Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
196
 

Vakit öylesine bir akşam işte...

Vakit öylesine bir akşam işte...
 

"Unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara." Birhan Keskin


( Vakit haftalar önce bir akşam)

Bir gönül dostumun deyişiyle “gönül kışa giresi değil” ya da ‘her gün sonbahar’ şarkıdaki gibi.

Gönlün mevsimi hep farklı. Gönül, hep farklı zaman dilimlerinde; farklı boyutlarda.  Zaman denilen ve bizlerin kendimizi daha da zora sokmak için uydurduğu mefhumla işi yok onun. Alarmı yok mesela. ‘Ben aşık olmak üzereyim hazırlan.’ diye uyarmıyor. Mesaisi de yok. Bitti artık benim işim demiyor.

Belki de diyordur kim bilir. Bizlerle birlikte o da yaşlanıyor ya da ‘yaş’ alıyordur. Gönlümüze girenlerle çıkanlarla ya da içeri davet edip dışarıda bıraktıklarımızla çoğalıyor ya da eksiliyordur. Küsüyordur mesela. Sesimize ses vermiyor, bizimle aynı dili konuşmuyordur. Tercümesini sadece kendisinin bildiği, kendi yarattığı bir dilde konuşmaya devam ediyordur aslında. Ama biz anlamadığımız için tepki veremiyoruzdur.

Çığlık atmak isterken susuyor, ağlamak isterken durduruyoruzdur gözyaşlarımızı. Belki de gözyaşlarımız da gönlümüzün tarafını seçiyor, o da kendi kendi şarkısını söylüyordur kendi dilinde. Melodilere eşlik edemiyoruzdur.

Taa çocukluğumuzdan aşina bir melodidir belki de birden bire hatırlarız. İşte o anda ‘Yapmak, yıkmakta mıdır gerçekten?’ diye sorarken buluveririz kendimizi. Gök gürültüsüyle birlikte geri gelir tüm korkularımız. Yağmur olup yağsın isteriz biriktirdiklerimiz. Ama bu kez yorganın altına saklansak da akmayacaktır. Çocuk masumiyetiyle, annemizin deyimiyle ‘inci tanesi’ olup boncuk boncuk düşmeyecektir göğsümüze.

Toprak kokusudur bize çocukluğumuzu özleten. Şefkat umarken sevdiklerimizden, yoruluruz beklemekten. Saçlarımızın her bir teli rüzgârla okşanır tanıdık eller yerine. Kalabalıklarda yalnız, yalnızlıklarda kalabalık olmaya başlarız. Kalabalıklaştıkça yalnızlaşır, yalnızlaştıkça çoğalırız. Çoğaldıkça bir bir eksilir yüreğimizdekiler. Yüreğimizdekileri emanet ederiz görünmeyen tanıdıklara. Emanetlerimiz hayalet dostlarda güvendedir.

Güven?

Gönüllerine dokunsak gerçek olur mu ki hayalet dostlarımız? Yoksa dokundukça daha da mı silikleşirler? Dokunabilir miyiz vücut bulmamış ‘dost?’ yüreklerine?

Bir hayal, bir düş, bir yalan, küskün yüreğimizin karanlıklarından gelen bir sitemdir aslında bu. Sitem, yüreğin melodisinde fazladan bir notadır ritmi bozan. Gönlün ölüm fermanıdır sitem.

Fazladan bir nota, bozulan ritim ve ölü bir yürekle kalakalırız kendi karanlığımızda, hayalet dostlarla kendi kalabalık yalnızlığımızda, saçlarımızı rüzgârlar tararken. Üşütür rüzgârlar. Kollarımız boşlukta kalır sarıldık sanırken. Düşecekken sendeler, sendelerken dayanak ararız. Dayanamaz boşluğa düşeriz. Düştükçe kanar, kanadıkça acır, acıdıkça güçlenir, güçlendikçe öldürürüz umutlarımızı. Umudumuz tükendikçe biz de ölürüz.

Gönül, kışa girmiştir çoktan, baharı bekleriz.

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 256
Kayıt tarihi
: 12.08.11
 
 

Bazen kelimeler içinize sığmaz olur ve taşar. İşte o zamanları yaşadığım şu günlerde yazdıklarımı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster