Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '06

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1012
 

Vahşi bir cinayetin analizi

Vahşi bir cinayetin analizi
 

Şiddete başvuranlara karşı empati yapamıyorum. Hele vahşet uygulayanlar...
Nasıl duygulara sahipler, neler hissediyorlar? Bilmesine biliyorum, anlayamıyorum... Ama çoğu zaman gazetede bu tür bir haberi okurken, kendimi fark etmeden kurbanın yerinde buluyorum.

Neler hissetti?
Korku?
Kızgınlık?
Aldatılmışlık?
Hayret?

Her uygulanan vahşet insanlığın biraz daha kaybıdır...
İnsanlık denen bütünlüğün biraz daha eksilmesi...
Aylar önce bir uçak mühendisi gazeteye ilan vererek satmak istediği otomobilini alacakları bahanesi ile kendisini tuzağa düşürenler tarafından acımasızca öldürüldü. Katiller o kadar rahatlardı ki maktulün arabasını satmaya kalkarken yakalandılar. Genç adamı şehir dışına götürmüşler, paralarını, kredi kartlarını, arabasını almışlar, kendilerini takip etmemesi için toprağa kısmen gömecekleri bahanesi ile toprağa gömmüşler, en son başını da toprakla örtmüşlerdi. Liderleri arkadaşlarına zavallı genci bu şekilde bıraktıkları takdirde kendi kendine öleceğini bu nedenle yakalansalar dahi cinayetle suçlanmayacaklarını söylemişti. Zavallı genç adam öleceğine o kadar inanmıyordu ki toprağın altından "-Arkadaşlar nefes alamıyorum" diye seslenmişti.

Gazeteler yazdı televizyonlar uzun uzun verdı.

Haberlerde cinayet tatbikatı görüntülerle verildi.

Çok sakin ve rahat görünmeye çalışıyordu liderleri...

İşlediği vahşeti derinlere mi itmişti zihninde, farkındalık alanının dışına mı gömmeye çalışıyordu, kendisini şöhrete mi hazırlıyor, bunun heyecanını mı yaşıyordu ?

Kameralar, sorular adeta başını döndürmüştü...

Başarılı bir konserden sonra basının karşısına çıkan bir sanatçı, bir rekor kırmış sporcunun tavırları içerisindeydi... Aşşağılık kariyerinin dönüm noktasında hissediyordu kendisini...

O ana, o başarının doruğa vardığı zafer anına gelene kadar yapılması gerekenleri es geçip sadece sonucu hissetmeye çalışıyor, taklit ediyor, gerçeği dışlayıp başka bir yaşantı anı oluşturuyor, öyleymiş gibi davranıyor, kendi korkunç oyununun yol açtığı felaketi algı alanının dışında tutarak eğlenmeye çalışıyordu...

Bu kahredici felaketi bilincinin dışında tutuyordu. Televizyonculardan, gazetecilerden para istiyordu röportaj için, yıldızının parladığı anı yakalamanın halet-i ruhiyesi içerisindeydi…

Çok para sahibi olacağını hesaplamış olmalı idi, avını yakalamış bir sırtlanın mağrur bakışları gelip yerleşmişti gözlerine...

O oraya gelene kadar neler olmuştu ?

Nerelerden geçmişti, onu o insanla orada buluşturan ana gelene kadar neler olmuştu ?

Neler söylemiş, nasıl anlatmış, hangi sözcükleri kullanmıştı ?

Bunları ne yazık ki tam olarak göremeyeceğiz , zira anlattıkları kelime kelime kaydedilmeyecek, toparlanarak, bir mantık elemesinden geçirilecek ve düzenli cümleler haline sokularak savcı tarafından katibe yazdırılacak, sonra ilk duruşmada hakim de aynı şeyi yapacak...

Kendi vahşetini nasıl tanımladığını tam olarak hiç öğrenemeyeceğiz...

Ve onu analiz edemeyeceğiz, onu bu duruma sokan o çürümüş nedenleri fark edemeyeceğiz...

Bu tür suçları işleyenler aslında psikanalitik bir incelemeden geçirilmeli. Toplumun bu arızalı parçalarındaki arıza nedenleri bulunmalı...

Anne sevgisi görmediği (annesinin de anne sevgisi görmediği, mevrus günahlardır bunlar) , sevgi görmediği düşünülebilir, şiddete maruz kaldığı kesin gibidir. Kendisini kanıtlama ihtiyacı duymaktadır. Hükmetme duyguları içerisindedir. İnsanların kendisinden korkmalarını sevmelerine tercih eder. Aslında çoğu insanda küçük de olsa bulunabilecek, defo olarak varlığını sürdüren, kişiliğe, davranışlara etki etmeyen leke parçaları bu kişide kimliğe egemen olmuştur. Davranışlarını belirleyen, onu güden dürtüler olarak ortaya çıkmışlardır.

Ve bu kirlenmiş ruh, hiç günahı olmayan birisine rastlamış, hiçbir matematikçinin kuramayacağı bir denklem, hiç kimsenin öngöremeyeceği bir uğursuz bağlantı kurulmuş, o kirlerle hiçbir ilgisi olamayan birisi kirlenmenin bedelini ödemiştir...

Bir bakıma hayatta ödediğimiz bedellerin büyük çoğunluğu da böyledir. Başkalarının kirlettiğinin hesabını öderiz hep.

Bu nedenle anlayamayız uğradığımız haksızlığın nedenini…

O acılar içerisinde ölen, başkalarının günahlarına kurban edilen genç adam artık acı çekmiyor, ne yazık ki yaşamının son anları ızdıraplı an parçalarından oluşuyor. Ama acıları dindi artık…

O anlamadı neden kurban edildiğini ama biz anlayabiliriz, anlamalıyız. Anlamaya çalışmalıyız. Şiddet her köşeye uzanıyor, beslendikçe daha fazla acıkan , iştahı açılan kanlı bir ahtapot gibi. Baş edilmesi çok zor ve ne yazık ki onu besleyen, teşvik eden koruyan bir sistem her şeyi kontrolüne almış durumda.

Ve bu ortamda ne yazık ki değerliler yok edilirken, aslında çöp olan ve toplumun çöplüğünde yer almaları, rehabilite, tedavi edilmeleri gerekenler, sistemin baş aktörleri ve yöneticileri, yön vericileri oluyorlar. Son olayda da öldürülenle öleni karşılaştıralım:

Ölen, öldürenden zekaca üstün, ahlaki değerlere sahip, topluma yararlı, üretime katılan, üst düzey teknolojiye vakıf ve topluma bu yönde katkıda bulunan birisi. Artık yok…

Diğeri topluma saldıran ve bu saldırı ile bir can alabilen, kolayca yakalanabileceğini dahi kestirecek zekadan yoksun (burada psikopati eğilimli kişilerin abartılı cesaretleri ile zekaları arasındaki ters orantıyı konu dışında tutmalıyız) , katliam yapabilecek, dehşet yaratıp onunla övünebilecek , üretim yapmak yerine üretenlerden şiddet kullanarak elde etme yoluna başvurabilecek, ahlaki hiçbir kaygı taşımayan birisi.

Bu ikinci figür bir süre sonra kanlı kariyerini başarı ile sergileyecek bir rol alacaktır toplumda . İnfaz sisteminin sağladığı indirimler ve ihtirasları ahlaklarını yok etmiş , idraksiz , liyakatsız , hatta zaten yetersiz, hırslar ve zaaflarla malul olan dimağları, patalojik olarak da sağlığını yitirdiği halde ülke yönetimi emanet edilen politikacıların doğal olarak yapacakları karanlık hizmetlerin bir sonucu olarak, birkaç oy alabilme illüzyonunun aç gözlü iştahı ile çıkarılacak muhtemel aflarla çok kısa bir süre sonra hiç de hakkı olmayan özgürlüğüne kavuşacaktır. Değerli bir parçasını , masum ve kimseye zararı dokunmayan bir bireyini yok ederek kirli bir darbe vurduğu topluma karışacak ve yukarı basamaklarında yerini alarak hak ettiği pisletilmiş saygıyı görecektir.

Bu vahşeti uygulamaya yönelten dürtülerin tesbiti için bu hastalıklı kişilerin analizi gerekmektedir.

Bir sürü de psikolog var adalet bakanlığında istihdam edilen, test yapabilirler, en azından veri toplayabilirler ve bunlar çok önemli sonuçlara götürebilir...

Kariyerden söz ettim...

Onların da kariyer anlayışı öyle, toplumun o uğursuz yüzünde de kariyer kaygıları , imaj çabaları var..

Yaşam adlı oyunun o tip rolleri verdiği lânetlenmiş çocukları, diğer sahnelerdeki çocuklarla benzer kaygılara sahip.

Oto hırsızlığından tutuklanan ve daha önce bir çok cinayet işlemiş olan birisi şöyle diyordu avukatına :

"- Abi bir an önce tahliye ettirmelisin, kariyerim zarar görüyor."

Cinayetten tutuklansa idi hiç rahatsız olmayacak, kariyeri ile ilgili tasalanmayacaktı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 4134
Kayıt tarihi
: 07.09.06
 
 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra İstanbul'da 21 yıldır serbest avukat olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster