Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
307
 

Uzun ve Meşakkatli bir yol

Uzun ve Meşakkatli bir yol
 

Direnişin diğer adı hayatta kalabilmeyi başarmaktır


DİRENİŞ

Bundan tam olarak kırk beş yıl önce başladı direnişim. Hayata karşı oldukça dirençli bir tavır sergiledim, şu ana kadar. Neyse efendim konuyu dallandırıp, budaklandırmak ve dağıtmak istemiyorum. Size kısa ve öz olan yolculuğumu anlatmak istiyorum.

Annem ve babamın tanışıp evlenmeleri çok ilginç ve komiktir. Bu konuyla ilgili ileride bir çalışmam olacak, anneme sözüm var. Babam yirmi dört yaşındaymış annemi kaçırdığında. Annem ise henüz on dördünde, ama genç irisiymiş tabi, eski insanları bilirsiniz işte. Neyse evliliklerinden bir buçuk yıl sonra abim dünyaya gelmiş. Hatta ilk başlar anneme kısır bile demişler. Abim henüz bir buçuk yaşında iken, annem bana hamile kalmış. Tabi efendim ilk çocuk biraz geç olunca, istek üzerine üstelik ve erkek de olunca, annem beni pek hoş karşılamamış. Abim o zamanlar meme emiyor tabi doğal olarak, benim onun hakkını gasp edeceğim endişesine kapılmış. E köy yeri, kendisi genç, tarla tezek, hayvan, çocuk derken yoruluyor garibim. Cahilde, neyse efendim..

Annem inatla benden kurtulmaya çalışmış, tam üç ay boyunca faaliyetlerine devam etmiş. Ama ne ettiyse ben bir türlü hayattan vazgeçmemişim. Tam tersi daha bir inatla hayata sarılmışım. Tüm çabalarına rağmen beni düşürmeyi başaramayınca, mecbur doğurmaya karar vermiş. Benim artık ışığı görmek için sabırsızlandığım günlerde, malum yaz ayları tarla, bağ bahçe işleri yoğun olur. Annemim tarlada nişanı gelmiş. Biraz kırgın biraz da üzgün olduğundan olsa gerek, hiç kimseye bir şey dememiş. O aralar babam da kuzenine kız kaçırmak suçundan ceza evinde. Hal böyle olunca annemi koruyup kollayacak kimse yok, dedem'den başka. Dedeciğimde rahmetli, nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun, dünya tatlısı bir insan. Babaanneme demiş, bu gelini bu halde götürme tarlada doğuracak diye ama köy insanı işte cahillik var iş çok, çaresiz babaannem de götürmüş. Annem de bundan mütevellit az kırgın olduğundan, ve utandığından kimseye diyemiyor. Halam da annemin yanında kalmak istememiş.

Gece oluyor tabi annemin sancısı, yani ben tutuyorum. O hala inatla söylememek için direniyor. Gezinirken annem, rahmetli dedeciğim sesleri duyuyor, babaannemi kaldırıyor ve diyor git bak şu kıza bir şey mi var dolanıyor diye. Babaannem odanın kapısını açınca ne görsün, annem doğurdu doğuracak, hemen dedeme sesleniyor. Dedeciğim o hışımla ebe getirmek için gece yarısı evden çıkıyor saat de iki civarı falan.

Derken efendim annem dolanırken, sancının girmesiyle birlikte ıkınınca olanlar oluyor. Annem ayaktayken, ben o can havliyle kendimi nasıl dışarı attıysam artık, iç çamaşırın içine sıkışıp kalmışım. Kollarım bir paçadan, ayaklarım bir paçadan dışarı fırlamış. Valla anlatılan bu, olaylar aynen böyle olmuş. Tam o sırada ebe yetişmiş. Ben boğulmak üzereymişim. Neyse efendim yiyeceğim, içeceğim, göreceğim varmış. Çamaşırı kesip beni kurtarıyorlar. Operasyon başarıyla tamamlanıyor.

Benim yüzüme bakan yok tabi o arada abim ağlıyor.. ebe anneme fırça atmakla meşgul. Beni babamın eski bir gömleğine sarıp, kapının arkasına atmışlar, tabii göbeğimi kesmeyi unutmamışlar. Durum bundan ibaret, işte benim hayat karşında ki direnişim, maceram böyle başladı.

Yıl bin dokuz yüz altmış dokuz,  Salı gününün, sıcak bir, iki haziran sabahı, saat ikiyi biraz geçe fırlamışım hayata. O kadar acelem varmış ki sabahı bile bekleyememişim. O zamanlar benim yaşayacağımdan pek ümitleri yokmuş, sebebi Salı günü doğan çocuk yaşamaz inancı. Nereden takıldıysa akıllarına artık orasını bilemiyorum sormadım da.

Doğduğumda babam olmadığı için olsa gerek. Babamla ilgili hep anlatılan bir hikayem vardır. Ben üç aylıkken babamı cezaevine görmeye gitmişiz. Babam bana, kızım gel deyip ellerini açtığında, ben ona tıslıyormuşum. E yabancı tabii haliyle. Zaten anneme de pek yüz vermemişim beni istemediği için, memesini bile almamışım, yani emmemişim, bir aydan sonra. Aramız o gün, bugün açıktır. Tam bundan, kırk dört yıl önce bugün bu dünyaya gözlerimi açtım, zor da olsa. O günden beri hayata karşı direniyorum ama hayatla aram hiçbir zaman süt liman olmadı, anlaşamıyoruz bir türlü. Doğum hikayem, yıllar boyu hep bana anlatıldı, komik bir şekilde, o sebepten bunu yazıya dökme gereği duydum. Ne kadar başarılı oldum bunu da bilemiyorum ya. Annemin ve diğerlerinin anlattıkları bunlar. Efendim ez cümle bugün benim doğum günüm kırk dördüncü yaşımı doldurdum. Allah’ın izniyle. Şükürler olsun Rabbime ki, bu gün hala nefes alabiliyorum.

Sevgiyle, sağlıcakla  kalın efendim. Yününüzden gülücükler eksik olmasın

 

Dilruba Emine Genç  02 Haziran 2013 Pazar saat:23:30 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 457
Kayıt tarihi
: 11.01.13
 
 

İlkokul mezunuyum. Müzikle ve şiirle ilgileniyorum, yazmayı seviyorum..şu an bir roman çalışm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster