Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

17 Ocak '19

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
31
 

Vahşetin Masum İsmi: Kürk

KIRK KAT KÜRK
KIRKINI DA DÜR, BÜK!
Çocukluğumuzda şöyle bir oyun oynardık: Altı arkadaş karşılıklı üçer üçer dizilirdik ve bu yandaki üç kişi omuz omuza sıkıca sarınmış hâlde, karşı grup üçlünün üzerine doğru sert adımlarla yürürdük. Yürürken ağzımızdan şu sözleri sarf ederdik: “Üşüdüm, üşüdüm, a benim canım üşüdüm..!” Hava yaz sıcağı olsa da durum değişmezdi. Karşımızdakiler tavrımızdan korkmaz, bizden daha heybetli olarak üzerimize gelirler, gelirken de: “Kürkünü giy, kürkünü giy..!” diye âdeta gürlerlerdi. Biz bu defa: “Kürküm yok, kürküm yok..!” der, yürürdük. Onlar ise: “Alsana, alsana…” diyerek bizi bunaltmaya çalışırlardı. Biz, onların bunaltıcı tavırlarına nisbeten: “Param yok, param yok!’” diye hâlimizi haykırmayla, onlara doğru adım atarken, onlar buna fırsat vermez: “Çalsana, çalsana!” diyerek öneride bulunurlardı. “Nereden, nereden? Diye suâl etsek: “Saraydan, saraydan…” ifâdeleriyle, normalde çocuk aklına gelme ihtimali en düşük sayılabilecek bir cevap verirlerdi.
 
Bakın o zamanın mâsum bulunan oyunlarında ne tür hatâlar, menfî ifâdeler dolu… Batı medeniyetinden (Batı bataklığından) biz Müslümanlara geçmiş, dünyaya yönelik kışkırtmalar… Sonra batılılar bize kaybettirdikleri iyiliği bulmuşlar. Bizim iyilerimizde giderek yok olmaya durmuşlar. Kötü karakterli birileri, mâsumların beyinlerini, henüz bilinci gelişmeden ele geçiriyor. Şerir emellerini, oyun düzenekleriyle bilinçaltına bebeklik çağındayken yerleştiriyor. Sonra o beyinler, âile eşrâfınca fark edilip düzeltme yapılmamışsa, büyüdükçe şerlilerin istedikleri kıvama geliyor. Zamanla o nevî yetişmiş insanlar, mâden gibi kullanılıyor. Bugünün kötüleri, dünün çok kötülerinin eseridir. Doğrusunu Cenâb-ı Allah bilir.
 
İnsanoğlu ne yese, neyle donansa doymak bilmez. Acısı olan alelâde bir şahıs bile: “Acıyan yer ayrı, acıkan yer ayrı…” deyip tıkınmaktan geri durmaz. Bazı insanlarda (İnsan kılığına bürünmüşlerde) var ki; dünyalık ihtirasları kendi hâllerini aştı; mazlûm hayvanlar âlemine ulaştı. Güzel görünmek adına mıdır, zenginlik göstergesinden midir, yoksa ısınmanın şâşaalı hâli midir bilinmez, azgınlığın dozunu giderek artırmaktalar. Fazla para teminine başlayan insanların bir kısmı, yatırımını öncelikle derisi üzerine yapıyor. Bir başka canlının sırtından soyduğuyla, kendi sırtını donatıyor. Bu katliâmın ismine: “Kürk” deniyor. Kendilerinin idrâkten uzak düşüncelerine göre ise: “Kürk kuşanıyor.”
 
Göz önündeki gözde addedilen fitne tohumları, her buldukları toprağa atlamaktan geri durmuyorlar. Bakalım toprak sizi istiyor mu? Yüzsüzlük öylelerinde dizboyunu bile geçtiği için, yapışkanlık boyutuna ulaşmıştır artık…
 
Buldukları her fırsatta İslâm aleyhine faaliyetlerde bulunan cahiliye temsilcisi kimi hadsizler; Mübârek Kurban Bayramı zamanı gelince, onun hakkında bayağılaşıp, âmiyâne üslûplar takınırken; senenin kalan diğer bütün aylarında, necisleşmiş midelerine giren bonfilenin, bifteğin, salamın, sucuğun, jambonun… Haddi hesabını gözetmezler. Bu zavallılarda zekânın gramı yoktur. Şâyet olsa idi; Uludağ’da sucuk-ekmek partileri, yılbaşında hindi dolması, lüks kahvaltılarında dilimlenmiş jambon, brunchda sosisli çörekler, öğle vaktinde kuzu kebaplar, sosyetik dâvetlerde pastırmalı kanepeler gibi “Et ürünlerinin” tüketimi içine girmezlerdi.  
 
Ve konumuzun esas teşkil sahası olan “Kürk giyinme” çılgınlığı var bir de… Bunu genellikle sonradan görme şöhret budalası, kamera canlısı insanlar yaparken, kimi multi zengin veya halk sömürücülerinin hanımlarının da yaptığı âşikâr… Modanın kuklaları, kıçlarından para kazanan kılıksız kızların, yanlarında donunu dışarıda bırakan etek, sırtında mâsumiyetinden yararlanılmış hayvanın kürkü… Akıllı bilinenlerden biri demiş ki: “İnsan düşünebilen bir hayvandır.” Düşünebilen hayvanlık yapar mı, insanlığın kudretini kıymetini bilir, hâline şükreder. İnsan yaratılan, öteki varlıkları yaralamaktan beri durur. Onlara merhamet besler, duâ eder.
 
Ve fakat bu gürûhun insanlık nâmına öyle çok sosyal projelerde ismi olur ki, inanamazsınız… İnsan haklarından tutun da, hayvanları koruyalım hakları, sokakta üşümesinler hakları, evde koynumuzda besleyelim hakları, salyaları her tarafa bulaşsın hakları, çevremizi temiz tutalım hakları, ağaçları koruyalım hakları… Ne çok düşünürler, gözetirlermiş meğer hakları-hukukları… Kürk giyinmelerinden belli gerçi… O kadar çok seviyorlar ki insanları, onları dâhil oldukları hayvan katliâmında iş gördürmekten geri durmuyorlar. Öyle çok seviyorlar ki hayvanları, üstlerinde, kendilerine yapışık hâlde gezdirmekten epey hoşlanıyorlar. Tabi ölmüş/öldürmüş olarak…
 
Nasıl bir vahşettir ki bu; bir boyalı teyzeyi, diğer cemiyette var olan buruşmuşlara hava atsın diye; canlı canlı, binbir eziyetlerle hayvanların derilerini yolarak kürk giydirmek! En düşük haramzâdelerde bile kırk kat kürk… Birinin fiyatına yoksul bir mahalle doyar. Neylersiniz, insan olarak îmânda câhiliz… Lâkin nefsimizin buyruğunda pek uyanığız...
 
 
KÜRK NASIL SEVDİRİLDİ? 
Kürk denilince akla ilk olarak burjuvanın giydiği kürk paltolar geliyor. Bize kürk ne alâka? Ne alâka olacak; filmlerde kötüye model artistler, kürkü de neredeyse her filmde sırtlarından çıkarmadılar. Göze hitap değil maksat… Maksat beyin altına kürkü nakşetmek... Şimdiki bu elîm vakâlarda, artistlerin payı da oldukça fazla… Zâten pek çok kötülüğün şırıngasıdır artist kesimi… Buna rağmen fitneye karşı câhil olanlarımızca, artistin, fabrikatör ve karısının dışındakilere kürk hâlâ uzak ihtimal biliniyor. Oysa kürk artık bizim ülkemizde bile her yerde… Bilhassa büyük mağazalarda olmakla birlikte, diğer (Çokta ucuzlukçu olmayan) satış merkezlerine de sirâyet etmiş durumda. Bu ister her yanıyla koca bir kürk olsun, ister herhangi bir ürünün ponpon kısmı olsun, fark etmez; alınıp giyildiği takdirde, cinâyete ortak olunmuş demektir!
 
CİNÂYETİN TEMELLERİ ÜLKEMİZDE ATILIYOR
1970’lerin sonlarında, kürklü kıyafetlerin ülkemizde yeni görülmeye başlanıldığı vakitlerdi. Etek uçları ve kol uçları kürkle bezenmiş paltoları vitrinde görmüş olan annem: " Kırk hayvanın derisini yüzmüşler, bir hayvan giysin diye…" demişti. Bizde: “Hiç öyle şey olur mu anne? Onlar ölmüş hayvanların kürkünü değerlendirmek için almışlardır.’ diye yorumda bulunmuştuk.
 
Meğer safça söylenen ana sözü ne doğruymuş… Hakîkaten de, insan kimliğindeki kişilikleri gelişmemiş, sütleri bozuklar; hayvanın sırtından Cenâb-ı Allah'ın ona korunması amaçlı verdiği, derisine bitişik kürkünü diri diri söküp alıyorlarmış. Bunu biz bu yıllarda yeni yeni öğreniyoruz daha... Zîrâ insan olarak yaratılmış olduğumuzdan, hayvanların alanına tahrik ve tecâvüzde bulunmayı kendimize hak bulmuyorduk. Âile büyüklerimiz bize: “Onların dünyaya gelme amaçları bizden farklı… Onları hizmetlerimizde kullanacağız lâkin hayatlarına saygılı da olacağız. Asla eziyet etmeyeceğiz. Rabbimizin emrettiği üzere onlardan faydalanacağız.” diye belletmişlerdi.
 
Fakat âilesinden öğüt almamış olanlar veya almışsa kulak ardı etmiş bulunanlar, kendi cânîlik hisleri doğrultusunda başka canları hiçe sayabiliyor. Bir kürk uğruna, nice mâsum canların hayatlarına kasıt edebiliyor. Ve maalesef bunun adı vahşet olmuyor. Bu sorumsuzluğa “Cinâyet” denilmiyor.
 
Evlerinde hayvan besleyenler “hayvansever” bilinenler: “Benim finoma dokunmayan kürkçü bin yaşasın. Şâhâne kürkler üretiyor. Giyene bir bakan, bir daha o bakışı geri alamıyor.” diyorlardır muhtemelen…
 
BU CİNÂYETLER NİYE?
“Niye canlı canlı yapıyorlar bu işi? Bu kadar vahşet niye?” diye akla gelen soruya, internet araştırması şöyle cevap veriyor: “Hayvan ölü iken derisi soğur ve yüzülemez. Hayvan canlı iken yapılan soyma işleminde, kürke zarar verilmemiş oluyor. Kürk deriden kolayca sıyrılıyor.”
 
Peki, hayvanın canı bu işlem sırasında yanmıyor mu? Diye sorar isek, bunun cevabıysa şöyle izah edilmiş: “Hayvanların beyinlerinden ve anüsünden elektrik veriliyormuş. Böylece hayvan iki bölgeden birden şoklandığı için tepki bile veremiyormuş.”
 
Bunlar insanî davranışlar değil şüphesiz. Günâh boyutuna hiç değinmeyeceğim, zîrâ anlatımında âciz kalabilirim. Kürk giyen bir insanı, giymemesi konusunda uyarılarda bulunmanın etkili olacağını da düşünmüyorum. Bunu yapanlarda vardır sanırım. Hani şu sözde hayvan hakları savunucuları, onlar ele talkım verip, kendileri yutarlar salkımı…
 
Yüce Allah’ın yaratmasına saygı gösterip, Allah rızâsı için hayvansever olsalar, onların doğal hayat alanlarına müdâhale etmez, hayvanları kendi zevkleri uğruna eve kapatmaz, kürklerine göz dikmezlerdi.
 
Hakîkatte samimîce hayvanları seven, modasını takip etmez, hayvanları seven ticaretini yapmaz, hayvan kürklü giysi üreten fabrika kurmazdı. Yani hayvanları seven holding, hayvanları seven moda, hayvanları seven ticâret/sanayi olmaz, oldurulmaz. Yutturmayın millete, kendinizi akıllı sanıp, milleti uyutturmayın!
 
HAYIR YAPANLAR DA VARMIŞ
Bir de bazısı çıkıp kazancıyla hayır yaptığını, çocuk okuttuğunu, gazetelerin magazin servisinden duyuru yaptırıyor. Bir canın bedeninden yolduğunla karnını doyurup, artanıyla birini donatıyor olmak, tezeğin üzerine insan dışkısı katmak gibi bir şey değil mi? Milleti kandırmayalım, bilinçli millet isek bu dünyalıklara kanmayalım!
 
Kürk giyen bir insanı, kürk giymemeyi iknâ etmek için, ona: "İki ayaklı hayvan! Senin de tüylerini yüzüne baka baka, ilkel yöntemle yolsalar ne yaparsın?" demek, çok etkili bir iknâ yöntemi mi acaba? Olabilir mi? Biz insan olarak dünyaya geldiğimizi ve bunun hayata nasıl yansıtılması gerektiğini çok şükür biliyoruz. Onların nefislerince hapsedilmiş insanlıklarının erime seviyesine inip, insanlığımızı bozmayalım!
 
NE DİN, NE ÎMÂN, NE VİCDÂN…
Bu insanların dinleri, îmânları, vicdânları para olmuş, çok yazık! Bu dünyada ceplerini ve gönüllerini dolduran paraysa; geberdiklerinde aç gözlerini de toprak doyurur artık. “Dünyanın tadını bozan, mâsumları kendi ihtirasları uğruna yok etmekten çekinmeyen böyleleri, tez elden defolup gitseler, o kadar can zâyî olmasa…” diyor insan olan.
 
Tevbe estağfirullah! İnsanı zorla günâha sokuyorlar. Bakın nasıl kürke bulaşmamış bizlere bile zararları dokunuyor. İğrenç insanlar! Tipi kaymış, yabancı kültürünün etkisinde şaşmış, aynaya baktıklarında kendini farklı bir değer sanan zavallı zehirliler!
 
Şunu bilin ki, sizler istediğiniz kadar kürkle haşır neşir olun, her yanınıza kürk giyin, bedeninizin her tarafını kürkle sarının; kürklerini çaldığınız o mübârek hayvanlar kadar asla güzel olamazsınız! Bir kere kalpleriniz kararmış. Hırsınız uğruna hırsızlık yapıp hayvanları şokluyorsunuz, sersemleştiriyorsunuz; sonra derisinin üzerinden kürkünü soyuyorsunuz. Esasen işkence yaparak çalıyorsunuz! Ağzı var, dili yok hayvanın. Konuşabilse, şoka girmemiş olsa, size ne der, ne yapar acaba?
 
Siz bunu idrâk edemeyenlersiniz. Zîrâ siz, onların dünyaya gelme gayelerinin ne olduğunu bilmediğinizden, aslında sizler hırsın, ihtirasın şoklamasından salak olmuşlarsınız. Paranız dahi salaklığınızı örtemiyor. Boşuna allayıp pullamayın kendinizi, insan görünümlü canavarlarsınız! Anlayın artık bunu!
 
Yüce Rabbim onları güzel ve mâsum kıldı. İnsanların emrine, hizmetine de verdi. Ama: “Kürkünü eziyet ederek soyun, giyinin.” diye değil! “Canlıyken ceylanın derisini yüzün, filin dişini kırın, rakunun derisini, tavuğun gerisini gözleri size diri diri bakarken çıkarın, çıkarınıza bakın!” diye değil hâşâ!
 
İnsan, yaratılanlar içinde en üstün varlık. Yüce Yaratıcı böyle münâsib buyurmuş. Mâdem üstün varlıksın, kendinden âciz gördüğün hayvanları hem sever görünüp, hem horlamak nedendir? Horladığın hayvanlarla (Doğrusu onlardan daha değerli mahlûkların; zîrâ hayvanlar canları yandığı hâlde sabrediyorlar ve insanlara durup dururken zarar vermiyorlar.’) alâkalı hangi haber bültenlerinde duydunuz: “Ele geçirdiği insanın derisini diriyken yüzdü, giydi.” diye…
 
İnsan olarak kıymetinizin farkına varamamışsınız; ananız-babanız küçüklüğünüzde size hor bakmış, büyütmüş. Veya onlar nasihat vermiş de; sizi insan olmaya iletememiş. Şimdi mâsum canlara kıyıp, kürklerine bürünmekle sınıf mı atladığınızı sanıyorsunuz? Pis ezikler! Rahat bırakın dünyanın güzelliklerinden olan canlıları!
 
Neyse ki dünyada hiçbir şey kalıcı değil. Sizin hırslarınız, mâsumlara verdiğiniz eziyetler, dertler, çileler… Her şey yok olmaya mahkûm. Ve elbette sonrası var: Kalıcı âlem… İşte orada, âhirette o kürkler sizin sırtınıza ateş olup yapışır da, kürk severlik neymiş anlarsınız. O gün, eceli gelene çok uzak değildir. İnşallah doğruyu bulursunuz, çok geç olmadan!
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 471
Toplam yorum
: 236
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 178
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster