Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '14

 
Kategori
El Sanatları
Okunma Sayısı
748
 

Valla kanyonunda kaldı yazmalarım

Valla kanyonunda kaldı yazmalarım
 

fotoğraf, igneoyamodelleri.com sitesinden


Bismillah başlayalım yazmaya.

Yazma...

Ha, yazma dediğim, sözü, düşünceyi im ve harflerle anlatmak demek olan hece, harf, işaret, kelime, cümleden mürekkep yazmak eylemi değil, Türkçe sözlüğümüzün bohça, yemeni, başörtüsü, yorgan gibi şeyler yapmakta kullanılan, üstüne boya ve fırça ile ya da tahta kalıplarla desen yapılmış bez; bu bezden yapılmış başörtüsü diye tanımladığı... Bilhassa kenarları, süsleri naylon ipliğe direnen ipek ibrişim kullanarak yapılan iğne oyalı yazma. Mesela bizim meşhur Kastamonu iğne oyası. Hele hele Azdavay, Pınarbaşı iğne oyaları...

     Seri üretim eşarba, türbana, başörtüsüne rağmen ayakta kalmaya çabalayan iğne oyalı yazmaları çok uzun anlatmak gerek. Şimdilik değinip geçeyim, çeyiz sandığını bilahare (bila ahir) açarım; oya kenarda dursun, iğne ile yazma üzerine iki çift laf edeyim:

     Dün gibi aklımda, henüz yeniyetme, bir garip oğul iken okuma yazma sevdasına kapıldım ve çok geçmeden yazı yabanda Zülküfül Nebi Dağı derler kutlu bir dağın dibinde kurulu bir kasabada haftalık yayımlanan dört yapraklı Ergani gazetesinde mürekkep yalamaya başladım. Allah uzun ömürler versin ustam, yazmadan önce okumayı ve yerleri temizlemeyi, çıraklığı öğren dedi. Sözünü dinledim dinlemesine ya, ille yazma. Sağ olsun, ne halin varsa gör diyerek bir köşe verdi: bak bakalım yazma neymiş! Delikanlı ve meraklıyız ya, pek bir hevesle yola koyuldum.

     Meğer ne belalı işmiş: ha okuma yazma ha iğneyle kuyu kazma...

     Koca bir ömür harcadıktan ve sayısız iğne kırdıktan sonra (aldığımız aptes, ürküttüğümüz kurbağaya değmedi) yok, bu böyle olmaz, vazgeç bu sevdadan dedim kendi kendime.

     Peki, vazgeçtim mi? Ne gezer! Can çıkmayınca huy çıkmaz. Alışmış kudurmuştan beterdir.

     Böyle böyleyken günün birinde, bir muhterem kardeşim (gazeteci Hayri Arslan Beyefendi), gel dedi: Küre dağlarının orada, Valla kanyonunun yamacında, Ilgarini mağarasının yakınında tam sana göre bir kuyu var. Al iğnelerini, kazmaya başla.

     Evvela mırın kırın ettim, sonra ne yalan söyleyeyim pek bir heveslendim. Gelgelelim elim kalem tutmaz olmuş. Aradan günler geçti tek satır yazamadım. Bizim Küreli büyüklerin pek sık hem de keyifle söyledikleri bir deyim aklıma geldi. Büyüklerimiz benim gibilere der ki: "Ene, gümüş zurna senin nene!"

     Ben de gümüş zurnadan vazgeçtim, bundan böyle çifte su verilmiş çelik iğneyle (gümüş iğne olsa hiç fena olmaz ama haddime mi düşmüş!) Azdavay-Pınarbaşı kelebelerinde dokunmuş ketenle, dokumayla, ipek ibrişimle yazmaya başlayacağım. Kısmetse çeyiz sandığımı açacağım.

     İnşallah bu baharın başlarım ilk iğne oyalı yazmaya... 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 368
Kayıt tarihi
: 26.11.12
 
 

Yazar, gazeteci (eskisi); şimdilerde işsiz, göğe ve suya yazıyor.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster