gitmenin zamanı gelmişti. Tüm gezi boyunca Mardin ve Kars halkının misafirperverliğini yadsıyamam. Buradan gezide bu sıcaklığı yansıtan herkese bir kere daha teşekkür ederim.

      Kars merkeze indiğimde tüm ihtişamıyla Kars kalesi ve 12 Havari Kilisesi(yeni adıyla Kümbet Camii) beni bekliyordu. Buraları da fotoğraflayıp da çay içmemek olur mu?Bu alanda yol boyunca çay evlerine rastlamanız mümkün.

        Gün yavaş yavaş batarken yolculukta karanlığa kalmamak en iyisiydi. Erzurum, Erzincan, Sivas üzerinden Kayseri’ye varma düşüncesindeydim. Yol uzundu ve artık demir alma vakti gelmişti Kars’tan. Çay evinin sahibiyle vedalaştıktan sonra artık yollar benimdi.Erzurum’u direk geçip Erzincan merkeze giriş yaptım. Vakit geç olduğu için ve biraz da yorulduğumdan dolayı istirahat etmem doğru olacaktı.

   Ertesi gün sabah 4 sularında yeniden yola koyuldum ve Sivas Şarkışla üzerinden saat 12:00 civarında Kayseri’ye geldim. Yol boyunca sıkıntı yaşamamam şanstı. Yoruldukça molalar vermemde gezinin seyrinin sağlığı açısından önemliydi diye düşünüyorum. Hani derler ya yola çıkmadan yolun ne getireceğini bilemezsin diye…Bende bu geziyi önce hayal ettim, sonra plan yaptım ve sonra gerçekleştirdim, uyguladım. Gezi boyunca yol boyunca denk geldiğim kavun karpuz satan esnafa ikramlarından dolayı bir kere daha teşekkür ederim. Adıyaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü çalışanlarına, Adıyaman Fotoğraf Yolcuları üyelerine, Halil Doğan’a, İbrahim Yıldız’a, Mardin Fotoğraf ve Sanat Derneği üyelerine, Ali Dağer’e,Öznur Bal’a, Dilara Akus’a, Murat Kocaman’a ve gezide emeklerini esirgemeyen herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Yeni gezilerde görüşebilmek üzere…

 

jale kasap, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 50
Kayıt tarihi
: 31.12.18
 
 

Niğde Üniversitesi Radyo-Televizyon bölümü mezunuyum.Fotoğraf çekmeyi ve kitap okumayı severim.Bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster