Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1066
 

Uzundere Mektupları I Çoruh Vadisi Ağlıyor

Uzundere Mektupları I Çoruh Vadisi Ağlıyor
 

Uzundere-Tortum Şelalesi / ezgiumut 2009 Güzün "YEŞİL CENNET UZUNDERE YOK OLMASIN"



Sevgili okur, n'olur sonuna değin oku mektubumu. Haberi okurken yüreğim kaktı. Güzün cenneti yaşadığım Çoruh Vadisi ve Uzundere kan ağlıyor...

O güzel doğaya, Çoruh Vadisi 'ne bu kıyımı yapmaya nasıl niyet ederler, hangi mantık, hangi din , hangi vicdan, hangi memleket sevgisi anlamak mümkün değil?....O zaman ne anlamı kaldı onca çabaların? Uzundere ve çevresini tanıtmak adına sizlerin, değerli gençlerimizin, gece gündüz demeden ne kadar özverili çalıştığınızı yaşayarak gördüm.Sizlerin emeklerinizin ve yerel insanların çabalarının da , umutlarının da, bölgenin ve insanların geleceğinin de çöpe atılması anlamına gelimiyor mu bu kara haber...Doğada şırıl şırıl akan, suyuyla, dinamizmiyle canlılara can katan derenin üstü 12 km boyunca örtülecekmiş. Betonla kaplı bir kanala çekilen dere dere olmaktan çıkarıldıktan sonra ve ışıksız, oksijensiz koşullar oluştuktan sonra orada kelebekler öldükten kuşlar uğramadıktan sonra,ceylanlar, tilkiler, sansarlar, ayılar susuzluktan kırıldıktan sonra, doğanın, suyun ve havanın özgür etkileşimi sonucu yaşayan canlılar ve endemik türler yok olduktan sonra , o güzel mikroklima yok olduktan sonra kim ne için yaşayacak ki o topraklarda ya da kim oraları gelip gezmek istesin ve neden? ..

Aslında Yusufeli' ne yapılacak baraj yüzünden doğanın kepçelerle grayderlerle alt üst edilişine şahit olduğum gece yüreğim cız etti. Dinamit çalışmaları nedeniyle karanlık gecede beklerken, yıldızlar da ağlıyordu gördüm. Daracık bir yol yapılırken bile çevrede yüzlerce metrelik alanın tahrip edildiğini böylesi projeler hazırlayanlar da gelip yerinde görsünler. Görsünler ki uykuları kaçsın biraz. Kendilerini o yöre insanı olarak düşünsüner. Ama empati zor yetenek.

Uzundere adına ve memlektim adına çok üzgünüm. Her yerde böylesi tuhaf projelerle doğayı neden ve kimler tahrip etmeye kalkıyor? Nerede bir güzel doğa ve ormanlık alan varsa oradaki KAMUSAL ALAN , ortak zenginliğimiz, hemen birilerinin doğayı acımasızca değiştirerek KİŞİSEL rant sağlanacak ÖZELLEŞTİRME alanlarına dönüştürülmüyor mu? Sular toplumun malı olan sular da sonunda özelleştirme kıskacında. Doğal içme sularından geçtim, onlar işletilip yarar sağlanıyor diyorduk ama şimdi derelere ve göllere ve hatta dağlara el attılar.

Yöreleri seller bastığında doğa olayı diye sorumluluktan kurtaranlar, şimdi yine bir doğa olayı olan dereleri ve gölleri parselliyorlar. Hidroelektrik santrallerin yapılış gerekçesi olarak GÜRCİSTAN'a satılacak elektrik gösteriliyor. Doğada olan şeyleri niye satmıyoruz da olmayanı üretmek için doğayı yok ediyoruz? Meyve, sebze,çiçek satsak ne olacak. Uzundere meyve cenneti. Çabalarınızla yeşeren turizmi geliştirsek, yıkıldı yıkılacak duran görkemli mabetleri, harabeleri restore etsek, sadece Gürcü Kiliselerini ziyarete gelen Ortodoks dünyası Uzundere ve çevresini kat kat geçindirir. Kuş gözlemi geçindirir, doğa yürüyüşleri geçindirir, kano yarışmaları geçindirir, kelebek turları ve ayı gibi yaban hayvanların gözlemi, doğal yaşam EKOTURİZM geçindirir.

DATUR projesine onay bazında destekçilik yapan ve sonuçlarla gururlanan KÜLTÜR ve TURİZM Bakanlığı milyonlarca dolarlık harcamalarla birlikte emeğin ve umudun yok olduğunu görmüyor mu? Bölgenin kalkınması için doğanın korunması gerekirken doğayı tahrip edildiğini yok saymak nedir?Bu tür projelere ilk karşı çıkanın Kültür Ve Turizm bakanlığı olması gerekmez mi?

Başka yerlerdeki, başka derlerdeki santarllerden elde edilecek elektrik için ise bir açıklama duyamadık, hani nereye satılacaklarına dair. Gören de her köyün , her derenin başına bir ağır sanayi tesisis yapılacak sanır. Oysa gün be gün bacalı sanayi kepenk kapatıyor. Yani üretilmesi planlanan onca elektrik için , işlevsel olarak kullanım alanı bile yok. Ölü doğan çocuk sanki. Bacalı sanayi kilit vururken, BACASIZ SANAYİ denen TURİZME bu çelme neden takılıyor? Her derede bir santral, bu inanılmayacak bir doğa katliamı değil de nedir?

Değerli gençlerimiz, turizm elçileri Musa Han , Egemen Çakır sizlerin çabalarınızı anlıyorum ve katılıyorum, memleketimizin insanları bu konuda, doğanın öldürülmesine karşı birleşmeli, hep birlikte bu doğa tahribine, yokedilişe ve bir anlamda da yok oluşa karşı koyacak bilinci gösterebilmeliyiz. Çünkü memleketimi seviyorum aynen sizler gibi. Bilinçli insanımızı seviyorum. Çünkü doğayı seviyorum. Biliyorum ve gördüm ki sizler de seviyorsunuz.

" Vatandaş Mustafa "diye bir belgesel film ki I. ULUSAL Dağ Filmleri Festivalinde birincilik aldı, YÖNETMENİ aynı zamanda bir hukuk adamı olan REMZİ KAZMAZ 'a kulak verelim isterseniz:

"...Fırtına Vadisi üzerine kurulan bir santralin hikayesidir VATANDAŞ MUSTAFA . Elektrik üretimi adı altında o güzelim cennet vadiyi katledenlere karşı 17 avukat olarak yola çıktık, sonra yüzlerce binlerce kişi olduk. Altı yıl süren davamızı kazandıktan sonra ne yapılacağı belli olmazdı."

"Küreselleşen ve kuraklaşan bu dünyamızda Karadeniz'e göz dikenler 437 dere üzerinde, HES projesi adı altında Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığından yakınını bulan bir ÇED raporu uyduran bizim Karadeniz'deki derelerimizin üzerine çöreklendi. Bir tarafta ÇED olmadan Kaz Dağlarına kazma vuranlar bizim orda HES projesi adı altında elektrik üretimi hikayesiyle yeşili katlederken, cebine yeşil dolduruyor. Avukatlık para etmedi. Bazan hukuk para etmiyor memlekette. Sanatla anlatmaya yola çıktık. Gönüllü çevreci dostlarımla beraber, tüm çevreci dostlarla birlikte cübbemizi bir tarafa bıraktık ve yönetmenlik cübbesini giydik. Bir film yaptık. ve ilk defa böyle bir ödül aldım. Ama müdahale devam ediyor çünkü bu müdahale filmi. "

"14' ünde nükleer santrallara karşı mücadelede Sinop'taki arkadaşlarla beraberiz. 15 inde Samsun'da HES Projesine karşı Samsun'u katledenlere karşıyız 16 sında Büyük şehir belediyesinin davetlisi olarak Porsuk çayın temizlenmesinde bu filmimiz orada gösterilecek 3 ünde Çankaya belediyesinde Hemşin Vakfı olarak Ankara'dayız Eskişehir'den sonra ve 7'sinde İzmir'deyiz. Ondan önce 5' inde Yatağan'da kurulan ikinci santrale, termik sanrale karşı orada olacağız. O nedenle bir müdahale filmi. Korunma devam ediyor. Ama özellikle bu filmin geçtiği doğanın koynuna gizlenmiş olan Fırtına Vadisini burada bulunan dostlarımız bu yaz ama özellikle özellikle bu yaz oraları gezip görmeye gelin. Çünkü biz oraları kurtardık. Artık santral yok. Orası dünya turizminin, dünya doğa turizminin merkezi olacak. Bu da böyle bilinsin ve duysun Ankara beni böyle. Mücadele devam ediyor."

Yukarıda sözcükler; bir hukuk adamı olarak çevrenin katledilmesine dayanamayıp, kendisini çevre korumaya adamış mücadelesini bir de sanatsal yönden sürdürmeye karar vererek Dağ ve Doğa Filmleri Festivali'nde birincilik ödülüne değer bulunan "Vatandaş Mustafa" adlı filmi çeken yönetmen Remzi Kazmaz'ın, coşkulu seslenişinden aktarabildiklerim.

Dağ ve Doğa Filmleri Festivalinin 3. yıl açılışı, Fransız Kültür merkezinde rastlamıştım Remzi Kazmaz 'a. Burada ,önceden de paylaştığım söyleşiyi yapma olanağı buluyorum. Şimdi de sorulara geçelim

Nasıl yola çıktınız?

Biz daha önce bundan 6-7 yıl evvel -ben kendim Çamlıhemşinliyim- Çamlıhemşin'de üzerinde kurulmak istenen bir hidroelektrik santralı vardı. Bu santral doğayı katlediyordu. 40 km'lik alanda bir tane yeşil bırakmıyordu. Oradan alınan taşlarla Karadeniz sahilleri dolduruluyordu. Bu nedenle biz de o yörenin çocuğu olduğumuz için, avukat olarak orada mücadeleye başladık. Bu mücadele sonunda dava ettik, Danıştay'da bu davayı biz kazandık. Kazandıktan sonra baktık ki bunlar yine değişik dereler üzerinde göz de dikmişler. Yapılacak fazla bir şey yoktu. Sivil toplum örgütlenmesi yaptık.Ben oralı olduğumdan dolayı sonradan bir Vatandaş Mustafa buldum. Kendisi imam ve çobandı. Doğayı koruyan biriydi. Onun gözünden anlatmaya başladım. Çok da hoş bir film oldu. Film bir mücadele filmi aslında. O nedenle tüm çevreciler bu filme sahip çıkıyorlar. Sonuçta nerede bir doğa katliamı varsa biz oradayız. Bunu her zaman her yerde söylüyorum.

Kaz Dağları hakkında ne söyleyeceksiniz?

Kaz Dağları ÇED raporu olmadan oraya kazmayı vuranlar şunu bilmeli ki orada bir katliam yapıyorlar böyle hukuka ve yasaya aykırı bir şekilde. Belki bakanlıktan kendi arkalarında böyle siyasi gücü almışlar ama hukuk orada onlara yetcek kadar güçlü orada. Bu nedenle Kaz dağlardaki katliamı en yakın zamanda yürütmenin durduracağına inanıyorum.Bu nedenle boş yere heveslenmesinler. Çünkü Kaz dağları herşeyden önce buranın herşeyden önce kendi oksijeninin akciğerleridir. Orasını kolay kolay teslim etmeyiz. Biz gereken her türlü mücadeleyi sadece sanatsal değil her türlü sivil toplum adına yapılacak mücadeleyi biz orada başlatacağız. Şu anda suskunluğun arkasından gelen büyük bir gürültüyü de beklesinler. Yani bu memleket bu ülke sahipsiz değil.

Peki bu Bergama'daki altın madenleriyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Yalnız altın arayanlar sadece Bergama'da aramıyorlar. Şu anda Artvin'de Borçka'da da altın arıyorlar. Şu anda altın aramak kadar doğada tehlikeli oyun yok. Bizi kandırmasınlar. Artık bu ülkedeki insanların gözü açıldı. Doğacı ve çevreciler bu ülkenin sahipsiz olmayacağını her yerde, Bergama'da gösterdiler. Orada Bergama'daki optimus amca rahmetli oldu oldu ama şu anda Vatandaş Mustafa bu anlamda meydanlarda. Bergama'da aranılan ve bugüne kadar hukukun en az dört kez kapattığı ocakların, hala farklı yöntemlerle çalıştırılması hukuk devletine aykırı eylemler hala devam ediyor. Bu ülkede eğer hukuk varsa ordaki bu türlü siyanürlü altın arama çalışmasına derhal son verilmesi gerekir. Çalışmanın altında emperyalist güçlerin Türkiye'ye büyük ölçüde dayatması var başka bir şey yok.

Teşekkür ederim.Bu "Vatandaş Mustafa"nın bir noktada bir marka, yani çevreyi tahrip edenlere karşı bir simge haline gelmesi hoşunuza gider herhalde?

Çok hoşuma gitti. İlk defa bir ödül aldım. Bu da beni kamçıladı. Mücadeleme hiç aralıksız ve soluksuz şekilde devam edeceğim.

Çok teşekkür ederim diyorum değerli çevreci hukuk insanı Remzi Kazmaz'a.

Yukardaki söyleşi tam 2 yıl önce yapıldı Remzi Kazmaz ile 2007 Aralık ayında...

Sevgili Okur, düşünelim birlikte o günden bugüne çevre konusunda olagelen tahripleri, çevreyi doğayı hallaç pamuğu gibi atacak olan projeleri mahkemelik olan çevre tahribi olaylarını düşünelim. Doğamıza sahip çıkmanın zamanı geldi de geçiyor mu? Uzundere, Çoruh Vadisi, Tortum, Borçka ,Kaz Dağları ağlıyor. daha adını bilmediğim nice göller, dereler, dağlar ağlıyor... dahası Facebook da: "YEŞİL CENNET UZUNDERE YOK OLMASIN" sayfasına da uğrayın. ezgiumut Ocak 2010

http://www.dagfilmfest.org/default.aspx

http://blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=79259

Bakınız Facebook

"YEŞİL CENNET UZUNDERE YOK OLMASIN"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

1993/1996 yıllarında Artvin'de görev yaptığım sıralarda işimiz gereği defalarca Uzundere-Tortum üzerinden Erzuruma gip gelmişliğim var..Yazınızla ve fotoğraflarla anıları tazeledim..Bunun için teşekkür ederim o bölgeye yolu düşenler Uzundere'de lütfen Cağ kebebı yesinler..:),Doğanın tahribatı insanların önde gelen meziyeti.. insanın yaşadı yer varmıdır ki ekolojisi alt üst olmasın..Selamlar

cinford ali duran 
 23.01.2010 20:01
Cevap :
Değerli katkı için teşekkürler. Evet insan eli yıkıyor ne yazık ki. Dağları indiriyorlar, dereleri kapatıyorlar ve her derede bir derebeyi pardon bir elektrik değirmeni. O yapılacak diye verilen zarar ortada. gerçekçi politikalar yerine tarftar zengin olsun anlayışıyla böyle gidecek olursa devletin malı deniz sözü dahi tarihe karışacak. parsellenmeiş dere yatağı kalmamış gibi. Ama artık insanlar da uyansın ne diyeyim. Çağ kebap yedim güzeldi ama yağlarını ayıklamaktan bi hal oldum. sanırım yöre soğuk ve kebap o nedenle biraz ağır. sağlıcakla...  24.01.2010 3:16
 

"önerilerim"de olmalı mutlaka. İki yıl önce yaptığınız söyleşi güncelliğini hala koruyor. Hatta durum gittikçe kötülediği için mücadelenin devamı açısından rehber niteliğinde. Üzülerek okudum yazınızı.

Nilgün Akad 
 16.01.2010 17:45
Cevap :
Çok teşekkür ederim Nilgün Hanım hem katkılarınız hem de öneriler için. Hep katkı koymaya uğraşıyoruz ama galiba sadece sizler gibi duyarlı dostları üzüyoruz o kadar. Başka ilgilenen oluyor mu,bilemiyorum.selam ve sevgiler.  17.01.2010 8:46
 

Doğasız biz olamayız ama biz doğayı yok ederiz değil mi arkadaşım.Sessiz kalmasın bu çığlığımız...Duyulsun artık... sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 14.01.2010 11:56
Cevap :
Meralciğim evet doğayı koruyalım deyip, sonra da altını üstüne getirene ses çıkarmamak da , bir cinayeti görüp de konuşmamak gibi bir vicdani suç. Değerli katkıların için teşekkürlerimle . sevgiler...  15.01.2010 4:25
 

Ezgi hanım merhaba, ne yazık ki vatandaşımızın çevre bilinci yeterince gelişmediği için, çevreye değer verme yerine, mirasyedi gibi tüketme eğilimli bir takım bürokrat ya da siyasilerin tercihi ile birer dünya harikası olan ve adeta pırlanta kadar kıymetli doğa güzelliklerimiz yok ediliyor. Oysa insanlar, dünyanın öbür ucundan bu güzellikleri görmek için geliyor; ne yazık ki bindiğimiz dalı kesiyorlar!..Saygılar, selamlar.

Ali Özdemir 
 13.01.2010 23:22
Cevap :
Şimdi orda uzakta olan köyler tıpkı şiirdeki gibi artık bizim olması gerekiyor, sahiplenmek gerekiyor. Yıllarca gözleri gerçeklere kapatılmış insanların çoğu bu son yaşananlarla olanı biteni görmeye başladılar.Değerli katkılarınız için teşekkürler. esenlikler diliyorum.  15.01.2010 4:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1303
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster