Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
988
 

Var mı yanıtlayacak başka bloger-yiğit(*) ?

Var mı yanıtlayacak başka bloger-yiğit(*) ?
 

Günlük e-ileti trafiği içinde değerli bir arkadaş bu soruları "Var mı yanıtlayacak babayiğit ?" diyerek yollamış. Önce sorular bana oldukça tuhaf ve alakasız göründü. Vaktim vardı. Eğlenceli olabileceğini, beyin jimnastiği açısından da iyi gelebileceğini düşündüm. Kendimce -ilk akla gelen neyse o şekilde- yanıtladım. Aynı başlığa "başka" sözcüğünü de ileterek sizlerle de paylaşıp yanıtlarınızı duymak istedim. Tümünü birden yanıtlamak yeni bir blog demek olacağından seçerek, bir kaç yanıt yeterli olabilir.

Eeee... Süreğen bir karamsarlık olmaz ya! Biraz da mizah gerek insana. Zeka ile ele ele, omuz omuza veren cinsten... Yaşamın upuzun vadesi içinde, aslında bir kısmı yersiz ve zamansız acıları bebek yağı ile ovup yumuşatırcasına!

"Tarzan'ın neden sakalı yoktur?" Köse olduğu için. Sonradan oluşan türden... Savaşcı ruh ve yalnızlık nedeniyle erkeklik hormonu salgısını önce aşırılaştırıp bir süre sonra köreltmiş olabilir .

"Pillerin bittiğini bilmemize rağmen kumandanın tuşlarına neden daha sert basarız?" . Bastıkça da şarj edebileceğimizi düşündüğümüz için olsa gerek.

"Kamikaze pilotları neden kask takar?". Yüce bir amaç uğruna intihar eylemi öncesi başlarına güneş geçip de kararlarından dönmesinler ya da yanlış hedefe dalmasınlar diye!

" İnsanlara "4 milyar yıldız var" dediğinizde size inanırlarken, "boya ıslak" dediğinizde neden kontrol ederler?". İlkini test etmek -NASA dışında- mümkün değil ama ikincisi kolay. Tanrıya inanırken yanındaki insana inanıp güvenmemek de benzer bir refleks olsa gerek.

"Karanlığın hızı nedir?". Bunun için önce aydınlığın hızını da bilmek gerekebilir. Paris'e, Luvr müzesine gidilip bir bakılır. Oraya kadar gidilmişken İsviçre-Fransa sınırı yakınlarında CERN'e de uğranır. Oralarda bununla ilgi bir ölçü aleti varsa -rica, minnet, bir ölçümlüğüne- alınarak ölçülür, yoksa vazgeçilir.

"Bebekler iki saatte bir uyanırken insanlar neden rahat uyumayı bebekler gibi uyumak" şeklinde tanımlar?" . Yanlarında bebekler gibi emre amade bekleyen baba ve anneleri olmadığı için öyle derler sanırım. Bir de zihinlerde yer alan "uyku-masumiyet özdeşliği" de "bebek-uyku-masumiyet" üçlemesine davetiye çıkararak bu yanılgıyı doğuruyor olabilir. Masumiyet de insanı rahatlatan bir duygudur! Kıssadan hisse hiç bir erişkin, çoğu kez, uyurken bile masum ve rahat değildir! Velhasıl uyku meselesi önemli bir meseledir!

http://blog.milliyet.com.tr/Uskudar_da_sabah_olurken___/Blog/?BlogNo=228234

"Hava sıfır dereceyken yarın iki kat soğuk olacaksa, hava yarın ne kadar soğuk olacaktır?". Yine "0" derece olacaktır tabii ki. Ama sorunun muhatabı (bir taşra üniversitesinde olanaksız) bir bilim adamıysa; bir önceki günün sıcaklık değerine bakar, "0" ile farkını alır, bunu da ikiyle çarparak size bir değer söylemeyi tercih edebilir!

"Uzaya gitmemiz nasıl bavullara tekerlek koymayı akıl edişimizden önce oldu?". O zamanlar adım başı -sonradan kibarlık olsun diye "taşıyıcı" da denilen- hamallar vardı. İşgücü de daha az nitelikli olduğu için sömürü daha ucuzdu. Uzayı da aynı ucuzlukla sömürürüz sanıldı. Oysa bu iş oldukça pahalıya patladı! Gelinen noktada, uzay çalışmaları hız kesti, bavullara ise tekerler takılarak sahiplerinin elinde hızlandılar. Aslında iktisadi aklın akılsızlıklarının bu türden örnekleri sanıldığından da çoktur.

http://blog.milliyet.com.tr/Iktisadi_Aklin_Akilsizliklari__/Blog/?BlogNo=115742

"İnsanlar neden yüksek binalara çıkıp dürbünle aşağıya bakmak için para verir? Hiç durup düşündünüz mü?". Göğe dürbünle bakarken ufukları yüksek binalar kadar sınırlı olan beyinler bunu yapar diyelim gitsin...

"Saygı duruşu hep vardır da sevgi duruşu neden yoktur -ya da bilinmez-?" İktidar ilişkilerinin sevgi ilişkisine göre çok daha belirgin olduğu, özgürlükten uzak toplumlarda bu durum son derece doğal! Ayrıca 'saygı duruşu'nun çok belirgin bir formatı olduğu halde 'sevgi duruşu' için bunu tespit etmek zor. Ayakta olup olamayacağı bile tartışma götürür.

"Bir ineğe bakıp "şu sallanan pembe şeyleri sıkarak içinden çıkanı içeceğim" diyen ilk insan acaba kimdi?" Sorunun muhatabı dindarsa Adem ile Havva der! Yok, eğer bilimi ön planda tutuyorsa; "M.Ö.10.000'lerde ilk köyü kurup hayvanları evcilleştirenlerin en yaşlısı olsa gerek" der (Bizim Alacahöyük yakınlarında mukim).

"Ya şu tavuğun makatından çıkan ilk şeyi yiyeceğim" diyen ilk insan?". İneğin pembe şeylerini ilk sıkan insanın akrabalarından birisi olsa gerek!

"Neden ekmek kızartma makinesinin ekmeği yakan bir sıcaklık ayarı hep olur?" Ekmeğin yanması hiç kızarmamasına göre daha az acemice ya da başarılı bulunduğu için...

"İktisatçının yenisine ekonomist denirken ya maliyecinin yenisine ne denir?" Bu mantığa göre, mali-yeni-st dense gerek...

Peki, neden evlenirken herkes yeni çiftin düğün-dernek yanındayken boşanırken sadece birkaç kişi vardır? Çünkü evlenme aşamasında geleceğe dair büyük bir umut, hayaller ve toplu mal edinimi vardır. Boşanırken ise, bu umut ve hayaller iflas etmiş ve iki kişilik (maddi-manevi) tasfiye süreci başlamıştır. Kalabalık ilk "iyi günde" bir arada, boşanan çift ise son "kötü gün(lerin)de" de baş başadır!

"Az sonra sizi muayene edeceklerini bile bile jinekoloğunuz siz soyunurken neden odayı terk eder?". İç çamaşırlarında olası bir leke görmek ya da koku algılamak istemedikleri için olsa gerek!

"Goofy ayakta dururken Pluto neden dört ayaküstünde durur? İkisi de köpek değil midir?. Muhtemelen Goofy insana özenir, Pluto ise köpekliğinden memnundur. Asıl sorun köpekliğe özenen insanların iki ayaküstünde durmalarındadır!

"Mısır yağı mısırdan, zeytinyağı zeytinden yapıldığına göre, bebek yağı neden yapılır?". Henüz çok genç, taze, dalından koparılmış bitkilerden yapılır. Tezat şu ki, 'bebekler'in büyüme şansı varken, yağ yapılan o bitkiler hep "bebek" kalır. Canı (yağı) çıkmış ölü birer bebek.

"Domuzlar terlemezken insanlar neden "Domuz gibi terledim" derler? Kötü kokusundan, bir de İslamiyet'te domuzun haram sayılmasından galiba. Başka dinlerden olanların da bu konuda hangi hayvani özneyi kullandıklarına bir bakmak lazım.

Konu köprü intiharları olunca; neden stadyumlarda olduğu gibi çok yüksek köprülerin yanlarına diklemesine ya da trapez ağı gibi alt yanlarına kalın urgan ağlar konulamaz? Maliyeti ne ola ki! İnsan hayatından daha değerli ne var ki? Ama konuya yaklaşım, "bakış açısı" meselesi. "Sistem insan için mi yoksa insan sistem için mi?" Tabii ki ikincisi. Yani kalın urgan ağların maliyeti, (ölümü göze alacak derecede) sistem için işe yaramaz insanlardan çok daha değerli olunca tercih de aksi yönde maalesef! 

"Asansör düğmesine birden fazla kez basmak asansörü daha hızlı getirir mi? Kesinlikle hayır. Fakat yukarı çıkma-aşağı inme konusunda görevini yeterince yapmışlık duygusunun tatminini sağlar. Bence o kadar.(**)

İ.Ersin Kabaoğlu,

4 Şubat 2011, Ankara

Not: (*) Babayiğitlerin blogcu olanlarına yönelik bir sıfat denemesi. Ayrıca bu sıfatı salt erkek okurlara yönelik olarak da düşünmedim. Hoşgörünüze sığınarak!

(**) Bu bloğuma gelen değerli yorumlardan doğan "kanguru ya da matruşka blog" için bkz.

http://blog.milliyet.com.tr/Sorular_ulkesinin_yanit_kentleri/Blog/?BlogNo=288970

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

neden rahat bir uyku bebek uykusu olarak tanımlanır?" Burada ki uykunun süresi değil,niteliği önemli olduğu için.Bebek gibi uyumak derin ve rahat uyumak,sekiz saat uyumak ama her saat başı uyanmak? Eğlenceliydi Ersin Bey....:) paylaşıma teşekkürler,içtenlikler.

Şerife Mutlu 
 08.02.2011 23:10
Cevap :
Evet sevgideğer Şerife hanım... Değindiğiniz konu; nitelikle nicelik, yüzeysellikle derinlik arasındaki önemli fark! Bu coğrafyada -ve hatta tüm doğu-islam coğrafyasında- hep birbirine karıştırılan, görmezlikten gelinen... İçtenlikli saygı, sevgim ve dostça selamlarımla...  09.02.2011 14:25
 

"Düşüncelerimizi okuyorum" diyen birisi, hangi alfabeyi kastediyor? Dokunma duyumuz olmasaydı, neler olurdu, neler olmazdı? Örneğin mutluluk?...Bilinen bütün lisanlara ilâve olarak bizim ailede yeni bir "dil" geliştiriyoruz: bebişce...Bu lisan kabul görür mü? :-) Selamlar...

Yurdagül Alkan 
 08.02.2011 14:23
Cevap :
"Düşüncelerimizi okuyorum" diyen birisi, olsa olsa ya çok ileri 'teknolojik bir alfabe'(bilgisayar uyumlu yalan makinası benzeri) ya da metafizik (tek tanrılı üç kutsal dinin alfabesinden birini -Kiril, Arap ya da Latin alfabesi- kullanıyordur. Dokunma duyumuz olmasaydı her an, kolaylıkla bir çok kaza ile (yanma, elektrik çarpması vb.) karşılaşırdık. Hadi şans eseri bunları atlattık diyelim sevgi-aşk diye bir şey ya olmazdı ya da çok zayıf bir duygu halinde kalırdı ("sevmek dokunmaktır" diyen görüşe saygıyla). "Bebişce" adlı yeni aile "dil"i, bebeklerin olağanüstü güzel varlıklarıyla beliren masumiyetin hüküm sürdüğü tüm haneler için en güzel dil olsa gerek...Ta ki ilk ergenlik çatışmaları başalayana kadar kullanılabilir:-)) İçten saygım ve dostça selamlarımla...  08.02.2011 17:47
 

Ben kuşların hep o ünlü "Simurg-Zümüt-ü Anka" efsanesi doğrultusunda "Kaf dağının arkasına doğru" uçtuklarını düşünürüm. Günümüzde 'Simurg'lar kalmadığı için başarısız hava akınları sonucu sürekli kaldırılan filolar gibi onlar da sürekli oraya doğru uçarlar... Uykuların da kuşlar gibi aynı yere kaçmayı düşündükleri kanısındayım ama ömürleri bir günlük -hatta en fazla 16-18 saat- olduğu için de bunu hiç bir zaman başaramaz, o yüzden de bizlerle saklambaç oynamayı seçerler... Suda seken taşlar sonunda dibe gideceklerse de sekerler, bu sekilen taşlardan çok sektirenlerin maharetidir bence... Suda seken hayatlar gibi...

Ersin Kabaoglu 
 08.02.2011 12:37
 

Yok, ben soru sormayacağım :) Sorulmuş sorulara verilmiş mizahi ve incelikli cevaplarınızın dimağımda bıraktığı tadla gülümseyip; önermek için izin isteyeceğim :) Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 08.02.2011 11:06
Cevap :
Aman efendim... Sizin, yurtseverliği insan sevgisine katık ederek nakış işler gibi yazdığınız blogların dimağımızda bıraktığı tadla bir olamaz! Naçizane bu yazıma önerileriniz arasında yer vermeniz ise benim için gerçek bir onur ve gurur vesilesidir. Bilesiniz! Sevgi, saygı ve dost selamlarımla...  08.02.2011 11:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 356
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2347
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster